<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Yurt Haber Ajansı</title>
                      <link>https://www.yurt-haber.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yurt-haber.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Gerçek, doğru, anlık haber...</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Sun, 17 May 2026 12:39:07 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Yurt Haber Ajansı - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Yurt Haber Ajansı</copyright><item><title><![CDATA[Psikolojik Danışman Taha Akdağ: “Kaygıyı Yok Etmek Değil, Yönetmek Gerekir”  - Videolu Haber]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-psikolojik-danisman-taha-akdag-kaygiyi-yok-etmek-degil-yonetmek-gerekir-videolu-haber-29992.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-psikolojik-danisman-taha-akdag-kaygiyi-yok-etmek-degil-yonetmek-gerekir-videolu-haber-29992.html</link>
                    <description><![CDATA[Psikolojik Danışman Taha Akdağ,Genç Nesiller Derneği, dernek gönüllülerinden gelen sorular doğrultusunda düzenlenen programda Genç Nesiller Derneği Genel Başkan Yardımcısı Handan Akgün'ün sorularını cevapladı.Akdağ, sınav kaygısı yaşayan öğrenciler, ergenlik dönemi ve sosyal medyanın gençler üzerindeki etkilerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Akdağ, gerçekleşen programda ailelerin tutumunun çocukların psikolojik gelişiminde belirleyici olduğunu vurguladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Genç Nesiller Derneği, dernek gönüllülerinden gelen sorular doğrultusunda düzenlenen programda Genç Nesiller Derneği Genel Başkan Yardımcısı Handan Akgün'ün sorularını cevaplayan Psikolojik Danışman Taha Akdağ, öğrencilerin sınav kaygısından, sosyal medya kullanımına kadar merak edilen soruları yanıtladı. Akdağ, yaptığı açıklamada ailelerin tutumunun çocukların psikolojik gelişiminde belirleyici olduğunu vurguladı.

"Kaygı Aynı Zamanda Bir Motivasyon Kaynağıdır"

Sınav sürecinin çok yoğun bir süreç olduğunu dile getiren Akdağ, kaygının aynı zamanda bir motivasyon kaynağı olduğunu belirterek şunları söyledi;

"Sınav süreci çok yoğun bir süreç olarak öne çıkıyor. Öğrencileri de zorlayan bir süreç. Sınav temposuyla beraber öğrenciler dört duvar içerisinde bir koşturmaca peşinde. Öğrencilerin bu süreçte ders çalışmanın dışında kendisine de vakit ayırması gerekiyor. Burada bilinen bir yanlış var. Yaşanan bu süreçte kaygıyı tamamen yok etmeye çalışıyorlar. Kaygı aynı zamanda bir motivasyon kaynağıdır. Kaygının tamamen yok olması bununla birlikte motivasyonun da yok olması anlamına gelir. Burada asıl olan kaygıyı yönetebilmek. Yani optimize edebilmek. Çok yüksek olması da çok az olması da aynı şekilde kişiye zarar verir. Bunu dengeleyebilmek çok önemli."

"Eleştiri Yerine Takdir"

Akdağ sınav hazırlık süreçlerinde eleştiri yerine takdirin çok önemli olduğunu ailelerin hatalar üzerinden eleştiri yapmasını bırakması gerektiğini ifade ederek;

Sınav hazırlık süreçlerinde eleştiri yerine takdir edilme de önemli. O yaş grubu eleştiri konusunda hassas bir yaş grubu. Aileler genelde çocukları hataları üzerinden eleştiriyor. Bunun yerine biraz daha takdir, aynı zamanda sınava hazırlanan çocuğun planlanmasında, düzene girmesi konusunda biraz daha destekleyici bir rol edinmeleri gerekiyor. Başka çocuklarla kıyaslama durumunda çocuk da belli bir yerden sonra artık ters tepmeye başlayacaktır. Bir özgüven eksikliğine, bir yetersizlik hissine bürünmeye başlayacaktır. Yani o düzenli kıyaslama uzun vadede de, kısa vadede de çocukta bir özgüven problemi, yetersiz özgüven düşüklüğüne kesinlikle sebep olur. Çocuğu bir başkasıyla kıyaslamak yerine kendiyle kıyaslayabilirsiniz. Ya da istenen bölüme giden çocukların netleri üzerinden örnek vererek kıyaslama yapılabilir. Yani örneğin "O gitti, sen gidemiyorsun" şeklinde değil de, gidenin net aralığıyla bir kıyaslama yapılabilir." Dedi.

"Yapılan Baskılar Çocuğun Kendisini İfade Etme Yeteneğini Köreltir"

Ailelerin çocuklara yaptığı ders baskısının bir yerden sonra ifade yeteneğini körelttiğini ifade eden Akdağ şunları söyledi;

"Ailelerin çocuklara yaptığı ders baskısı kısa vadede ders çalıştırıyor gibi gösterebilir. Fakat bu durum uzun vadede çocukta bir yerden sonra kendisini ifade etme yeteneğini köreltir. Yani törpüleme şeklinde yavaş yavaş azaltır. Kendisini ifade edemeyen çocuk öfkelenmeye başlar, içine kapanır. Biraz daha manipülasyona açık duruma gelebilir. Öfke durumu yüksek çocukta başarı konusunda biraz problem yaşar. Uzun vadede baskı da aynı şekilde kıyaslama gibi bir yetersizlik ve değersizlik hissine sebebiyet verebilir."

"Aileler Ergenlik Döneminde "Seni Anlıyorum" u Hissettirmeli"

Ergenlik döneminde kimlik arayışı ve duygusal karmaşanın yoğunlaştığını belirten Psikolojik Danışman Taha Akdağ, ailelerin bu süreçte yargılayıcı ve baskıcı tutumdan uzak durarak gençlere "Seni anlıyorum" duygusunu hissettirmesi gerektiğini vurguladı.

"Bu dönemler çocukların, gençlerin kimlik bunalımının içerisinde oldukları bir dönem. Ergen grubu dediğimiz grup daha ağırlıklı olarak duygusal hareket eden bir grup, Duygusal hareket ediliyor, fakat duyguların da tam olarak ne olduğu bilinmiyor. Çocuk onun karmaşası içerisinde. Bunları adlandıramıyor, tanımlayamıyor. O duygu karmaşasının tam olarak ne içerdiğini bilemiyor. Aynı zamanda bir kimlik arayışında rol modellerini gözden geçiriyor. Bu da çocukta birazcık daha özgürlük hissiyle de beraber asi çocuk dedikleri bir şeye getiriyor durumu. Bu konuda aile biraz daha baskıcı ya da eleştiren ya da yargılayıcı tutumdan ziyade, ergenin söylediği şeyleri, cümleleri, yaşadığı hisleri anlamaya çalışmalı. Aileler o şekilde düşünmeyip gençleri biraz daha anlamaya çalışmalı. Etkin olarak dinleyici rolünde bulunmaları gerekiyor. Otoritenin sınırlarının net olması gerekiyor. Ama aynı zamanda da biraz daha açık olması gerekiyor. Onun birey olduğunu hissettirmeli. Onun sözlerinin de önemli olduğunu, fikirlerinde de duygularında da var olduğunu. Aileler bu dönemde "Seni anlıyorum"u karşıya hissettirmeli."

"Sosyal Medya Zamanla Dikkat ve Odak Problemlerine de Yol Açıyor"

Sosyal medyanın gençleri etkilemesi üzerine de konuşan Psikolojik Danışman Taha Akdağ, sosyal medya kullanımlarının kontrollü olması gerektiğini belirterek açıklamasının devamında şunları söyledi;

"Sosyal medyanın gençleri etkileme meselesi günümüzde çok büyük bir problem. Çünkü sosyal medya gerçekten kopuşun bir mecrası haline gelmiş durumda. İnsanlar genellikle en mutlu olduğu anları ya da o anda en mutluymuş gibi göstermek istedikleri anları paylaşıyor. Kötü, mutsuz ya da güzel görünmeyen şeyleri paylaşmıyor genellikle. Hep bir mükemmel an paylaşımı söz konusu. Bu da gençlerde, çocuklarda, lise, üniversite ve sonrası gruplarda kendisini kıyaslama durumuna sebebiyet veriyor. Kendisini de öyle olması gerekiyormuş gibi hissetmeye başlıyor. Ve bu da genci gerçeklikten birazcık koparıyor. Sosyal medya kullanımı bir duygusal karmaşaya sebebiyet verebiliyor. Çünkü sosyal medya kısa videolar, kısa bilgiler üzerinden ilerliyor. Zamanla dikkat ve odak problemlerine de yol açıyor.30 saniyelik, 20 saniyelik videolara alışılıyor. Belli bir yerden sonra fazlasına tahammül kalmıyor. Günlük yaşamda ise iş, aile ve sorumluluklar gibi daha uzun süreli dikkat gerektiren durumlar oluyor. Bunlara karşı bir tahammül olmuyor. Tahammül olmayınca gerçekleştirme konusunda bir eksiklik ortaya çıkıyor. Gençlerin sosyal medya kullanımında sınır olmalı. Ama sınır koyarken bile takip unutulmamalı. Ailelerin o verdikleri 20 dakikayı iyi kontrol etmeleri gerekiyor."

Kaynak : PERRE


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Psikolojik Danışman Taha Akdağ: “Kaygıyı Yok Etmek Değil, Yönetmek Gerekir”  - Videolu Haber - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 12:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23042026221140_b32c9d4cbe7e8a33711b0cc001294b18.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23042026221140_b32c9d4cbe7e8a33711b0cc001294b18.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23042026221140_b32c9d4cbe7e8a33711b0cc001294b18.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Avustralyalılar artık Türkiye’ye vizesiz gelecek]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-avustralyalilar-artik-turkiyeye-vizesiz-gelecek-29973.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-avustralyalilar-artik-turkiyeye-vizesiz-gelecek-29973.html</link>
                    <description><![CDATA[Resmi Gazete’de bugün yayımlanan kararla Avustralya Umuma Mahsus Pasaport sahipleri, 17 Nisan 2026’dan itibaren Türkiye’ye turistik amaçlı 180 günde 90 güne kadar vizesiz seyahat edebilecek.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı kararıyla Avustralya vatandaşlarına önemli bir kolaylık sağlandı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan 11172 sayılı karar uyarınca, Avustralya Umuma Mahsus Pasaport hamili vatandaşlar, 17 Nisan 2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye turistik amaçlı seyahatlerinde ve transit geçişlerinde her 180 gün içinde azami 90 gün vize muafiyeti elde etti.

Karar, Türkiye-Avustralya ilişkilerinde turizm ve karşılıklı seyahat kolaylığı açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.

Daha önce vize uygulaması bulunan Avustralyalı turistler, artık kısa süreli ziyaretlerini vize derdi olmadan planlayabilecek. Karar kapsamında transit geçişler de vize muafiyeti kapsamına alındı.

Uygulamanın geçerliliği bugünden itibariyle başladı.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Avustralyalılar artık Türkiye’ye vizesiz gelecek - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:28:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/18042026094210_c301755b8e507957e4f867fe1e6941a2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/18042026094210_c301755b8e507957e4f867fe1e6941a2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/18042026094210_c301755b8e507957e4f867fe1e6941a2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Beyin dokusu acıyı hissetmiyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-29788.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-29788.html</link>
                    <description><![CDATA[Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.

Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı

Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.

Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez

Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya,&nbsp;“Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Beyin dokusu acıyı hissetmiyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120046_5d4dfb613ad7bcf84d02d167f553e995.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120046_5d4dfb613ad7bcf84d02d167f553e995.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120046_5d4dfb613ad7bcf84d02d167f553e995.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bitki çaylarında demleme talimatı zorunlu hale geldi ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-bitki-caylarinda-demleme-talimati-zorunlu-hale-geldi-29790.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-bitki-caylarinda-demleme-talimati-zorunlu-hale-geldi-29790.html</link>
                    <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, bitki çayları için demleme talimatının ambalajlarda yer almasının artık zorunlu olduğunu duyurdu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bakanlık açıklamasında, "Artık her paket üzerinde hazırlama talimatı bulunacak. Bu sayede vatandaşlar, bitki çaylarını en doğru ve sağlıklı şekilde tüketebilecek." ifadelerine yer verildi.

5

Açıklamada, tüm bitki çaylarının ambalajlarında, tüketicilerin kolayca takip edebileceği demleme bilgilerinin yer almasının mecburi olduğu belirtildi.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Bitki çaylarında demleme talimatı zorunlu hale geldi  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 11:07:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120121_1ad590124dc469a744a6b1e50331e9bc.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120121_1ad590124dc469a744a6b1e50331e9bc.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30032026120121_1ad590124dc469a744a6b1e50331e9bc.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-katarakt-yas-siniri-tanimiyor-29772.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-katarakt-yas-siniri-tanimiyor-29772.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünya genelinde kalıcı görme kaybının önde gelen nedenlerinden olan katarakt, gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ile oluşuyor ve bulanık görme, ışığa hassasiyet, renklerde solgunlaşma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Genellikle 50 yaşından sonra görmeye alışkın olduğumuz katarakt, artık gençlerin de görme kalitesini tehdit ediyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Prof. Dr. Kadriye Ufuk Elgin erken yaşta kataraktın en önemli nedeninin genetik miras olduğunu belirtiyor: “Eğer kişinin aile öyküsünde, özellikle birinci derece akrabalarında katarakt gelişimi varsa, bu durum bireyin mercek yapısının çok daha erken yaşlarda bozulmasına zemin hazırlıyor.”

Genetik kadar modern dünyanın beraberinde getirdiği kronik sağlık sorunlarının da kataraktı yine erken yaşlarda tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Elgin, “Kontrolsüz seyreden diyabet, yüksek tansiyon, obezite ve göz içi basıncı katarakt sürecini hızla öne çekiyor” diyor.

Çocukluktaki göz kazaları kataraktı tetikliyor

Erken kataraktta bir diğer sebep ise göz travmaları. Prof. Dr. Elgin, küçük yaşlarda yaşanan spor yaralanmaları veya kazalar sonucunda göze alınan sert darbelerin etkisinin yıllar sonra katarakt olarak ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisi ve sigara kullanımı genç yaştaki kataraktın "gizli suçluları” arasında yer aldığını söylüyor.

Genç yaşta katarakt nasıl önlenir?

Prof. Dr. Elgin, erken başlangıçlı katarakttan korunmak için UV ışınlarını engelleyen güneş gözlüğü takmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, diyabeti kontrol altında tutmak ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmenin faydalı olacağını söylüyor. Hem katarakt hem de diğer teşhis edilmemiş göz hastalıkları için düzenli göz muayenesinin öneminin altını çiziyor.

&nbsp;Tek tedavi ameliyat

Kataraktın ilaçla tedavisinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Elgin, “Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat genellikle damla anestezisi ile yapılır. Gerekli durumlarda sedasyon veya genel anestezi uygulanabilir. Hasta, ameliyattan sonra aynı gün taburcu edilebilir ve ertesi gün sosyal yaşantısına dönebilir. Kataraktın tedavisinde uzun yıllardır fakoemülsifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde ses dalgaları (Ultrasound) ile kataraktlı lens göz içinde parçalanıp dışarı alınır ve yerine yeni bir mercek yerleştirilir” diyor.

Akıllı mercek seçeneği

Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı premium (akıllı) göz içi lenslerin de tedavide öne çıktığını aktaran Prof. Dr. Elgin, “Bu mercekler sayesinde hastalar hem katarakttan kurtuluyor hem de diğer kırma kusurlarının tedavi edilmesiyle net bir görüşe kavuşabiliyor” diyor.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:37:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115131_5cff0524fabc12c59ce1b716567b44a9.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115131_5cff0524fabc12c59ce1b716567b44a9.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115131_5cff0524fabc12c59ce1b716567b44a9.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ölüm sebepleri arasında ilk 10'da yer alıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-29773.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-29773.html</link>
                    <description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli &nbsp;görevler üstleniyor.&nbsp;Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız,&nbsp;bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir. &nbsp;Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda &nbsp;olmaktır” diyor. &nbsp;Gastroenteroloji Uzmanı&nbsp;Prof. Dr. Hakan Yıldız, &nbsp;karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Hepatit B&nbsp;

Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına &nbsp;yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle &nbsp;ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor.&nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor.

Obezite

Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının “karaciğer yağlanması” olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan&nbsp;obezite, karaciğerde özellikle “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor. &nbsp;Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız,&nbsp;&nbsp;son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, “Araştırmalar, obezite sorunu &nbsp;yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir” bilgisini veriyor.&nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10’unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor.&nbsp;

İlaçlar ve bitkisel ürünler

Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu &nbsp;gelişebiliyor. &nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;İlaçları ve bitkisel ürünleri ‘masum’ görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor.&nbsp;

Aşırı alkol tüketimi&nbsp;

Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor.&nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;Alkolü güvenli sınırların altında ve seyrek tüketmek (haftada 2-3 kadehi geçmemek) karaciğer sağlığımız için çok önemli.&nbsp;

Genetik hastalıklar

Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor. &nbsp;Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor.&nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor.&nbsp;

Otoimmün hastalıklar

Karaciğer otoimmün hastalıkları &nbsp;(otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor. &nbsp;

Nasıl önlem almalı?&nbsp;Erken dönemde tanı konulduğunda&nbsp;otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yapıyor.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Ölüm sebepleri arasında ilk 10'da yer alıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115133_6e92acd0eaec1528ce6370b5470b1ad8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115133_6e92acd0eaec1528ce6370b5470b1ad8.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24032026115133_6e92acd0eaec1528ce6370b5470b1ad8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[YOK SAYMAK: En Ağır Tokat Sessizliktir.]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yok-saymak-en-agir-tokat-sessizliktir-29715.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yok-saymak-en-agir-tokat-sessizliktir-29715.html</link>
                    <description><![CDATA[Ferzan Özer, “Yok Saymak” başlıklı yazısında insan ilişkilerinden ticarete ve siyasete uzanan sessiz ama en ağır cezayı anlatıyor: Bazen en güçlü tepki konuşmak değil, birini artık hiç yokmuş gibi kabul etmektir.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Dünyanın en büyük yüküdür; aklı sende olmayanı yüreğinde taşımak.

İnsan bazen kırılarak değil, uyanarak büyür.

Ve bir gün anlar:

Bazen bağırırsın, duyulmaz.

Anlatırsın, anlaşılmaz.

Tepki verirsin, ciddiye alınmaz.

İşte o an insanın içine bir şey çöker.

Değersizlik hissi… derin anlam.

Ve o zaman insan şunu öğrenir:

EN GÜÇLÜ CEVAP SES YÜKSELTMEK DEĞİL, HÜKMÜ KALDIRMAKTIR.

Yok saymak…

Birini hayatından silmek değildir bu.

Onun artık etkisinin kalmadığını ilan etmektir.

Hayatta da böyledir.

Sana haksızlık yapan birine uzun uzun hesap sormazsın bazen.

Kapıyı kapatır, bir daha o eşiği geçmezsin.

En ağır yaptırım budur.

***

Ticarette de böyledir.

Seni aldatanla tartışmazsın.

Bir daha alışveriş yapmazsın.

Piyasa en sert cevabı böyle verir.

***

Siyasette de böyledir.

Meydanlarda söylenen sözler unutulur.

Ama sandıkta verilen sessiz karar unutulmaz.

Toplum, bazen konuşarak değil, yok sayarak cezalandırır.

Çünkü insan en çok eleştirilince değil, artık muhatap alınmayınca sarsılır.

Yokluk acıtır.

Ama yok sayılmak bitirir.

Ve unutma:

Bir gün insanlar seni eleştirmeyi bırakırsa, bu kazandığın için değil…

Seni artık hüküm cümlesinden çıkardıkları içindir.

İşte asıl düşüş,

o sessizlikte başlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[YOK SAYMAK: En Ağır Tokat Sessizliktir. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 22:46:20 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/yok-saymak-en-agir-tokat-sessizliktir-014938-20260307.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/yok-saymak-en-agir-tokat-sessizliktir-014938-20260307.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/yok-saymak-en-agir-tokat-sessizliktir-014938-20260307.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-29698.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-29698.html</link>
                    <description><![CDATA[Enflamasyonun bağışıklık sisteminin tehdit algıladığında devreye soktuğu koruyucu ve iyileştirici bir yanıt olduğunu söyleyen Dr. Halil Ertürk, “Akut enflamasyon kısa sürer; enfeksiyonla savaşır, yara iyileşmesini başlatır ve işini tamamlayınca sonlanır. Kronik enflamasyon ise enflamatuvar sinyallerin uzun süre hafif yüksek kalmasıdır. Klinik olarak sessiz görünebilir, fakat hücresel düzeyde yıpranmayı artırır, yaşlanmayı hızlandırır” diyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama… &nbsp;

Enflamasyonun bağışıklık sisteminin tehdit algıladığında devreye soktuğu koruyucu ve iyileştirici bir yanıt olduğunu söyleyen&nbsp;Dr. Halil Ertürk, “Akut enflamasyon kısa sürer; enfeksiyonla savaşır, yara iyileşmesini başlatır ve işini tamamlayınca sonlanır. Kronik enflamasyon ise enflamatuvar sinyallerin uzun süre hafif yüksek kalmasıdır. Klinik olarak sessiz görünebilir, fakat hücresel düzeyde yıpranmayı artırır, yaşlanmayı hızlandırır” diyor.&nbsp;

Enflamasyon sinyalleri bu değerlerde gizli!

Klinik pratikte enflamasyon sürecinin izlerini kanda takip edebildiklerini belirten&nbsp;Dr. Halil Ertürk,&nbsp;“Örneğin hs-CRP (yüksek duyarlılıklı C-reaktif protein) vücuttaki düşük düzeyli enflamasyonu gösteren önemli bir belirteçtir. Ferritin her ne kadar demir depolarını yansıtsa da enflamasyon durumlarında yükselme eğilimindedir. İnsülin direnci göstergeleri, hücrelerin insüline yanıtının azalmasını ortaya koyarak metabolik stres hakkında ipucu verir. Lipid profili (kolesterol ve trigliserid değerleri) ve karaciğer enzimleri ise damar sağlığı ve metabolik yük hakkında bize bilgi sağlar. Gerektiğinde daha ileri tetkiklerle altta yatan neden detaylandırılabilir” ifadelerini kullanıyor.&nbsp;

Kronik enflamasyon bu 3 yol ile yaşlandırıyor!

Yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin eskisi kadar esnek çalışmayabileceğini belirten&nbsp;Dr. Halil Ertürk, “Bazı savunma yanıtları zayıflarken, bazı enflamatuvar sinyaller daha kolay tetiklenebilir ve daha uzun süre yüksek kalabilir. İşte bu tablo, yaşla birlikte görülen düşük düzeyli ve sistemik enflamasyon eğilimini ifade eder. Bilimsel literatürde bu durum “inflammaging” olarak adlandırılır. Terim, “inflamasyon” ve “aging” (yaşlanma) kelimelerinin birleşiminden gelir ve kronik, düşük düzeyli enflamasyonun biyolojik yaşlanma sürecini hızlandırıcı etkisini tanımlar. Bu süreç tek bir mekanizmayla değil, birbiriyle bağlantılı üç temel biyolojik yol üzerinden ilerler” diyerek o 3 mekanizmayı açıklıyor.&nbsp;

Bağışıklık Sisteminde Sürekli Alarm Hâli

Bağışıklık sisteminin düşük düzeyde ama sürekli uyarıldığında hücreler arası iletişimi sağlayan “sitokin” adı verilen sinyallerin dengesinin değişebileceğini belirten Dr. Halil Ertürk, “Onarım ve iyileşme süreçleri yerine “tetikte kalma” durumu baskınlaşabilir. Bu da dokuların uzun vadede daha fazla yıpranmasına neden olabilir” diyor.

Metabolik Dengesizlik ve Visseral Yağ

İnsülin direnci (hücrelerin insüline yeterli yanıt verememesi), kan şekeri dalgalanmaları ve özellikle karın içi yağ dokusu enflamatuvar sinyalleri artırabilir. Metabolik stres ile enflamasyon arasında bir kısır döngü oluşabilir ve bu durum biyolojik yaşlanmayı hızlandırabilir.

Hücresel Enerji Üretiminde Zorlanma

Hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondriler zorlandığında oksidatif yük artabilir. Bu durum hücresel onarım kapasitesini ve stresle baş etme mekanizmalarını zayıflatabilir. Uzun vadede hücresel yıpranma artabilir.

Kronik enflamasyon engellenebilir mi?&nbsp;

Kronik enflamasyonun sıfırlanamayacağını belirten&nbsp;Dr. Halil Ertürk, “Çünkü enflamasyon iyileşme ve savunma için gereklidir. Daha doğru hedef kronik gereksiz uyarıyı azaltmak ve sistemi yeniden dengeye yaklaştırmaktır. Bunun için öncelikle birkaç temel alanda tutarlı bir şekilde çalışmak gerekir”uyarısında bulunuyor.&nbsp;

Kronik enflamasyona karşı 6 önemli adım

Uyku:&nbsp;Her gün düzenli 7-8 saat uykunun yanı sıra aynı saatte ve kesintisiz uyumak enflamatuar sinyalleri azaltmakta etkilidir.&nbsp;

Beslenme:&nbsp;İşlenmiş gıdaların azaltılması ve yeterli lif ile protein tüketimi, yemekten sonra kan şekerinin ani yükselip düşmesini önleyerek enflamatuvar yükü azaltabilir.

Egzersiz:&nbsp;Kalp-damar dayanıklılığı ve kas kütlesinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Düzenli yürüyüşe haftada 2–3 gün kuvvet egzersizi eklemek, metabolizmanın daha dengeli çalışmasına ve vücuttaki enflamatuvar yükün azalmasına yardımcı olabilir” diyor.&nbsp;

Stres yönetimi:&nbsp;Uzamış stres, uyku ve glukoz üzerinden enflamatuvar yükü besler; kısa, sürdürülebilir pratiklerle stres yükü azaltılmalıdır.

Bel çevresi ve vücut kompozisyonu:&nbsp;Amaç sadece kilo vermek değil; karın içi yağlanmayı azaltıp kas kütlesini koruyarak daha sağlıklı bir vücut kompozisyonu oluşturmaktır.

Sigara, alkol ve çevresel toksinler:&nbsp;Birçok hastalık için sigara en net risk faktörlerinden biridir. Alkol ve toksik maruziyetler de enflamatuvar yükü artırır.

Romatizmal hastalıklardan, viral enfeksiyonlara kadar daha birçok nedenin uzun süren düşük düzey enflamasyona neden olabileceği uyarısında bulunan&nbsp;Dr. Halil Ertürk, “Bu durumların tedavisi enflamasyonu tamamen ortadan kaldırmayabilir ancak azaltmakta etkili olur. Uyku, egzersiz, beslenme, stres ve bel çevresi gibi temel alanlar düzenlendiğinde, birçok kişide hem yakınmaların hem de laboratuvar görüntüsünün daha iyi bir yere geldiğini görebiliyoruz” diyor.&nbsp;

…Kutu bilgisi…

Kronik enflamasyon hangi hastalıklarda rol oynuyor?

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, kronik enflamasyonun yalnızca yaşlanma üzerinde etkili olmadığını, pek çok hastalığa da zemin hazırladığını belirtiyor.&nbsp;

Kalp-damar hastalıkları:

Damar duvarında uzun süre devam eden enflamatuvar süreçler, damar sertliği olarak bilinen aterosklerozun gelişimine katkı sağlayabilir. Bu durum kalp krizi ve inme riskini artırabilir.

İnsülin direnci ve diyabet:

Yağ dokusu, karaciğer ve kaslarda artan enflamatuvar sinyaller, hücrelerin insüline verdiği yanıtı bozabilir. Bu da kan şekeri kontrolünün zorlaşmasına ve zamanla diyabet riskinin artmasına neden olabilir.

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD):

Karaciğerde yağ birikimi zamanla enflamasyona ve doku sertleşmesine (fibrozis) ilerleyebilir. Özellikle bel çevresi artışı ve karın içi yağlanma bu süreci daha belirgin hale getirebilir.

Nörodejeneratif süreçler:

Metabolik stres ve beyin dokusunda gelişen enflamasyon (nöroenflamasyon), sinir hücrelerinde hasara ve bilişsel işlevlerde azalmaya yol açabilir.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 07:31:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05032026111736_0ebac8092cacee6fc1fbaa1437584735.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05032026111736_0ebac8092cacee6fc1fbaa1437584735.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05032026111736_0ebac8092cacee6fc1fbaa1437584735.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-29628.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-29628.html</link>
                    <description><![CDATA[Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor. Kilo yönetimi sürecinin yalnızca fiziksel ölçütlere göre planlanmaması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Zayıflama ilaçları ve cerrahi yöntemler kilo kaybı sağlamada etkili olabilir ancak kişi psikolojik olarak hazır değilse ve yeni bir yaşam düzenini benimsemezse bu yöntemlerden kalıcı sonuç almak zorlaşır” dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kişinin yeme alışkanlıkları, duygularıyla baş etme biçimi ve değişime ne kadar hazır olduğu bu sürecin sonucunu belirler. Duygusal yeme ve gerçekçi olmayan beklentilerin hem ilaç hem de cerrahi sonrası uyumu zorlaştırabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Hızlı kilo kaybı sadece bedeni değil, zihni de etkiler. Birçok kişi yeni bedenine uyum sağlamakta zorlanabilir. Aynadaki görüntü ile kişinin kendini algılayışı her zaman aynı olmayabilir. Uzun yıllar kilolu kimliğiyle yaşamış bireylerde kilo kaybı benlik algısında boşluk hissi yaratabilir. Çevreden gelen ilgi bazı kişilerde öz güveni artırırken bazılarında kaygı ve kontrol ihtiyacını artırabilir. Bu nedenle herkes bu değişime aynı şekilde uyum sağlayamaz” dedi.

Yeme davranışı sadece açlıkla ilgili değil

Yeme davranışının çoğu zaman duygusal ihtiyaçlara da hizmet ettiğini belirten Unutmaz, “Kaygı, yalnızlık, öfke ya da boşluk gibi duygular yemek yoluyla bastırılabilir. Kilo verme sürecinde bu alışkanlık kısıtlandığında, daha önce geri planda kalan duygular daha görünür hale gelir. Bu nedenle yeme davranışını yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değil, geçmişte işe yarayan bir baş etme yolu olarak değerlendirmek gerekir. Sağlıklı kilo yönetimi, duyguları düzenlemek için yeni yollar geliştirmeyi gerektirir. Kilo kaybı bedeni değiştirir ama zihni de dönüştürür. Bu nedenle kalıcı sonuç için kişinin zihinsel hazırlığı, yeme alışkanlıkları ve beden algısı mutlaka birlikte ele alınmalı” dedi.

Kilo kaybı her sorunu çözmez

Kilo verme sürecinde en sık yapılan hatanın, zayıflamanın psikolojik iyileşmenin şartı olarak görülmesi olduğunu belirten Unutmaz, “Birçok kişi beden değiştiğinde öz güveninin ve yaşam doyumunun kendiliğinden artacağını düşünür. Oysa zihinsel altyapı değişmeden gerçekleşen kilo kaybı kalıcı bir iyilik hali sağlamayabilir. Kaygı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirebilir, kontrol ihtiyacı artabilir ve bu da sürecin devamını zorlaştırabilir. Kilo yönetimi sadece bedeni değil, kişinin benlik algısını, duygularını yönetme biçimini ve yaşamla kurduğu ilişkiyi de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirir” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:38:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25022026140528_2acd399664583418222c2b55ba711202.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25022026140528_2acd399664583418222c2b55ba711202.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25022026140528_2acd399664583418222c2b55ba711202.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-bilgisayar-oyunu-tek-basina-bagimli-yapmaz-29596.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-bilgisayar-oyunu-tek-basina-bagimli-yapmaz-29596.html</link>
                    <description><![CDATA[Trabzon'da ortaokul öğrencisi 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin evindeki odasında hayatını kaybetmiş halde bulunması, Bilgin'in, oyundaki görevleri yerine getirmek için yaşamını sonlandırdığı iddiaları oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini tartışmaya açtı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital oyunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bilgisayar oyunlarına kendini fazla kaptıran çocuklarda bir duygusal çöküş döngüsü oluşabiliyor. Oyuna kapılıyor, oyun ona çok çekici geliyor. O anda beyin ucuz dopamin üretiyor. Kolay ve hızlı dopamin üretildiği için çocuk haz odaklı bir yönelime giriyor. O yaşlardaki çocuklar hazla mutluluğu ayırt edemiyorlar. Oysa haz ayrı mutluluk ayrı. Haz kısa vadelidir, geçicidir, yanıltıcıdır nörobiyolojik karşılığı dopamindir. Mutluluk ise uzun vadelidir, kalıcıdır ve sosyal bağlanmalarla ilgilidir. Bunun beyindeki karşılığı serotonindir. Son 3-5 yılda yapılan çalışmalar da bunu daha net ortaya koydu. Böyle bir durumda çocuk, dopamin odaklı bir yaşam öğretisine kendini kaptırıyor. Eğer ebeveyn gözetimi yoksa bilgisayar kullanımıyla ilgili bir disiplin oluşturulmamışsa hangi çocuk olursa olsun kendini orada kaptırabilir. Ev kurallı bir ortam değilse aile, anne-baba çocuğa kılavuzluk yapamıyorsa bu ciddi bir risk oluşturur. Aslında bilgisayar oyununun kendisi intihar ettirmez ya da tek başına bağımlı yapmaz. Sorun oyunda değil oyunu kim oynuyor, ne oynuyor, nerede ve hangi zeminde oynuyor… Asıl belirleyici olan budur.” dedi.

“Gerekçelerle hayır demek gerekiyor”

Dijital cihaz kullanımına ilişkin yaş sınırlarının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan; “Şu anda dünya devletlerinin yaptığı ortak bir uygulama var. Üç yaşına kadar çocuğun eline akıllı telefon ya da tablet verilmemesi. İsviçre, Norveç gibi ülkeler üç yaşına kadar bunu kesin biçimde yasakladı. Çünkü beynin en hızlı geliştiği dönem o dönem. O yaşta çocuğu buna kaptırdığınız zaman sonrasında elinden almak gerçekten çok zor oluyor. Üç yaşına kadar hiç vermemek, on yaşına kadar günde yaklaşık bir saatle sınırlandırmak gibi bazı ilkeler var. On beş yaşına kadar da çocuğun kendi adına bir sosyal medya hesabı açmaması bunun yasal, meşru ve onaylanan bir alan olmadığını bilmesi gerekiyor. Bu kararlar gecikmiş kararlar. Dünyada bunun olumsuz sonuçları görüldüğü için bu şekilde düzenlemelere gidildi. Hiç olmazsa on yaşın üzerindeki çocuklar için de ‘Devlet böyle yaptı, dünyada uygulama bu yönde.’ diyerek, zorlayarak değil ikna ederek, gerekçelerini anlatarak hayır demek gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi önemli!

Ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığının gelişmeyeceğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan; “Önemli olan küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi. Çocuk savaş oyunu bile oynasa anne-baba gözetiminde oynamalı. Çocuk korkulu bir sahne gördüğünde yan gözle annesine babasına bakar. Eğer anne-baba bundan etkilenmiyor, onaylamıyor ve doğru tepkiyi veriyorsa çocuk da ona göre konum alır ama onaylar bir tavır görürse o da oyunu normalleştirir. Anne-babanın doğruyu ve yanlışı konuşma yöntemiyle yaklaşması gerekir. ‘Bak burada öldürüyor ama bu bir oyun, gerçekte böyle olmaz.’ diyerek çocuğa hayalle gerçeğin farkını öğretmek gerekiyor. Bu öğretilmediği zaman, ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığı gelişmez. Dijital okuryazarlık, matematik öğretir gibi, kitap okumayı öğretir gibi öğretilmeli. Çocuk bunu öğrendiği zaman teknolojiyi dengeli kullanır. Zamanı gelince kullanır, zamanı gelince de kendiliğinden bırakabilir.” ifadelerini kullandı.

“Çocuk bağlanacak nesne bulamazsa telefona bağlanıyor”

Karşılanmayan her duygusal ihtiyacın başka bir yerden telafi edilmeye çalışılacağını belirten Prof. Dr. Tarhan; şöyle devam etti:

“Ev güvenli alan değilse… Yani anne-baba arasında sürekli bir gerilim varsa, çocuk eve geldiğinde kendini güvende hissetmiyorsa, bu durumda bilgisayar oyunlarına bir stres azaltma tekniği olarak yöneliyor. Ya da evde bizim ‘mesafesiz terk ediliş’ dediğimiz bir durum varsa yani duygusal ihmal söz konusuysa… Anne evde, baba evde ama herkesin elinde cep telefonu var. Ortada kavga yok, çatışma yok fakat iletişim de yok, nitelikli bir iletişim yok. Evde kaliteli iletişim olmayınca çocuk oyunda iletişim kurmaya başlıyor. Çocuk bağlanacak bir nesne bulamazsa telefona bağlanıyor daha ileri aşamada maddeye bağlanabiliyor. Onun için bağımlılıkla bağlanma ister dijital bağımlılık olsun ister sanal bağımlılık ister madde bağımlılığı birbirine çok yakın kavramlar. Eğer bir çocuk güvenli bağlanma geliştirebiliyorsa annesine, babasına ya da hayata güvenli bir şekilde bağlanabiliyorsa, bağlanma duygusunu sağlıklı biçimde kontrol edebiliyor ve tatmin edebiliyor. Ama bağlanacağı kişi duygusal olarak orada değilse… Mesafesiz terk ediliş tam da budur. Anne evdedir, fiziksel bakımını yapıyordur, her şey dışarıdan bakıldığında yolundadır. Fakat çocukla ihtiyaçlarını giderdikten sonra nitelikli bir zaman paylaşımı yoktur. Anne kendini ev işine verir ya da çocukla duygusal temas kurmaz. Bu durumda çocuk annesinden ve babasından duygusal sevgi ve ilgi ihtiyacını karşılayamaz. Ve karşılanmayan her duygusal ihtiyaç, başka bir yerden telafi edilmeye çalışılır.”

“Kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altında”

Hayat başarısı için duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan; “Sevgi ihtiyacının en güçlü ifade biçimi ilgidir ama bu sıradan bir ilgi değil göz teması olan, birlikte zaman geçirilen, empatik iletişim kurulan bir ilgiden söz ediyoruz. Çocukla gerçekten temas edilen, onun dünyasına girilen bir ilgi varsa çocuk kendini telefona ya da dijital oyunlara kolay kolay kaptırmaz. O dönemde kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altındadır. Anne ya da babadan biri hastaysa, depresifse bu da etkiler. Bizim kültürümüzün bir avantajı var; anneanne ve babaanneler bazı eksikleri telafi edebiliyor. Yakın çevre, geniş aile ve arkadaş çevresi de çocuk üzerinde belirleyici oluyor. Bir de sabah kalktığında amacı olmayan, günü dolu dolu geçmeyen çocuklar daha kolay savruluyor. Çocuğa bir amaç kazandırmak gerekiyor. Gelecekle ilgili somut amaçlar var; iş, meslek, okul gibi. Bir de soyut amaçlar var: ‘Nasıl bir insan olmak istiyorsun? Hayatının sonunda nasıl anılmak istiyorsun?’ gibi. Bu ikisini birlikte öğretmek gerekiyor. Sadece akademik başarıyı hedeflersek çocuk başarıyı dar bir çerçevede algılar. Oysa sosyal ve duygusal başarı da en az akademik başarı kadar önemlidir. Asıl başarı hayat başarısıdır. Hayat başarısı için de duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bu da anne-babayla güzel yaşantılar biriktirmekle, anılar oluşturmakla olur. Bir annenin, bir babanın çocuğuna verebileceği en büyük hediye zamandır. Oyuncak değil, para değil; zaman. En kıymetli hediye budur.” şeklinde sözlerini tamamladı.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:28:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23022026145355_8d116decb1f2be47d57f0b1d50b8d887.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23022026145355_8d116decb1f2be47d57f0b1d50b8d887.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/23022026145355_8d116decb1f2be47d57f0b1d50b8d887.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Satın almadan önce  "dur, düşün" çağrısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-satin-almadan-once-dur-dusun-cagrisi-29556.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-satin-almadan-once-dur-dusun-cagrisi-29556.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Özgül Dağlı, “Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim. Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” diyerek, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesince, bilimsel birikimlerin toplumla paylaşılmak amacıyla düzenlenen Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisinde “Bilinçli Tüketici Olmak: Satın Almanın Püf Noktaları” başlığını ele aldı.

Pandemi sonrası tüketim alışkanlıkları daha fazla sorgulanmaya başlandı

Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı oldu. Konuşmasına, “Paranızın, zamanınızın ve gezegenimizin kontrolünü ele alma zamanı” sözleriyle başlayan Prof. Dr. Dağlı, pandemi sonrası dönemde tüketim alışkanlıklarının daha fazla sorgulanmaya başlandığını ifade etti. Kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, bilinçsiz tüketimin çevreye, atmosfere ve doğal kaynaklara zarar verdiğini belirtti.

Alışveriş artık bir deneyim alanı

Günümüzde alışverişin yalnızca bir ihtiyaç giderme davranışı olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dağlı, modern tüketici deneyiminin duygusal bir boyut kazandığını dile getirdi. Alışverişin, birçok kişi için “duygusal boşluk doldurma aracı” haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, bu durumun tüketim kültürüyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydetti.

“Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim” diyen Dağlı, bu yaklaşımın toplumsal etkilerinin sorgulanması gerektiğini, bilinçli tüketimin, bireyin neden ve ne kadar tükettiğini fark etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.

Hız ve haz çağında tüketim

Günümüz dünyasının hız ve haz odaklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Dağlı, teknolojiyle birlikte ekranların hayatın merkezine yerleştiğini söyledi. Tüketicilerin bu ekranlardan hız ve anlık tatmin beklediğini belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca para biriktirmek anlamına gelmediğinin altını çizdi.

Bilinçli tüketimin; zamanı, psikolojiyi ve çevresel kaynakları doğru yönetmeyi de kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Dağlı, “Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” dedi.

Satın alma davranışının psikolojisi

Satın alma dürtüsünün arkasında nörolojik süreçlerin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, alışveriş sırasında beyinde dopamin salgılandığını ve bu durumun kısa süreli mutluluk hissi yarattığını, özellikle ürünün hayal edilmesi ve beklenmesi sürecinde dopamin düzeyinin arttığını ifade etti.

“Yalnızlık, stres ve can sıkıntısı gibi duygular, ‘terapi amaçlı alışverişi’ tetikleyebiliyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, algoritmaların tüketicilerin zayıf anlarını analiz ederek pazarlama kuşatması oluşturduğunu dile getirdi.

Pazarlama tuzaklarına dikkat!

Fiyatlandırma stratejileri ve algı yönetimi konularına da değinen Prof. Dr. Dağlı, indirimlerin ve kampanyaların beyinde “kazanma hissi” oluşturduğunu, satın alma süreçlerinde, mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks ile duygusal tepkilerden sorumlu amigdala arasında bir denge mücadelesi yaşandığını ifade etti.

“Kıtlık ve aciliyet ilkesi, ‘hemen satın almalıyım’ duygusunu körüklüyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, bu sürecin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı, “‘Son üç ürün’, ‘süreniz doluyor’ gibi uyarılar, tüketicide kaygı yaratıyor. Bu durum ‘fırsatı kaçırma korkusu’, yani FOMO’yu tetikliyor ve bireyi hızlı karar almaya itiyor” ifadelerini kullandı.

Duyular üzerinden satın alma davranışı şekilleniyor

Duyusal pazarlamanın satın alma süreçlerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Dağlı, alışveriş ortamlarının bilinçli olarak tasarlandığını belirtti. “Mağaza içindeki müzikten kokuya, raf düzeninden görsel tasarıma kadar her unsur satın alma davranışını etkilemek üzere kurgulanıyor. Dijital ortamda ise bu deneyimi web siteleri ve e-ticaret platformları üstleniyor.” dedi.

Satın alma sürecinin yalnızca reklamlardan ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Burada bütünleşik pazarlama iletişiminden söz ediyoruz. Reklam, fiyat, dijital içerik, influencer önerileri ve kullanıcı deneyimleri bir bütün olarak tüketici davranışını şekillendiriyor.” diye konuştu.

Bilgi ve artan erişimle manipülasyonun hızı da arttı 

Tüketici kavramına da açıklık getiren Prof. Dr. Dağlı, nihai tüketicinin ekonomik zincirin son halkasında yer aldığını ve ürünü ticari bir amaç gütmeden satın aldığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, “Bir avukatın evine aldığı televizyon tüketici işlemidir; ancak ofisine aldığı bilgisayar ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir.” örneğini verdi.

Bilgiye erişimin kolaylaşmasının yeni bir sorunu beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Dağlı, “Eskiden sorun bilgi eksikliğiydi, bugün ise bilgi kirliliği ve manipülasyon. Devasa bir veri yığınıyla karşı karşıyayız. Hangisinin gerçek bilgi, hangisinin algı yönetimi olduğunu ayırt etmek ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor.” şeklinde konuştu.

Bu durumu “modern tüketicinin paradoksu” olarak tanımlayan Prof. Dr. Dağlı, “Bilgiye erişim hızlandıkça, reklamların ve pazarlama tekniklerinin manipülasyon hızı da arttı. Bu, dijital çağın en büyük ironilerinden biri.” ifadelerini kullandı.

Algoritmalar en zayıf anı hedefliyor

Algoritmik kuşatmaya dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, “Arama geçmişimiz sayesinde reklamlar bizi en zayıf anımızda yakalayabiliyor. Gece yarısı karşınıza çıkan bir yemek reklamı tesadüf değil.” dedi. Nöropazarlama uygulamalarına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Hangi rengin, hangi kelimenin ya da hangi sesin ‘satın al’ butonuna bastırdığını artık biliyorlar.” şeklinde konuştu.

Web sitelerinde kullanılan “karanlık modellerin” de altını çizen Prof. Dr. Dağlı, “Sepetten ürün çıkarmanın zorlaştırılması, sahte stok sayaçları gibi uygulamalar tüketiciyi dürtüsel satın almaya yöneltiyor.” diye konuştu.

Reklam ikna eder, manipüle etmez!

Reklamcılığın etik boyutuna vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam ikna eder, manipüle etmez. Ancak tüketiciler manipüle olabildiği için bugün bilinçli tüketimi konuşmak zorunda kalıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Influencer pazarlamasına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Reklam, reklam gibi kokmadığında daha etkili oluyor. Bir arkadaş tavsiyesi gibi sunulan içerikler eleştirel süzgeci aşabiliyor.” dedi.

“Dur, düşün” çağrısı

Bilinçli tüketici olmanın temel adımlarını da paylaşan Prof. Dr. Dağlı, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi. “’Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece moralim mi bozuk?’ sorusu çok güçlü bir duygusal filtredir” diyen Prof. Dr. Dağlı, 30 gün kuralı, fiyat geçmişi takibi, kullanıcı yorumlarının detaylı incelenmesi ve envanter kontrolü gibi yöntemleri önerdi.

Dürtüsel tüketici ile bilinçli tüketici arasındaki farklara da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Dürtüsel tüketici anlık haz peşindedir ve çoğu zaman pişmanlık yaşar. Bilinçli tüketici ise araştırır, sorgular ve uzun vadeli tatmin yaşar.” diye konuştu.

Satın alma sonrası da sürecin parçası

Satın alma sonrasının da bilinçli tüketimin önemli bir aşaması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Beklentiyle gerçek örtüşmüyorsa cayma hakkınızı kullanın. ‘Belki alışırım’ demeyin. Bu bir tüketici hakkıdır.” ifadelerini kullandı.

Ürün kullanım kılavuzlarının incelenmesi ve deneyimlerin paylaşılmasının hem bireysel memnuniyeti hem de toplumsal farkındalığı artırdığını belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.

Tek tıkla ödeme kolaylaşıyor, harcama kontrolü zorlaşıyor!

Prof. Dr. Özgül Dağlı, dijital çağda tüketim davranışlarının dönüşümüne dikkat çekerek, özellikle son dönemde bilimsel çalışmalarda öne çıkan “infinite scrolling” (sonsuz kaydırma) kavramının, bireyleri sürekli bir arayış ve satın alma döngüsü içinde tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Dağlı, “Bu kavram aslında bireyin hiç durmadan tüketmeye yönlendirilmesi anlamına geliyor. Algoritmaların gücü ve sosyal medya reklamlarının kişiselleştirilmiş yapısı, bu süreci daha da hızlandırıyor.” dedi.

Tek tıkla ödeme sistemlerinin çoğu zaman kolaylık olarak sunulduğunu ancak harcama kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, influencer pazarlaması ve dijital vitrinlerin, bireylerin bilinçli tüketici olma yolculuğunun önüne geçebildiğini belirtti. Prof. Dr. Dağlı, “Gördüğünüz her şeye sahip olma arzusu, tüketim dürtümüzü körüklüyor.” ifadelerini kullandı.

Ucuz olan pahalıdır!

Ürün kalitesinin nicelikten daha önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Ucuz olan aslında pahalıdır sözü boşuna söylenmemiştir. Uzun ömürlü, kaliteli ve çevreye duyarlı ürünler tercih edilmelidir.” dedi.

Bilinçli tüketicinin bir “manifestosu” olabileceğini dile getiren Dağlı, bu manifestoyu “Az ama öz almak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak, kontrolün sizde olduğunun farkına varmak ve pazarlama stratejilerinin sizi her zaman yönetmesine izin vermemek.” şeklinde dile getirdi.

Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır

Bilinçli tüketicinin haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, cayma hakkı, fatura ve garanti belgelerinin saklanmasının önemine dikkat çekti. Aldatıcı reklamlara karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam Kurulu tanımına göre tüketiciyi aldatan, bilgi eksikliğini istismar eden ve can güvenliğini tehlikeye atan reklamlar aldatıcı kabul edilir. Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır.” dedi.

Sahte indirimler, eksik bilgilendirme, abartılı vaatler, bilimsel temeli olmayan sağlık beyanları, görsel yanıltmalar ve dijital tuzakların en yaygın aldatıcı reklam türleri olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, özellikle influencer iş birlikleri ve karanlık tasarımlara karşı tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz

Tüketicilerin korunma mekanizmalarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dağlı, “Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz. E-Devlet üzerinden bu işlemler yapılabiliyor. Tüketici Hakem Heyetleri ve CİMER de önemli başvuru kanallarıdır.” dedi.

Prof. Dr. Dağlı, aldatıcı reklamla satın alınan ürünlerin ayıplı mal kapsamında değerlendirildiğini ve iade, değişim ile tazminat hakkı doğduğunu hatırlatarak, “Satın aldığınız her şey, hayatınızdan verdiğiniz bir zaman dilimidir. Zamanınızı neye harcadığınıza dikkat edin ve haklarınızı bilin.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Satın almadan önce  "dur, düşün" çağrısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 15:46:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215426_d99faf4eb025f9b9843f1e4f9b5a5425.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215426_d99faf4eb025f9b9843f1e4f9b5a5425.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215426_d99faf4eb025f9b9843f1e4f9b5a5425.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA["Anne Kafamda Bit Var" Dünya Prömiyeri Yapıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-anne-kafamda-bit-var-dunya-promiyeri-yapiyor-29549.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-anne-kafamda-bit-var-dunya-promiyeri-yapiyor-29549.html</link>
                    <description><![CDATA[Türk sinemasının unutulmaz aktörü Tarık Akan’ın aynı adlı eserinden sahneye taşınan sarsıcı eseri 12 Eylül karanlığına ayna tutan “Anne Kafamda Bit Var”, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın (BBT) 35. yılındaki stratejik yenilenme süreciyle birlikte 7 Mart 2026 Cumartesi Saat 20:00 de Leyla Gencer Sahnesi’nde prömiyer yapıyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bakırköy Belediye Tiyatroları, 2026 yılına sadece yeni oyunlarla değil, köklü bir kurumsal devrimle giriyor. 35 yıllık birikimini modern bir görsel dil, bünyesine kattığı yeni oyuncular ve yenilenen sahneleriyle geleceğe taşıyan BBT, bu yeni dönemi Türk sinemasının unutulmaz aktörlerinden biri olan Tarık Akan’ın otobiyografik eserinden sahneye uyarlanan bir yapımla selamlıyor.

“Sadece Baskı Zulüm Değil, Kötülük Kol Geziyor Her Yerde!”

1980’li yılların başında, askeri darbe sonrası Türkiye’nin en Zor ve karanlık günlerinde geçen oyun; romantik komedi filmlerinin aranan jönüyken, yüzünü toplumsal yaralara dönen ve bedel ödemeyi göze alan bir sanatçının başından geçen gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Yol ve Maden gibi baş yapıtlara imza attığı dönemde, asılsız ihbarlar sonucu gözaltına alınan Tarık Akan’ın 1. Şube ve Selimiye Cezaevi’ndeki ağır işkence, tecrit ve itibarsızlaştırma çabalarına karşı sergilediği onurlu direniş, sarsıcı bir rejisörlük ve bir ansambl ruhuyla sahneye taşınıyor.

Dev Kadro: Yılmaz Güney’den Uğur Dündar’a Kolektif Hafıza

Gökhan Aktemur tarafından uyarlanan ve Turgay Kantürk’ün yönettiği oyun, sadece Tarık Akan’ın değil, Türkiye’nin bir dönemine damga vurmuş Yılmaz Güney, Müjdat Gezen, Uğur Dündar ve Rutkay Aziz gibi isimleri de sahnede izleyiciyle buluşturuyor. Bu yönüyle oyun, biyografik bir eser olmanın ötesine geçerek Türkiye’nin yakın tarihine dair&nbsp; bir "kolektif hafıza tazeleme" çağrısına dönüşüyor.

BBT’de Yeni Dönem: Halkın İçinde Bir Tiyatro

2026 yılı itibarıyla BBT, Logosundan afiş tasarımına, sosyal medyasından oyuncularının rengarenk fotoğraflarına kadar neredeyse tüm kurumsal kimliğini yenileyerek "genç, enerjik, yaşamın ve halkın içinde" bir Tiyatro olma vizyonunu geliştirerek devam ettiriyor.

"Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş: 'Amacımız; oyunda Tarık Akan’ı veya dönemin sanatçılarını taklit etmek değil; onların o karanlık dönemde yaşadıklarını ve insan onuruna sahip çıkan duruşlarını bugünün seyircisine en yalın, en güçlü dille aktarmaktır. BBT, köklerinden aldığı güçle kabuk değiştirirken bu oyun; toplumsal sorumluluğumuzun en somut göstergesidir.'"

Tarık Akan’a, Bakırköy Belediye Tiyatroları sanatçısı ve Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş ve İstanbul Şehir tiyatroları sanatçısı Savaş Barutçu dönüşümlü olarak hayat verecek.

Yaratıcı Ekip:

Yazan: Tarık Akan

Uyarlayan:&nbsp;Gökhan Aktemur

Yönetmen: Turgay Kantürk

Dramaturg:&nbsp;Irmak Bahçeci

Müzik: Tolga Çebi

Dekor ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer

Kostüm Tasarım: Ayçin Tar / Selin Ölçen

Koreografi:&nbsp;Pınar Ataer

Yönetmen Yardımcısı ve şarkı sözleri: Faruk Üstün

Reji Asistanları: Eda Özdemir, Sevda Karabulut, Burç Ara

Video Tasarım: Erhan Cerrahoğlu

Video Tasarım Asistanı: Yılmaz Gökgöz

Oyuncular:&nbsp;Ragıp Savaş / Savaş Barutçu, Yonca Cevher, Faruk Üstün, Eda Özdemir, Murat Şenol, Burç Ara, Ercan Koçak, Ali Kil, Kadir Hasman, Emre Sırımsı, Sevda Karabulut, Kerem Genç, Merve Bağdatlı, Ahmet Deniz Kuş, Ozan Berk Ekinciel, Yılmaz Gökgöz, Bahar Yılmazer

Prömiyer: 7 Mart 2026 Cumartesi, 20.00 – Leyla Gencer Sahnesi.

Oyun Tarihleri: 7, 12, 13, 28 Mart Saat 20.00

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA["Anne Kafamda Bit Var" Dünya Prömiyeri Yapıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 12:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215250_2e5755ad5b41301a54ef9ba92ae57d48.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215250_2e5755ad5b41301a54ef9ba92ae57d48.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026215250_2e5755ad5b41301a54ef9ba92ae57d48.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Hapşu"ya karşı 5 Süper Güç! Okul ve Kreşlerde Enfeksiyonlardan Nasıl Korunmalı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-hapsuya-karsi-5-super-guc-okul-ve-kreslerde-enfeksiyonlardan-nasil-korunmali-29529.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-hapsuya-karsi-5-super-guc-okul-ve-kreslerde-enfeksiyonlardan-nasil-korunmali-29529.html</link>
                    <description><![CDATA[Çocuklarda influenza, RSV, adenovirüs ve halk arasında “beta mikrobu” olarak bilinen streptokok enfeksiyonları özellikle son dönemlerde en sık karşılaşılan hastalıklar. Okul ya da kreş gibi kapalı alanlar, virüs ve bakterilerin daha hızlı yayıldığı ortamlar olduğu için sadece üst solunum yolu enfeksiyonları değil, bronşit ve zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonları için de risk yaratıyor. Solunum yolu enfeksiyonları en sık; konuşma, öksürme ve hapşırma sırasında havaya yayılan damlacıklar ve enfekte yüzeylerle temas sonucu bulaşıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kronik hastalığı bulunan çocuklarda ve 2 yaş altı bebeklerde; yüksek ve düşmeyen ateş, beslenme bozukluğu, hızlı solunum, genel durumda belirgin bir zayıflık ile yoğun kusma ve ishal gibi belirtilerin görülmesi halinde gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten&nbsp;İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serkan Atıcı,&nbsp;çocukların sadece hastalandıklarında değil, sağlıklıyken de düzenli kontroller için doktora götürülmesi gerektiğini söylüyor. Bu kontrollerle büyüme gelişmesi, aşı, vitamin ya da demir gibi mineral eksikliklerinin gözden geçirilip gerekli önlemlerin alınması sağlanabiliyor.&nbsp;

Doç. Dr. Atıcı,&nbsp;soğuk havalarda enfeksiyonlardan korumak için çocukların hayatında bir alışkanlığa dönmesi gereken önerilerini de paylaştı.&nbsp;

1- El Hijyeni: Mis Kokan Eller!

Okul saatlerinde çocukların, kalabalık bir sınıfta mikrobik yükün çok olduğu ortak kullanım alanlarına dokunmaları elbette kaçınılmaz. Ancak bu gibi durumlarda elleri mümkün olduğunca ağız ve buruna temas ettirmemek, teneffüs aralarında elleri yıkamak ya da el dezenfektanı kullanmak hastalıklardan korunmak için son derece önemli. Çocuklarımıza mutlaka doğru el yıkamayı öğretmeli ve el yıkama alışkanlıklarını geliştirmeliyiz.

2- Kağıt Mendil: Biri Çantada, Biri Cepte&nbsp;

Kış aylarında çocuklarınızın kağıt mendil kullanma alışkanlığı edinmelerine yardımcı olun. Montlarının cebinde mutlaka bir adet, çantalarında da bir yedek bulundurun. Hapşırma ya da öksürme gibi durumlarda sadece kağıt mendil kullanmaları ve kullandıktan sonra çöpe atmaları gerektiğini öğretin.&nbsp;

3- Yakın Temas: Sarılıp Öpmelere Bir Süre Ara&nbsp;

Özellikle hasta kişilerin, solunum sekresyonu ile mikrobu yaymasını önlemek için yakın temastan kaçınmaları gerekir. Çünkü solunum yolu enfeksiyonları en çok yakın temas sonucu ağızdan çıkan damlacıklar yoluyla bulaşır.

4- Güçlü Bağışıklık: Sağlıklı Beslen, Mikroplar Zayıflasın&nbsp;

Güçlü bir bağışıklık için sağlıklı beslenme, çocuklar için de önemli bir kural. Bu noktada anne ve babalara 3 büyük görev düşüyor; özellikle kış aylarında çocuklara, kış meyve ve sebzelerini sevdirmek, besin öğelerini dengeli şekilde tüketmelerine destek olmak ve abur cubur gıdalardan uzak durmalarını sağlamak.&nbsp;

5- Burundan Nefes: Sağlıklı Solunumun Tek Yolu &nbsp;

Burnumuz, soluduğumuz havayı nemlendirerek akciğerlerimize daha temiz bir hava girmesini sağlayıcı filtre görevi görür. Burunda tıkanıklık olduğunda ise, solunum bu kez ağız yoluyla yapılır ve bu da mikrop içeren havanın akciğerlere inmesine neden olur. Unutmayalım ki, kış enfeksiyonları için de burundan nefes almak, güçlü bir koruyucu bariyerdir. Çocuklarınızda gün içinde ağız yoluyla nefes alma alışkanlığı varsa, bunun farklı sebepleri olabileceği için en kısa sürede bir uzmana başvurmayı ihmal etmeyin.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[“Hapşu"ya karşı 5 Süper Güç! Okul ve Kreşlerde Enfeksiyonlardan Nasıl Korunmalı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 07:46:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111828_d5929f7a7991c6a09945af6dc021c1fe.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111828_d5929f7a7991c6a09945af6dc021c1fe.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111828_d5929f7a7991c6a09945af6dc021c1fe.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Oruç Tutmak İsteyen Kalp Hastalarına Öneriler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-29530.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-29530.html</link>
                    <description><![CDATA[Ramazan ayı geldi, kalabalık sofralar kurulmaya başladı. Oruç tutanlar ruhsal arınmayla beraber manevi huzuru da yaşıyorlar. Ancak Ramazan ayında oruç ibadeti yerine getirilirken dikkat edilmesi gerekenler olabiliyor. Çünkü Ramazan ayında acil servis başvuruları, iftar sonrası ilk birkaç saatte artıyor. Tüm gün aç kaldıktan sonra iftarda yenilen ağır yiyecekler kalbi yorabiliyor. Özellikle kalp krizi öyküsü olanlar, stent takılmış bireyler ve kalp yetmezliği hastaları, oruç tutmadan önce doktorlarına danışmalı ve kişisel sağlık durumlarını değerlendirmelidirler. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Ramazan ayında kalp hastalarıyla ilgili önerilerde bulundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kalp Hastaları İçin Oruç Tutma Kararı Hastayı Takip Eden Doktoruyla Değerlendirilmeli!&nbsp;

Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir. &nbsp;Sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Doğru şekilde tutulan bir oruçta günlük kalori alınımının kısıtlanması ile insülin duyarlılığı artmakta, strese dayanma kolaylaşmaktadır. Hatta ayda en az bir gün oruç tutanlarda bile damar sertliğinin daha az olduğu bildirilmiştir.
&nbsp;Kalp hastaları için oruç tutma kararı, bireysel sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Uzmanlar, hastaları düşük, orta ve yüksek riskli gruplar olarak değerlendirmektedir:

Düşük-Orta Riskli Grup:&nbsp;Stabil kalp hastalığı olan, tansiyonu kontrol altında olan ve doktoru tarafından onay verilen hastalar oruç tutabilir.

Yüksek Riskli Grup:&nbsp;Son 6 hafta içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kalp yetmezliği olanlar, kontrolsüz ritim bozukluğu yaşayanlar ve ileri evre damar tıkanıklığı bulunanlar hastalar oruç tutmamalıdır.

Çok Yüksek Riskli Grup:&nbsp;İleri evre kalp yetmezliği, ciddi pulmoner hipertansiyonu (akciğer tansiyonu) olan hastaların oruç tutmaları kesinlikle önerilmez.

Ramazan’da uzun süreli açlık ve susuzluk, vücuttaki sıvı dengesini bozarak kalp hastaları için çeşitli riskler doğurabilmektedir.

Tansiyon Dengesizlikleri: Uzun süre susuz kalmak, kan basıncında ani düşüşlere veya yükselmelere neden olabilir. Ritim Bozuklukları: Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritminde düzensizliklere yol açabilir. Sıvı Kaybı: Dehidrasyon, özellikle kalp yetmezliği hastaları için ciddi bir risktir. Kan Şekeri Dalgalanmaları: Diyabet ile birlikte kalp hastalığı bulunan kişilerde kan şekeri seviyelerinde ani değişiklikler meydana gelebilir.

Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar, kalp hastalığı nedeniyle göğüs ağrısı olan hastalar, son 6 ay içerisinde kalp damarlarına balon yapılan, stent takılan veya bypass ameliyatı olmuş hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır.
Kontrol altına alınamayan veya hayatı tehdit edici aritmi riski olan hastalarda da oruç riskli olabilir. Dirençli hipertansiyonu olan yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek olan hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır.&nbsp;

Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır.

Oruç Tutan Kalp Hastaları Dikkat Etmeli!

Kalp hastalarının doktoruyla görüşüp uygun görüldüğü takdirde oruç tutarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle ilaçların düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta, doktoruyla görüşerek ilaçlarını iftar ve sahur saatine uygun şekilde ayarlamalıdır. İftar veya sahurda aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmalı, sağlıklı proteinler ve lif açısından zengin besinler tüketilmelidir. İftar ve sahur arasında yeterli su içerek vücudun sıvı dengesi korunmalıdır. Gün içinde aşırı hareketten kaçınarak kalbin yorulmaması gerekmektedir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler hissedilirse, hemen doktora danışılmalıdır.&nbsp;

Kalp hastalarının Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmeleri için doktor kontrollerini aksatılmamalı, ilaç düzenlemeleri yapılmalı ve beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır.

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Oruç Tutmak İsteyen Kalp Hastalarına Öneriler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 07:19:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111841_2fede67630f4675138d7d9c873113c5c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111841_2fede67630f4675138d7d9c873113c5c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/19022026111841_2fede67630f4675138d7d9c873113c5c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ramazan ayının sessiz tanığı imsakiye dijitalleşmeye yeniliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-ramazan-ayinin-sessiz-tanigi-imsakiye-dijitallesmeye-yeniliyor-29491.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-ramazan-ayinin-sessiz-tanigi-imsakiye-dijitallesmeye-yeniliyor-29491.html</link>
                    <description><![CDATA[Yıllardır Ramazan ayının vazgeçilmezleri arasında yer alan imsakiye satışları, teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte ciddi oranda düştü. Pazarlamacılar ve matbaa işletmecileri, son yıllarda talebin belirgin şekilde azaldığını belirtti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ramazan ayının habercisi olarak bilinen ve uzun yıllar evlerin duvarlarını süsleyen imsakiyeler, dijitalleşmenin etkisiyle eski günlerini arıyor. Batman'da promosyon ve matbaa sektöründe faaliyet gösteren esnaf, akıllı telefonlar ve dijital uygulamaların yaygınlaşmasıyla birlikte imsakiye satışlarında büyük düşüş yaşandığını ifade etti. 



İmsakiyenin yalnızca bir vakit çizelgesi değil, aynı zamanda kültürel ve manevi bir hatırlatıcı olduğuna dikkat çeken esnaf, gelinen noktada alternatif iş kollarına yönelmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Yıllarca evlerin en görünür köşesine asılan imsakiyeler, yalnızca sahur ve iftar saatlerini göstermiyor; aynı zamanda Ramazanın manevi atmosferini eve taşıyan bir unsur olarak görülüyordu. 

Üzerindeki ayetler, dualar ve görsellerle dini hassasiyeti canlı tutan imsakiyeler, aile bireyleri için ortak bir takip ve paylaşım aracı işlevi görüyordu. Günlerin üzerinin işaretlenmesi, cüz takibi yapılması ve vakitlerin birlikte kontrol edilmesi, Ramazanın birlik duygusunu pekiştiriyordu.

Ancak dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte bu kültürel alışkanlık da dönüşüm geçiriyor. Esnaf ise hem ekonomik hem de kültürel anlamda önemli bir yer tutan imsakiyenin tamamen unutulmamasını umut ediyor.



Abdurrahman Çelik

"Rekabet fazla, iş çok az"

İmsakiye pazarlamacısı Abdurrahman Çelik, yaşanan düşüşü şu sözlerle anlattı:

"Reklam işi yapıyoruz, promosyonun bütün reklam işlerini yapıyoruz. Şu anda imsakiye sezonu. Ancak rekabet fazla, iş ise çok az. Eskiden 150 bine kadar satış yapıyorduk. Şu anda sayılar 20-25 bin civarına kadar düştü ve daha da düşecek gibi görünüyor. Artık yılbaşı sezonu ve takvim dönemi başlıyor, imsakiye ile yılbaşı dönemi birleşecek. Takvimlerin sayısı da oldukça azaldı, imsakiye de düştü. İkisi birleşince imsakiye devri bitecek gibi görünüyor."



"En büyük neden telefon ve teknoloji"

Teknolojinin etkisine de dikkat çeken Çelik, "Bir de akıllı saatler çıktı. Her şey telefonda olduğu için insanlar artık telefona bakıyor. Bu da düşüşün en büyük nedenlerinden biri. Teknoloji geliştikçe talep azalıyor. Yine de imsakiyeden vazgeçmeyenler var. İmsakiyenin üzerinde ayetli ve manzaralı seçenekler bulunuyor. Kişiye göre değişen 11–12 çeşit yapıyoruz. İsteyenlere katalog da gösterebiliyoruz. Eskiden insanlar evin her odasına bir imsakiye asardı, göz önünde olsun isterlerdi. Bir gün geçtiğinde üzerinden takip ederlerdi. Şimdi ise 'Zaten telefonda var' deniliyor. Bu yüzden talep oldukça azaldı." dedi. 



"Böyle giderse imsakiye tarihi olabilir"

Çelik ayrıca maliyetlerin düşüşte temel etken olmadığını vurguladı:

"Düşüşün sebebi maliyet değil, daha çok telefon ve teknoloji. İmsakiye tek yapraklı olduğu için maliyeti fazla değil. Takvim ise bloklu ve küp şeklinde olduğu için maliyeti daha yüksek. Böyle giderse imsakiye tarihi olabilir gibi görünüyor. İnşallah olmaz ama gidişat bunu gösteriyor. Bu nedenle biz de alternatif işlere yöneliyoruz. Daha çok promosyon ürünlerine odaklandık: saat, kalem, çakmak gibi ürünler yapıyoruz. Ayrıca iş elbiseleri de üretiyoruz; baskılı, nakışlı polar, yelek gibi ürünler oldukça tercih ediliyor. Yani alternatif seçeneklere yönelmiş durumdayız."



Vedat Avcı

"3–5 yıl içinde tamamen kalkabilir"

Matbaa işletmecisi Vedat Avcı ise, "İşlerimiz şu an eskiye nazaran kötü. Aslında imsakiye, kültürümüze yerleşmiş bir adet olduğu için eski nesil tarafından çok kullanılırdı. Ancak yeni nesil geliştikçe; akıllı saatler, telefonlar ve dijital takvimler yaygınlaştıkça imsakiye tarihe karışmaya başladı. Tahminen 3–5 yıl içinde imsakiye tamamen tozlu raflara kaldırılacak. İmsakiye aslında çok amaçlı kullanılan bir araçtı. Duvara asılıp günleri takip edenler vardı. Kur’an cüzlerini ona göre ayarlayanlar, sahur vaktini ona göre belirleyenler olurdu. Biz imsakiyeyi çok amaçlı bir araç olarak kullanırken, genellikle taziyelerde ve camilerde de bu reklamlar sergilenirdi." ifadelerini kullandı. 



"Koskoca imsakiye sezonunu 3 günde bitirdim"

Sektörün eski yoğunluğunu kaybettiğini belirten Avcı, "Şu an ne eski reklam kültürü kaldı ne de maddi ve manevi olarak o güç var. Maddi imkânlar da yeterli değil. Ben 3–5 yıl önce yeni bir usta olduğum için eskileri pek hatırlamıyorum; ancak anlatılanlara göre yaklaşık 10 yıl önce imsakiye sezonu başladığında 15–20 gün sürer, dışarıdan sipariş bile alınmazdı. Şimdi ise koskoca imsakiye sezonunu 3 günde bitirdim. Makineler şu an neredeyse atıl durumda ve imsakiye işleri kaldırılmaya başlandı. Bundan sonra ufak tefek siparişler gelir mi gelmez mi, bilemiyoruz." şeklinde konuştu.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Ramazan ayının sessiz tanığı imsakiye dijitalleşmeye yeniliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 09:31:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132003_332cc300533c402a028ebc2491e3040a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132003_332cc300533c402a028ebc2491e3040a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132003_332cc300533c402a028ebc2491e3040a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Moğolistan'da 100 yaşını aşan 166 kişi yaşıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-mogolistanda-100-yasini-asan-166-kisi-yasiyor-29492.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-mogolistanda-100-yasini-asan-166-kisi-yasiyor-29492.html</link>
                    <description><![CDATA[Ülkede 108 yaşında olan en yaşlı kadın da dahil olmak üzere toplam 166 kişi, 100 yaşını aşmış durumda.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Moğolistan Ulusal İstatistik Ofisi'nin açıkladığı verilere göre, ülkede 100 yaş ve üzeri kişilerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 7 kişi artarak 166'ya yükseldi.

Bunlardan en yaşlısı bir kadın ve 108 yaşında.

Açıklamada, Asya ülkesinin 3,5 milyonluk nüfusunda 100 yaşını aşmış kişilerden 128'inin kadın olduğu belirtildi.

Nüfus sayımı, yerel olarak Beyaz Ay olarak bilinen ve baharın başlangıcını ve kışın sonunu simgeleyen yaklaşan Ay Takvimi Yeni Yılı veya At Yılı vesilesiyle gerçekleştirildi.

Ay takvimine göre bu yılki Beyaz Ay, 18 Şubat'ta başlıyor ve bu tarih aynı zamanda yaşlılara saygı göstermek için geleneksel bir bayram olarak da kabul ediliyor. Bu bayram süresince hükümet geleneksel olarak 100 yaş ve üzeri kişilere hediyeler gönderiyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Moğolistan'da 100 yaşını aşan 166 kişi yaşıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132005_61b38cd4bf5b17a481b540f23f2c29f5.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132005_61b38cd4bf5b17a481b540f23f2c29f5.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026132005_61b38cd4bf5b17a481b540f23f2c29f5.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yeşilay’dan 'Bırak Şimdi' kampanyası... Sigarayı bırakan ilk 1000 kişiye hediye]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yesilaydan-birak-simdi-kampanyasi-sigarayi-birakan-ilk-1000-kisiye-hediye-29487.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yesilaydan-birak-simdi-kampanyasi-sigarayi-birakan-ilk-1000-kisiye-hediye-29487.html</link>
                    <description><![CDATA[Yeşilay, tütün bağımlılığına karşı toplumsal farkındalığı artırmak ve bırakma sürecine güçlü bir başlangıç yapmak amacıyla “Bırak Şimdi” kampanyasını başlattı. Kampanya kapsamında sigarayı bırakma sözü veren ilk 1000 kişiye hediyeler verilecek.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;“Tütünsüz bir hayata ‘merhaba’ demek için şimdi tam zamanı” sloganıyla 9 Şubat'ta duyurulan ve 14 Şubat saat 14.14’te başlayan Yeşilay’ın kampanyası yoğun ilgi görüyor.

Son başvuru tarihi 18 Şubat olarak duyurulan kampanyaya sosyal medya hesaplarında paylaşılan bağlantı üzerinden anketi doldurarak sigarayı bırakacağını beyan eden ilk 1000 kişi yararlanabilecek.

“EN BÜYÜK HEDİYE DAHA SAĞLIKLI BİR HAYAT”

Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, tütün bağımlılığı nedeniyle her yıl 8 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğine dikkat çekerek kampanyanın önemini vurguladı.

“Başlattığımız ‘Bırak Şimdi’ kampanyası ile tütün bağımlılarına hayatlarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik" diyen Dr. Mehmet Dinç, "Bizim mücadelemiz iradeye ve inanca dayanıyor. Katılımcıların sözlerini yerine getireceğine güvenimiz tam. Elbette sürpriz hediyelerimiz var; ancak en büyük hediye daha rahat bir nefes, daha sağlıklı ve daha özgür bir hayat" diye konuştu.

“RAMAZAN: İRADE İÇİN BÜYÜK BİR FIRSAT”

Kampanyaya destek veren Yasemin Açık Vakfı Kurucusu Yasemin Açık, Ramazan ayının sigarayı bırakmak için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirterek, “Gün boyunca içilmeyen sigara, 24 saate; 24 saat bir aya; bir ay ise bir ömre yayılabilir. Yeter ki karar verelim.” dedi.

Bırak Şimdi” kampanyası yalnızca bir ödül programı değil; iradeye, sağlığa ve geleceğe yapılan bir çağrı niteliği taşıyor. Yeşilay, tütün bağımlılığıyla mücadelede bireysel kararlılığın toplumsal dönüşüme güç katacağına inanıyor ve herkesi şimdi karar vermeye davet ediyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yeşilay’dan 'Bırak Şimdi' kampanyası... Sigarayı bırakan ilk 1000 kişiye hediye - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 07:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026131822_4d137197851ca7cbbdbf12f9940ed8f3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026131822_4d137197851ca7cbbdbf12f9940ed8f3.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15022026131822_4d137197851ca7cbbdbf12f9940ed8f3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Prof. Dr. Dilaver Taş: Sigara alışkanlık değil, tedavi edilmesi gereken bir bağımlılık]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-prof-dr-dilaver-tas-sigara-aliskanlik-degil-tedavi-edilmesi-gereken-bir-bagimlilik-29467.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-prof-dr-dilaver-tas-sigara-aliskanlik-degil-tedavi-edilmesi-gereken-bir-bagimlilik-29467.html</link>
                    <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Taş, sigaranın önlenebilir hastalıklar ve erken ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olduğunu belirterek, sigara bağımlılığının irade meselesi değil, profesyonel destekle tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu vurguladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sigara kullanımı, dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine neden olan önlenebilir hastalıkların başında geliyor. Toplumda hâlâ bireysel bir tercih ya da kötü bir alışkanlık olarak algılanabilen sigara kullanımının, aslında nikotinin yol açtığı güçlü bir bağımlılık olduğuna dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Taş, sigara bırakıldığında vücudun kısa sürede kendini onarmaya başladığını ve her yaşta bırakmanın sağlık açısından büyük kazanımlar sağladığını ifade etti.

Sigara dumanı içerisinde bulunan binlerce kimyasal maddeden en az 70’inin doğrudan kanserojen olduğuna dikkat çeken Taş, sigaranın akciğer kanseri başta olmak üzere kalp-damar hastalıkları, inme, KOAH, ağız ve gırtlak kanserleri ile mide ve pankreas kanserleriyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor.

Taş, sigaranın zararlarının yalnızca içen kişiyle sınırlı kalmadığını vurgulayarak, “Pasif içicilik; özellikle çocuklar, gebeler ve yaşlılar için ciddi sağlık riskleri oluşturur. Çocuklarda astım atakları, solunum yolu enfeksiyonları ve ani bebek ölümü sendromu, pasif sigara dumanına maruz kalma ile ilişkilidir.” dedi.

Sigarayı bırakmak için asla geç değil

Toplumda yaygın olan “Artık çok geç” düşüncesinin bilimsel bir karşılığı olmadığını belirten Taş, sigaranın hangi yaşta bırakılırsa bırakılsın sağlık üzerinde olumlu etkiler sağladığını ifade etti.

“Sigarayı bıraktıktan sadece 20 dakika sonra kalp hızı ve kan basıncı düşmeye başlar. 24 saat içinde kalp krizi riski azalmaya başlar. Birkaç hafta içinde akciğer fonksiyonları iyileşir. Bir yılın sonunda koroner kalp hastalığı riski yarıya iner. Uzun vadede ise kanser riski belirgin şekilde azalır” diyen Taş, sigarayı bırakmanın her yaşta yapılabilecek en değerli sağlık yatırımlarından biri olduğunu söyledi.

Sigara bağımlılığı irade değil, tedavi meselesidir

Sigara bağımlılığının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve davranışsal boyutları olan karmaşık bir süreç olduğunu belirten Taş, nikotinin beyinde dopamin salınımını artırarak geçici bir rahatlama hissi yarattığını, bu etkinin kısa sürede geçmesiyle birlikte bağımlılığın pekiştiğini ifade etti.

Taş, “Sigara, stresle başa çıkma ya da sosyalleşme aracı gibi algılansa da aslında kişiyi farkında olmadan tekrar eden bir bağımlılık döngüsüne sokar. Bu nedenle sigarayı bırakma süreci irade eksikliğiyle değil, profesyonel destek gerektiren bir tedavi süreci olarak değerlendirilmelidir.” dedi.

En zor günler ilk günler

Sigarayı bırakma sürecinde en zor dönemin genellikle ilk 3–5 gün olduğunu belirten Taş, özellikle 2. ve 3. günlerde nikotin yoksunluk belirtilerinin zirve yaptığını söyledi.

Bu dönemde şiddetli sigara isteği, huzursuzluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı, baş ağrısı, uykusuzluk ve iştah artışı gibi belirtilerin sık görüldüğünü belirten Taş, “Bu belirtiler kalıcı değildir. Sigara isteği genellikle 5–10 dakika sürer ve geçer. İlk haftayı geçen bireylerin bırakma başarısı belirgin şekilde artar.” dedi.

Kilo almak kader değil

Sigarayı bırakınca kilo almanın kaçınılmaz olmadığını vurgulayan Taş, doğru stratejilerle çoğu kişinin ya hiç kilo almadığını ya da çok sınırlı kilo aldığını belirtti. “Sorun sigarayı bırakmak değil, yerine ne koyduğumuzdur.” diyen Taş, su tüketiminin artırılması, sigara isteğiyle açlığın karıştırılmaması ve düzenli ama aşırı olmayan fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekti.

Elektronik sigara çözüm değil

Elektronik sigaranın zararsız olduğu yönündeki algının yanlış olduğuna değinen Taş, elektronik sigaraların nikotin bağımlılığını sürdürdüğünü ve akciğeri tahriş eden, damar fonksiyonlarını bozan maddeler içerdiğini belirtti. “Asıl hedef nikotinsiz bir yaşam olmalıdır.” dedi.

Amaç yargılamak değil, desteklemek

9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü’nün sigara içen bireyleri suçlamak için değil, onları anlamak ve desteklemek için var olduğunu vurgulayan Taş, sigarayı bırakmanın yalnızca bireyin değil; ailesinin, çevresinin ve gelecek nesillerin sağlığı için de önemli bir adım olduğunu söyledi. (İLKHA)
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Dilaver Taş: Sigara alışkanlık değil, tedavi edilmesi gereken bir bağımlılık - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 10:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143308_deef0001b5b82813cbfa9c46dadadb3d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143308_deef0001b5b82813cbfa9c46dadadb3d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143308_deef0001b5b82813cbfa9c46dadadb3d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-29461.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-29461.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!

İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.

Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.

İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar!&nbsp;

Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.

Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:

“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.

Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”

Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!

Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.

Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.

Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!

İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.

İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.

Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!

İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.

İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:

“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.

Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 08:58:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143150_84cc879d3e385375a3e0c9029f98984c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143150_84cc879d3e385375a3e0c9029f98984c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143150_84cc879d3e385375a3e0c9029f98984c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-29465.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-29465.html</link>
                    <description><![CDATA[ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı. Ancak piramidin görsel ve içerik önceliklerindeki değişim, bazı besin gruplarının biyolojik etkilerinin yanlış yorumlanabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Özellikle protein ve hayvansal gıdaların öne çıkması, lif kaynaklarının görsel olarak geri planda kalması ve beslenmenin bireysel biyolojiden bağımsız ele alınması, uzun vadeli metabolik ve inflamatuvar etkiler açısından daha temkinli bir değerlendirme gerektiriyor. Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, yeni piramidin önemli bir adım olmakla birlikte, kritik 3 riskine dikkat çekiyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tahılları Hayatımızdan Çıkaralım mı?

ABD’nin 2025–2030 yılları için yayınlanan yeni beslenme rehberinde verilen ana mesajın daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin olduğunu belirten&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Ancak beslenme yalnızca bir piramit görselinden ibaret değil; bağırsak, bağışıklık, beyin ve hormonların aynı anda konuştuğu canlı bir biyolojik dil. Bu nedenle her yeni rehberi alkışlamadan önce durup bakmak ve ayrıntıları sorgulamak gerekiyor. Yeni piramit ilk bakışta metabolik hastalıklarla mücadele hedefi taşısa da tahılların geri plana çekilmesi, protein ve yağ gruplarının daha geniş temsil edilmesi besin gruplarının biyolojik rollerinin yanlış yorumlanma riskini de beraberinde getiriyor” diyor.&nbsp;

O Besinler Tamamen Dışlandı

Yeni piramidin en güçlü yönlerinden birinin ultra-işlenmiş gıdaların net biçimde dışlanması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Life&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Bu yaklaşım; obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik sendrom riskinin azaltılması açısından bilimsel verilerle desteklenmektedir. Ultra-işlenmiş gıdaların metabolik dengeyi bozduğu, inflamatuvar yükü artırdığı ve uzun vadede çoklu sistemleri olumsuz etkilediği iyi bilinmektedir. Bu yönüyle yeni yaklaşım, “gerçek gıdaya dönüş” açısından olumlu bir paradigma değişimi sunuyor” ifadelerini kullanıyor.&nbsp;

Beslenme Piramidinde Protein Tartışması

Piramitte protein ve hayvansal gıdaların daha merkezi bir konuma taşınmasının dikkatli yorumlanması gerektiğini belirten&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Buradaki risk protein alımının kendisi değil; uzun süre kırmızı et ağırlıklı ve yüksek düzeyde hayvansal protein tüketimidir. Bu tür bir beslenme modeli, hücresel büyüme ve çoğalma sinyallerini yöneten mTOR yolunun sürekli aktif kalmasına neden olabilir. mTOR, çocukluk döneminde, kas onarımında ve kısa süreli iyileşme süreçlerinde gerekli olan bir mekanizma olsa da uzun süreli ve aşırı uyarımı inflamatuvar yükü artırarak kardiyometabolik risklerin yükselmesine zemin hazırlayabilir” uyarısında bulunuyor.&nbsp;

Yetersiz Lif Bağırsakları Nasıl Etkiliyor?

Lifin metabolik sağlık ve bağışıklık sistemi açısından taşıdığı kritik role dikkat çeken Acıbadem Life&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Yeni piramitte tahılların görsel olarak küçültülmesi yetersiz lif riskini beraberinde getiriyor. Oysa lif yalnızca sindirimle ilişkili bir bileşen değil; metabolik denge ve inflamasyon kontrolünde de temel bir oyuncudur. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler için ana besin kaynağı olan lif, bu bakteriler tarafından kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülür. Bu bileşikler ise bağırsak, beyin ve bağışıklık sistemi arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasını destekler. Yetersiz lif alımı metabolik esnekliğin azalmasına, inflamasyonun artmasına ve insülin direncine yatkınlığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle lif kaynaklarının beslenme planlarında bireyin toleransı ve ihtiyacına göre yer alması önem taşır” diyor.&nbsp;

Fonksiyonel tıp perspektifinde ideal beslenme modelinin sebze ağırlıklı, renkli ve polifenolden zengin; lif ve prebiyotik içeriği güçlü; protein kalitesi ön planda olan (balık, baklagil, fermente ürünler gibi); zeytinyağı ve omega-3 merkezli yağ profili içeren, ultra-işlenmiş gıdalardan uzak ve bireyin mikrobiyota yapısı, insülin direnci ve inflamasyon düzeyi gibi biyolojik özelliklerine göre kişiselleştirilmiş bir yaklaşımı gerektirdiğini belirten&nbsp;Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Yeni piramit önemli bir adım olsa da, beslenme rehberlerinin tek tip öneriler yerine biyolojiyle uyumlu, kişisel farklılıkları gözeten ve görsel mesajı bilimsel dengeyle sunan bir çerçevede hazırlanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:52:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143216_0160bf9732f0e683b466152551ed6122.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143216_0160bf9732f0e683b466152551ed6122.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/10022026143216_0160bf9732f0e683b466152551ed6122.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Meteoroloji'den kuvvetli yağış ve çığ uyarısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-meteorolojiden-kuvvetli-yagis-ve-cig-uyarisi-29433.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-meteorolojiden-kuvvetli-yagis-ve-cig-uyarisi-29433.html</link>
                    <description><![CDATA[Meteoroloji Genel Müdürlüğünün son değerlendirmelerine göre, yurt genelinde hava parçalı ve çok bulutlu olacak.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Mersin ve Karaman dışında ülke genelinde aralıklı yağış beklenirken, yağışların büyük bölümünün yağmur ve sağanak şeklinde görüleceği bildirildi. Doğu Anadolu’nun doğusu ile Sivas, Bayburt, Bingöl ve Tunceli çevreleriyle Doğu Karadeniz’in yüksek kesimlerinde ise karla karışık yağmur ve kar etkili olacak.

Yetkililer, Doğu Karadeniz kıyıları, Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bursa, Çanakkale, Aksaray, Niğde, Ordu, Hakkari, Bitlis, Bingöl, Muş ve Şırnak çevreleri ile Balıkesir’in kuzey kesimlerinde yağışların yer yer kuvvetli olacağını açıkladı. Kuvvetli yağışların sel, su baskını, heyelan ve ulaşımda aksamalara yol açabileceği belirtilerek vatandaşların dikkatli ve tedbirli olması istendi.

Doğu bölgelerinde buzlanma, yüksek kesimlerde çığ tehlikesi

Sabah ve gece saatlerinde doğu bölgelerde buzlanma ve don olayı beklenirken, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun doğusunda yüksek kar örtüsüne sahip eğimli alanlarda çığ riski bulunuyor.

Sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde

Hava sıcaklıklarının kuzey ve iç kesimlerde biraz azalacağı, ancak ülke genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın ise genellikle güney yönlerden, Marmara ve Batı Karadeniz’de kuzeyli yönlerden hafif, zaman zaman orta kuvvette esmesi bekleniyor.

Bölge bölge hava durumu

Marmara: Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı. İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bursa, Çanakkale ve Balıkesir’in kuzeyinde yağışlar yer yer kuvvetli.

Ege: Parçalı ve çok bulutlu, genelinde yağmur ve sağanak etkili.

Akdeniz: Mersin ve Karaman hariç bölge genelinde aralıklı yağmur ve sağanak bekleniyor.

İç Anadolu: Aralıklı yağışlı. Genellikle yağmur ve sağanak, Sivas çevreleri ile Niğde’nin yükseklerinde karla karışık yağmur görülecek. Aksaray ve Niğde çevrelerinde yağışlar kuvvetli olabilir.

Batı Karadeniz: Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı.

Orta ve Doğu Karadeniz: Aralıklı yağışlı. Yüksek kesimlerde karla karışık yağmur ve kar beklenirken, Doğu Karadeniz kıyıları ile Ordu çevrelerinde yağışlar kuvvetli olacak. İç kesimlerde çığ tehlikesi sürüyor.

Doğu Anadolu: Aralıklı yağışlı. Genel olarak karla karışık yağmur ve kar, bazı illerde yağmur görülecek. Hakkari, Bitlis, Bingöl, Muş ve Şırnak’ta yağışların kuvvetli olması bekleniyor. Buzlanma ve don riski bulunuyor.

Güneydoğu Anadolu: Parçalı ve çok bulutlu, yağmur ve sağanak yağışlı. Bölgenin doğusunda gece saatlerinde yağışların kuvvetlenmesi bekleniyor.

Meteoroloji yetkilileri, özellikle kuvvetli yağış beklenen bölgelerde yaşayan vatandaşların ve sürücülerin olası olumsuzluklara karşı tedbirli olmaları çağrısında bulundu.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Meteoroloji'den kuvvetli yağış ve çığ uyarısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 04:11:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/08022026091755_09f33b4dace17b2f6bb7b99184e25f96.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/08022026091755_09f33b4dace17b2f6bb7b99184e25f96.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/08022026091755_09f33b4dace17b2f6bb7b99184e25f96.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Asıl mesele erkekliğin nasıl öğretildiği! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-asil-mesele-erkekligin-nasil-ogretildigi-29402.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-asil-mesele-erkekligin-nasil-ogretildigi-29402.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, son dönemde özellikle dijital platformlarda görünür hale gelen şiddet, zorbalık ve kadın düşmanı dili değerlendirdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Erkeklik hep sarsılmaması gereken bir rol olarak algılanıyor

Son dönemde okul ortamlarından meslek gruplarına uzanan ve çoğu zaman dijital platformlarda görünür hale gelen vakaların topluma zarar verebilecek bir sapmaya işaret ettiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, “Bu tablo, erkekliğin nasıl kurulduğuna, nasıl öğrenildiğine ve dijital alanlarda nasıl yeniden üretildiğine dair geniş bir soruyu gündeme getiriyor diyebiliriz. Günümüzde erkekliğin hâlâ büyük ölçüde güç, kontrol ve cinsel başarı üzerinden tanımlanması tesadüf değil. Yıllar boyunca erkeklere, değerli olmanın yolunun güçlü görünmekten, hâkim olmaktan ve duygusal mesafeyi korumaktan geçtiği öğretildiği için bu durum, erkekliğin kırılganlıkla, eşitlikle ya da bakım verme pratikleriyle ilişkilendirilmesini zorlaştırdı. Açıkçası erkeklik hep sarsılmaması gereken bir rol olarak algılandığı sürece eşitlikçi bir temele oturan insan ilişkilerinden uzaklaşıyoruz. Bazı durumlarda erkeklik, kaybedildiği hissedilen gücü yeniden kurma çabasıyla daha sert, daha dışlayıcı ve daha tahakkümcü biçimlerde ortaya çıkabiliyor.” dedi.

Dijital alanlar şiddeti görünür kılıyor

İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte dijital alanlarda üretilen kadın düşmanı dilin, gerçek hayatta bu kadar kolay karşılık bulmasının nedenlerine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, “İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımıza giren dijital alanlar ve dijital alt kültürlerde üretilen kadın düşmanı dilin gerçek hayatta bu kadar kolay karşılık bulmasının en önemli nedenlerinden biri, dijital alanların yarattığı mesafe hissi. Kapalı gruplar, anonimlik ve şaka söylemi, sınırların esnekleşmesine neden oluyor. Zamanla bu dil, yalnızca çevrimiçi bir ifade biçimi olmaktan çıkıp gündelik ilişkilerin parçası haline gelip normalleştiriliyor. Bir taraftan ‘her şeyi söyleyebilirim, sansürsüz ifade edebilirim’ özgürlüğü ve cezasızlık hissi yaratan bir serbestlik, diğer taraftan ise başka bir insanın mahremini fütursuzca metalaştırma gerçeği aynı anda karşımıza çıkıyor. Kullanılan dilin burada belirleyici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Kadını nesneleştiren, aşağılayan ya da küçümseyen ifadeler tekrarlandıkça sıradanlaşıyor; sıradanlaştıkça da sorgulanmaz hale geliyor. Bu durum, dijital alan ile gerçek hayat arasındaki sınırın sanılandan çok daha geçirgen olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.

WhatsApp grupları ‘erkekliğin onaylandığı’ alanlara dönüşebiliyor

WhatsApp gruplarını örnek göstererek, ilk bakışta masum görünen bu alanların zamanla erkekliğin kolektif olarak onaylandığı ve pekiştirildiği mecralara dönüşebildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, “WhatsApp Grupları üzerinden örnek vermek gerekirse; bir grup insanın ortak paylaşım ve haberleşme platformu olarak WhatsApp grubu kurması masum görünebilir ama mevzu bahis grubun erkekler tarafından oluşturulup kurulan iletişimin ise kadını nesneleştiren ortak bir dil üretmesi ayrı bir sorgu alanı oluşturuyor. Ortaya çıkan bu tür WhatsApp grupları erkekliğin kolektif olarak onaylandığı, performe edildiği ve pekiştirildiği alanlar haline geldiğinde toplumsal nitelikli bir çıkmazın içinde buluyoruz kendimizi. Şöyle ki; bu gruplarda paylaşılan içerikler, çoğu zaman erkekler arası bir aidiyet ve onay mekanizması işlevi görüyor. Kadınlar üzerinden kurulan dil, grubun iç bütünlüğünü güçlendirirken, erkekliğin belirli bir biçimini normal ve makbul olarak yeniden üretiyor.” şeklinde konuştu.

Zorbalık bir aidiyet dili haline geliyor

Zorbalığın da bu kültürel zeminin bir çıktısı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, “Zorbalık ve şiddetin erkek çocukları arasında bir aidiyet dili haline gelmesi, duyguların nasıl yönetildiğiyle yakından ilişkili diyebiliriz. Erkek çocuklar çoğu zaman korku, kırılganlık ya da yetersizlik hissini ifade etmeyi değil, bastırmayı öğreniyor. Bastırılan duygular ise sıklıkla öfke ve saldırganlık olarak dışa vuruluyor. Bu noktada zorbalık, yalnızca bireysel bir davranış değil; gruba dahil olmanın, görünür olmanın ve kabul edilmenin bir yolu haline geliyor. Üstelik şiddet, bir iletişim biçimi olarak öğreniliyor ve ödüllendiriliyor.” dedi.

Sorun neden geç fark ediliyor?

Bu tür davranışların neden zamanında fark edilemediğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, şöyle devam etti:

“Peki bu durum neden zamanında fark edilemiyor diye soracak olursak; eğitim ve iş hayatı pratiklerinde genellikle başarı, disiplin ve performansa odaklanılırken; ilişkisel ve etik boyutlar geri plana itilebiliyor. ‘Başarılı öğrenci’, ‘profesyonel’ ya da ‘örnek çalışan’ tanımları çoğu zaman akademik ya da mesleki yeterlilikle sınırlı kalıyor. Erkeklik ise görünmez bir norm olarak kabul edildiği için, sorun alanı olarak tanınmıyor. Bu da erken uyarı işaretlerinin gözden kaçmasına ve sorunların ancak kriz anlarında görünür olmasına yol açıyor. Bu tür davranışların çoğunlukla kapalı erkek gruplarında ortaya çıkması, denetimden çok kültürle ilgili bir meseleye işaret ediyor. Kapalı alanlar, erkekliğin sorgulanmadan yeniden üretildiği, sınırların test edildiği ve çoğu zaman aşıldığı mekânlar haline geliyor. Bu durum, sorunun birkaç kötü örnekten ibaret olmadığını; belirli koşullar oluştuğunda benzer davranışların tekrar edebileceğini gösteriyor.”

Bu durumu yalnızca sapma ya da ahlaki çöküş olarak tanımlamanın yeterli olmadığına da işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, “Diğer taraftan bu meselenin sadece kadınların sorunu olmadığını aynı zamanda erkeklerin de sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu erkeklik biçimi erkekleri de yalnızlaştırıyor, duygusal olarak yoksullaştırıyor. Çözüm; erkek çocuklara erken yaştan itibaren duygularını tanıma, sınır öğrenme ve eşit ilişki kurma becerileri kazandırmakla mümkün. Asıl mesele, erkekliğin nasıl öğretildiği, hangi davranışların ödüllendirildiği ve hangi sessizliklerin sürdürüldüğü. Erkekliği yeniden tanımlamak gerekiyor. Güçle değil, sorumlulukla; tahakkümle değil, eşitlikle; sessizlikle değil, yüzleşmeyle kurulan bir erkeklik inşasına odaklanabiliriz. Aksi halde bu kriz, gerçek ya da sanal farklı mekânlarda ve farklı biçimlerde karşımıza çıkmaya devam edecek.” şeklinde sözlerini tamamladı.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Asıl mesele erkekliğin nasıl öğretildiği!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:27:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/06022026114847_d94e0c0dfba4a9b3ad7327b3a31228dd.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/06022026114847_d94e0c0dfba4a9b3ad7327b3a31228dd.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/06022026114847_d94e0c0dfba4a9b3ad7327b3a31228dd.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama eve dönüş süreci]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-sureci-29395.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-sureci-29395.html</link>
                    <description><![CDATA[Bağımlılık tedavisinde hastane sürecinin tamamlanmasının ardından başlayan gündelik hayata uyum döneminin, nüks riskini belirleyen en kritik aşama olduğu belirtildi. Uzmanlar, tedavi sonrası dönemde düzenli yaşam alışkanlıkları, sorumluluk alma ve aile tutumunun iyileşmenin kalıcılığı açısından belirleyici rol oynadığına dikkat çekiyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sonrası sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bağımlılık tedavisinin en zor ve en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu ifade eden Çevirir, bu sürecin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. 

Çevirir, bağımlılık tedavisinin yataklı servislerde genellikle üç aşamada ele alındığını belirterek, "Akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi olarak ilerleyen bu süreçte, akut evre bağımlılığın en yoğun yaşandığı ve işlevselliğin ciddi şekilde bozulduğu dönemdir." dedi.

"Hastalık bilinci çoğu zaman sınırlı oluyor"

Bağımlılığın doğası gereği her hastada tedavi farkındalığının gelişmediğini vurgulayan Çevirir, "Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür. Bu durum kısa vadede avantaj gibi algılansa da bağımlılığın yol açtığı sosyal, ailesel ve mesleki kayıplar çoğu zaman göz ardı edilir." ifadelerini kullandı.

Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav

Akut dönemde ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal desteğin temel müdahaleler olduğunu aktaran Çevirir, hastanede belirtiler yatışsa bile riskin tamamen ortadan kalkmadığını söyledi. 

Çevirir, "Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenmandır. Asıl sınav, kişinin gündelik hayata döndüğü dönemde başlar. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş büyük önem taşır." dedi.

"Ev ortamında da izolasyon sağlanmalı"

Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının genellikle en az altı ay sürdüğünü belirten Çevirir, hastanede sağlanan izolasyon ortamının evde de mümkün olduğunca devam ettirilmesi gerektiğini vurguladı. 

"Sanal kumar, madde veya alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre önemli tetikleyicilerdir." diyen Çevirir, dış uyaranların nüks riskini artırabileceğine dikkat çekti.

"Erken sorumluluk iyileşmeyi güçlendiriyor"

Taburculuk sonrası dönemde düzenli bir yaşam rutini oluşturmanın önemine değinen Çevirir, uyku düzeni, beslenme ve sorumluluk almanın tedavinin temel yapı taşları olduğunu söyledi. 

Çevirir, "Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapi, isteği yönetebilmek ve içgörüyü güçlendirmek açısından kritik bir rol üstlenir." ifadelerini kullandı.

"Erken sinyaller nüksü önleyebilir"

Bağımlılık sürecinde sık karşılaşılan durumlardan birinin kayma olduğunu belirten Çevirir, bu durumun genellikle ani gelişmediğini söyledi. 

"Kaymanın öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler ve duygusal dalgalanmalar görülür. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir." diyen Çevirir, ailelerin aşırı kontrolcü ve suçlayıcı tutumlardan kaçınması gerektiğini vurguladı.

Güven en çok zarar gören alan

Bağımlılık sürecinde güven duygusunun en çok zarar gören ve en geç onarılan alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Çevirir, iyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini ifade etti. 

Ailelere çağrıda bulunan Çevirir, "Sevgi ve şefkat kadar sağlıklı sınırlar da önemlidir. Sürekli güvensizlik hissini hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Daha sakin ve dengeli bir izleme süreci, tedaviyi destekler." değerlendirmesinde bulundu.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama eve dönüş süreci - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05022026184820_4927fc293f7f5e3ad08bf403800a5b62.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05022026184820_4927fc293f7f5e3ad08bf403800a5b62.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05022026184820_4927fc293f7f5e3ad08bf403800a5b62.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yalanın psikolojik nedenleri ve belirtileri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yalanin-psikolojik-nedenleri-ve-belirtileri-29298.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yalanin-psikolojik-nedenleri-ve-belirtileri-29298.html</link>
                    <description><![CDATA[Yalan söylemek çoğu zaman kötülükten değil, korku, kendini koruma ve kabul görme arzusu gibi psikolojik nedenlerden kaynaklanıyor. Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, yalanın işaretlerini ve nedenlerini açıkladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yalan söylemek çoğu zaman sanıldığı gibi kötülükten kaynaklanmıyor. İnsanlar ceza almaktan, yargılanmaktan veya sevdiklerini kaybetmekten korktuklarında yalana başvurabiliyor. 

Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, "Kabul görme arzusu da yalana sürükleyebilir. Bu yalanlar genellikle kimseye doğrudan zarar vermez. CV’lerin abartılması, sosyal medyada mutsuzken mutlu anların paylaşılması veya ilk buluşmalarda ‘cool’ görünme çabası buna örnektir." dedi.

"Kabul görme arzusu yalana sürüklüyor"

Yalan söylemenin bir diğer nedeni, kişinin kendini yeterli görmemesi ve kabul görme arzusudur. Tunçel, “Kişi kendini olduğu haliyle yeterli görmediğinde yalana ihtiyaç duyar; bu yalan bir maske haline gelerek kişinin gerçekliğini kaybetmesine neden olabilir.” ifadelerini kullandı.

Bazı insanlar için yalan, savunma mekanizması olmaktan çıkıp bir refleks haline gelebiliyor. Tunçel, "Çocukluğunda sürekli eleştirilen ve cezalandırılan kişilerde beyin ‘tehlike eşittir yalan’ şeklinde kodlama yapar. Bu kişiler bazen yalan söylediklerinin farkına bile varmaz." dedi.

Yalanın işaretleri ve fark edilmesi

Yalanlar genellikle üç kategoride toplanıyor: Çatışmadan kaçmak için söylenen yalanlar, kendini korumak için söylenen savunma amaçlı yalanlar ve karşı tarafı yönlendirmek için söylenen manipülatif yalanlar. Tunçel, yalanı tek bir işaretle anlamanın mümkün olmadığını vurgulayarak, "Yalanın en büyük düşmanı zamandır. Hikaye zamanla detay değiştirir, çelişkiler ortaya çıkar. Duygusal tepki uyumsuzluğu da yalana işaret edebilir. Üzücü bir olayı gülerek veya donuk anlatmak gibi durumlar örnek olarak gösterilebilir." dedi.

Yalan söylemeyi anlamaktan daha önemlisi, kişinin neden yalan söylemek zorunda hissettiğini fark etmektir. Tunçel, "Güvenin olduğu yerde yalan azalır, maskeler düşer. Anlamak onaylamak değildir; karşımızdakine anlaşıldığını hissettirmek ilişkiyi iyileştirmenin ilk adımıdır." ifadelerini kullandı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yalanın psikolojik nedenleri ve belirtileri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 06:39:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132125_8d729747f3c4e288b26e5fbff7754e5d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132125_8d729747f3c4e288b26e5fbff7754e5d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132125_8d729747f3c4e288b26e5fbff7754e5d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kenevir üretimine 21 ilde izin]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-kenevir-uretimine-21-ilde-izin-29299.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-kenevir-uretimine-21-ilde-izin-29299.html</link>
                    <description><![CDATA[Kenevirin lif ve sap üretiminin yanı sıra tıbbi ve kişisel bakım ürünlerinde kullanımına yönelik üretim süreçleri yeniden düzenlendi. Yeni düzenlemeyle 21 ilde kenevir yetiştiriciliğine izin verilirken, tıbbi amaçlı üretimin yalnızca Afyon Alkaloidleri Fabrikası ile Sağlık Bakanlığı onaylı yüksek güvenlikli kapalı tesislerde yapılması kararlaştırıldı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolüne Dair Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelik kapsamında; lif, tohum ve sap üretiminin yanı sıra tıbbi ürünler, sağlık ürünleri ve uyuşturucu etkisi bulunmayacak düzeyde kişisel bakım ile destek ürünleri elde edilmesine yönelik çiçek ve yaprak üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliğinin, ekimden hasada kadar tüm aşamaları düzenlendi. Ayrıca kenevirden elde edilen çiçek ve yaprakların amacı dışında kullanılmasını önlemeye yönelik kontrol, denetim, görev ve sorumluluklar da tanımlandı.

Bu çerçevede lif, tohum ve sap üretimi amacıyla kenevir yetiştiriciliği; Amasya, Antalya, Bartın, Burdur, Çorum, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Sivas, Tokat, Uşak, Yozgat ve Zonguldak illeri ile bu illere bağlı ilçelerde yapılabilecek.

Tıbbi ve sağlık ürünleri üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği ise Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğüne bağlı Afyon Alkaloidleri Fabrikası sahasında, organize tarım bölgelerinde veya Sağlık Bakanlığından üretim yeri izni alınmış; kapalı, iklimlendirme sistemine sahip ve yüksek güvenlik önlemleri bulunan tesislerin yer aldığı il sınırları içinde gerçekleştirilecek.

Kişisel bakım ve destek ürünleri üretimi amacıyla yapılacak kenevir yetiştiriciliği ise açık ya da kapalı alanlarda olmak üzere, lif, sap ve tohum üretimine izin verilen iller ile tıbbi ve sağlık ürünleri yetiştiriciliğinin yapıldığı bölgelerde mümkün olacak.

Lif, tohum ve sap üretimi için yetiştiricilik izni, her yıl 1 Ocak–1 Nisan tarihleri arasında üretimin yapılacağı yerin en büyük mülki idare amirliğinden alınabilecek. Tıbbi, sağlık ile kişisel bakım ve destek ürünlerine yönelik üretim başvuruları ise aynı dönem içinde Toprak Mahsulleri Ofisine yapılacak.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Kenevir üretimine 21 ilde izin - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 06:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132128_c476063cddf0b4dcc2a0c8c143593a2a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132128_c476063cddf0b4dcc2a0c8c143593a2a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/31012026132128_c476063cddf0b4dcc2a0c8c143593a2a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-29271.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-29271.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!

Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden&nbsp;Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.

Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran&nbsp;Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.

Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!

Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen&nbsp;Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.

Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden&nbsp;Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.

Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!

İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” dedi.

Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan&nbsp;Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.

Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli! &nbsp;

Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken&nbsp;Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.

Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden&nbsp;Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.

Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:32:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194457_bc340ebea7b4d0bb9a9e4ae8e0359b1d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194457_bc340ebea7b4d0bb9a9e4ae8e0359b1d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194457_bc340ebea7b4d0bb9a9e4ae8e0359b1d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yalnızlık kurumsallaşıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yalnizlik-kurumsallasiyor-29273.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yalnizlik-kurumsallasiyor-29273.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, son dönemde dijital mecralarda hızla yayılan “Are You Dead?” / “Are You Dead Yet” uygulamalarını sosyolojik açıdan değerlendirdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yalnızlık kurumsallaştı

Son dönemde dijital mecralarda hızla yayılan “Are You Dead? / Are You Dead Yet” uygulamalarının, kullanıcıların belirli aralıklarla “hayatta olduklarını” dijital olarak teyit etmelerine dayandığını ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu teyidin kesintiye uğraması hâlinde önceden tanımlanmış kişi veya ağlara otomatik uyarı gönderildiğini hatırlattı.

Bu tür uygulamaların ilk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görüldüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, asıl meselenin çok daha derin olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

“İlk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görünen bu uygulamalar, daha yakından incelendiğinde çağdaş toplumların en kırılgan meselelerinden birine işaret etmektedir; yalnızlığın kurumsallaşması ve dijital teknolojiler aracılığıyla yönetilebilir bir toplumsal olguya dönüşmesi.”

Bu durum toplumsal alarm niteliği taşıyor!

Bu durumun basit bir teknolojik kolaylık olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durum, teknolojik bir kolaylıktan ziyade, bireyin varlığının artık kendiliğinden fark edilmediği; toplumsal ilişkilerin bu işlevi yerine getirecek güçten giderek yoksunlaştığına işaret eden bir toplumsal alarm niteliği taşımaktadır.”

Uygulamaların ima ettiği temel gerçeğin altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Çünkü bu uygulamalar şunu ima eder; toplumsal ilişkiler, bireyin varlığını kendiliğinden fark edecek kadar güçlü değildir.” dedi.

Uygulamalar yalnız yaşam olgusunu sosyolojik tartışmaların merkezine taşıdı

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead? / Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının ortaya çıkışının, yalnız yaşam olgusunu yeniden sosyolojik tartışmaların merkezine taşıdığını belirterek, bu kavramın akademik literatürde ele alınışının romantize edilmiş bireysel tercihlerden değil, derin ve travmatik toplumsal kırılma deneyimlerinden beslendiğine dikkat çekti.

Bu noktada sosyolog Eric Klinenberg’in çalışmalarına işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Eric Klinenberg, ‘Going Solo’ adlı çalışmasında geliştirdiği ‘solo yaşam’ kavramsallaştırmasını, doğrudan 1995 Chicago sıcak hava dalgası sonrasında yürüttüğü saha araştırmalarına dayandırmaktadır. Bu felaket sırasında özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin günlerce fark edilmeden evlerinde hayatlarını kaybetmiş olmaları, solo yaşamın yalnızca bir yaşam tarzı değil; ölümcül sonuçlar üretebilen yapısal bir kırılganlık alanı olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.” diye konuştu.

Toplumsal refleksin yerini algoritmik refleks alıyor

Solo yaşamın, modern toplumlarda yaş, sınıf, sosyal sermaye ve kırılganlık eksenlerinde derinleşen eşitsizlikleri yansıtan karmaşık bir toplumsal form olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, dijital teyit uygulamalarının tam da bu kırılgan zeminde ortaya çıktığını ifade etti.

Are You Dead? türü uygulamaların, geleneksel sosyal ağların işlevini büyük ölçüde yitirdiği bir dünyada “gecikmiş fark edilme” riskini dijital bir protokole dönüştürdüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Birey hayatta olduğunu bildirmezse, sistem bunu bir istisna olarak algılar ve müdahale mekanizmasını devreye sokar. Böylece toplumsal refleksin yerini algoritmik refleks alır.” ifadesinde bulundu.

Dijital teyit uygulamalarının kısa sürede viral hâle gelmesi tesadüf değil

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının kısa sürede viral hâle gelmesinin tesadüf olmadığını dile getirerek, bu durumun modern bireyin derin bir ontolojik güvensizlik yaşadığını ortaya koyduğunu söyledi.

Günümüz insanının yalnızca fiziksel olarak değil, varoluşsal düzeyde de kendini güvencesiz hissettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu tür uygulamaların kısa sürede viral hâle gelmesi tesadüf değildir. Günümüz bireyi, yalnızca fiziksel olarak değil, ontolojik düzeyde de güvencesizdir; yani var olduğundan, fark edildiğinden ve bir başkasıyla anlamlı bir bağ içinde bulunduğundan emin olmak istemektedir.” dedi.

Modern toplumlarda güven duygusunun giderek yüz yüze ilişkilerden değil, dijital sinyaller ve doğrulama mekanizmalarından beslendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Are You Dead Yet, yalnızlığı ortadan kaldırmayı değil; onu yönetilebilir kılmayı hedefler. Bu yönüyle uygulama, yalnızlığın çözümü değil, onunla baş etme teknolojisidir.” diye konuştu.

Yalnızlık artık gizlenmiyor, yönetilmeye çalışılıyor!&nbsp;

Dünyadaki benzer örneklere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Benzer örnekler Japonya’da yalnız yaşlılara yönelik sensörlü ev sistemlerinde, Güney Kore’de tek kişilik hanelere odaklanan dijital bakım uygulamalarında ve ABD’de acil durum teyit yazılımlarında görülmektedir. Özellikle Japonya’da pandemi dönemindeki uzun karantinalar sırasında, evlerinde yalnız yaşayan yaşlı bireyler arasında intihar vakalarının artması, yalnızlığın kamusal bir kriz olarak ele alınmasına yol açmış; bu süreç Yalnızlık Bakanlığı’nın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Benzer şekilde İngiltere’de de yalnızlığın halk sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle ‘Yalnızlık Bakanlığı’ oluşturulmuş, yalnızlık artık bireysel bir sorun değil, devlet politikası düzeyinde ele alınan yapısal bir mesele hâline gelmiştir. Bu örneklerin ortak noktası açıktır: Toplumsal bağların yerini, dijital izleme ve doğrulama mekanizmaları almaktadır. Yalnızlık artık gizlenen değil; ölçülen, izlenen ve yönetişim alanına dâhil edilen bir toplumsal olguya dönüşmektedir.” dedi.

Türkiye’de de yalnızlık meselesi yeni bir boyut kazandı

Türkiye’de yalnızlık meselesinin, hızlanan kentleşme, çekirdek ailenin çözülmesi ve dijital iletişim pratiklerinin yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazandığını anlatan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu çerçevede Üsküdar Üniversitesi, yalnızlığı her yıl farklı sosyal gruplar ve toplumsal kategoriler bağlamında ele alan uluslararası sempozyumlar ve ulusal ölçekli araştırmalar yoluyla bu alanda önemli bir akademik birikim üretmektedir. Gençlik ve yalnızlık ile yaşlılık ve yalnızlık üzerine yapılan son araştırmalar, yalnızlığın kuşaklar arası farklı biçimlerde deneyimlendiğini; ancak her iki grupta da ortak olarak görünürlük, aidiyet ve sosyal destek eksikliği ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.” diye konuştu.

Bu bağlamda dijital uygulamaların, yalnızlık olgusunun hem sonucu hem de semptomu olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Are You Dead? gibi araçlar, sosyal çözülmenin birey düzeyinde ürettiği geçici savunma mekanizmalarıdır. Akademik bilgi ile dijital pratik arasındaki bu kesişim, yalnızlığın artık yalnızca teorik bir tartışma değil; gündelik hayatın doğrudan düzenlenen bir alanı hâline geldiğini göstermektedir. Are You Dead? / Are You Dead Yet, basit bir mobil uygulamadan çok daha fazlasıdır. Bu tür araçlar, çağımızın yalnızlık–güvenlik–varlık kanıtı ekseninde şekillenen toplumsal kırılganlığı görünür kılmaktadır. Uygulamanın ima ettiği temel soru nettir: İnsanların hayatta olduklarını düzenli olarak teyit etmek zorunda kaldığı bir toplumda, hangi sosyal bağlar zayıflamıştır?” şeklinde konuştu.

Gençler yapay zekâ tabanlı dijital araçlarla dertleşiyor

Dijital çağda yalnızlığın artık yalnızca hissedilen bir duygu değil; izlenen, ölçülen ve yönetilen bir toplumsal olguya dönüştüğünü de kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle gençler arasında, yüz yüze dertleşilen ve güven duyulan kişi sayısının azalmasıyla birlikte, ChatGPT gibi yapay zekâ tabanlı dijital araçlarla dertleşme ve paylaşım pratiklerinin giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bu yönelim, insan ilişkilerinin giderek yüzeyselleştiğini, buna karşılık bireylerin yargılanmadan dinlenebilecekleri, sürekli erişilebilir ve ‘güvenli’ alanlara duyduğu ihtiyacın arttığını göstermektedir. Üsküdar Üniversitesi tarafından yürütülen ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırmasının bulguları, gençlerin yoğun dijital etkileşim içinde olmalarına rağmen derin, sürdürülebilir ve güven temelli sosyal bağlar kurmakta zorlandıklarını ortaya koymaktadır. Teknoloji yalnızlığı ortadan kaldırmaz; yalnızca onunla başa çıkma biçimleri sunar. Kalıcı güven, aidiyet ve insani temas ise algoritmik sistemlerde değil, yeniden inşa edilecek yüz yüze ilişkilerde ve kolektif dayanışma pratiklerinde yatmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yalnızlık kurumsallaşıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 08:18:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194650_5e1a27b41701abe72704c4c2249c63ff.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194650_5e1a27b41701abe72704c4c2249c63ff.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/30012026194650_5e1a27b41701abe72704c4c2249c63ff.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Vardiyalı işler melatonin hormonunu azaltıyor   ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-vardiyali-isler-melatonin-hormonunu-azaltiyor-29242.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-vardiyali-isler-melatonin-hormonunu-azaltiyor-29242.html</link>
                    <description><![CDATA[Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece boyunca uykunun sık bölünmesi, günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen yaygın sorunlar arasında yer alıyor. Bu noktada vücudun doğal uyku düzeninde rol oynayan hormonlar önem kazanıyor. Uykuya dalmayı kolaylaştıran ve gece uykusunu sürdürmeyi etkileyen melatoninin, bu döngünün önemli bir parçası olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Melatonin karanlıkta beyin tarafından salgılanan doğal bir hormondur ve uyku düzeninin sağlanmasına katkı sağlar. Gece ışığa maruz kalmak gibi bazı yanlış gündelik alışkanlıklar ise bu hormonun salgılanmasını azaltabilir” dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sirkadiyen ritim olarak tanımlanan vücudun iç saatinin gece ve gündüz döngüsünü düzenlediğini, bu düzenin de melatoninin doğal salgılanma ritmiyle birlikte çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu ritmin bozulması uykuya dalma güçlüğü ve uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle farklı saatlerde uyuyup uyanmayı gerektirebilen vardiyalı çalışma modeli gibi nedenler uyku düzenini olumsuz etkileyebilir. Günlük yaşamda uyku saatlerinin değişkenlik göstermesi, vücudun gece ve gündüz dengesini şaşırtarak uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir ve bu durum melatoninin doğal salgılanma düzenini de olumsuz etkileyebilir” dedi.

Melatonin desteği uyku-uyanıklık döngüsünü destekleyebilir

Melatonin, vücutta doğal olarak salgılanan bir hormon olmasının yanı sıra, bazı durumlarda takviye olarak da kullanılabiliyor. Melatonin takviyelerinin tablet, kapsül, ağızda dağılan tablet, damla, sprey ya da çiğnenebilir formlar gibi farklı seçeneklerle sunulduğunu ifade eden Kütükçü, “Bu farklı formlar, melatoninin takviye olarak kullanımında kişilerin tercih ve kullanım alışkanlıklarına göre çeşitlilik gösterebiliyor. Özellikle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulduğu durumlarda melatonin takviyeleri, vücudun doğal ritmini desteklemeye yönelik bir seçenek olarak değerlendirilebiliyor” dedi.

Takviyelerde kişisel farklılıklar dikkate alınmalı

Melatonin desteğinin herkes için uygun olmayabileceğini de sözlerine ekleyen Kütükçü, “Tüm takviyelerin yan etkileri ve ilaç etkileşimleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Örneğin melatonin takviyesine, epilepsi hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin mutlaka doktor kontrolünde başlaması gerekir. Bazı kişilerde alerjik etkiler bile görülebilir. Benzer şekilde hamileler ve emziren annelerde de melatonin desteğinin güvenilirliğini gösteren yeterli çalışma olmadığı için önerilmez, yaşlı bireylerde ise gün içinde artmış uyku haline yol açabilir” dedi.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Vardiyalı işler melatonin hormonunu azaltıyor    - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026195910_794ed066c9ddbb0145605fb388b21f3e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026195910_794ed066c9ddbb0145605fb388b21f3e.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026195910_794ed066c9ddbb0145605fb388b21f3e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ Her 4 kişiden 1'i bel ağrısı yaşıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-29234.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-29234.html</link>
                    <description><![CDATA[30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirtildi]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde &nbsp;3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel &nbsp;ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor.&nbsp;Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı&nbsp;Dr. Özkan Yükselmiş,&nbsp; genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini &nbsp;belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında &nbsp;kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor.&nbsp;

2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat!&nbsp;

Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı, &nbsp;belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor.&nbsp;Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. &nbsp;Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının 7 önemli nedeni!&nbsp;

Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor. &nbsp;Dr. Özkan Yükselmiş,&nbsp;bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor:&nbsp;

Genetik yatkınlık:&nbsp; Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor.&nbsp;

Yaşa bağlı yıpranma:&nbsp;Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor.&nbsp;

Hareketsiz bir yaşam:&nbsp; &nbsp;Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran &nbsp;önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor.&nbsp;

Yanlış duruş ve uzun süre oturma:&nbsp; Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor. &nbsp;

Ağır kaldırma ve ani hareketler:&nbsp;Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor.&nbsp;

Fazla kilo:&nbsp;Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor.&nbsp;

Sigara:&nbsp;Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor.&nbsp;

Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor!&nbsp;

Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle &nbsp;ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor.&nbsp;

Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!

Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor. &nbsp;Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle &nbsp;tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor.&nbsp;

Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli!&nbsp;

Ameliyatsız tedavinin başarısında &nbsp;hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, "Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak, &nbsp;uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, &nbsp;doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor. &nbsp; Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş,&nbsp;&nbsp;“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[ Her 4 kişiden 1'i bel ağrısı yaşıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:46:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145554_095d87f7d22d6d00b27a02ab026e6406.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145554_095d87f7d22d6d00b27a02ab026e6406.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145554_095d87f7d22d6d00b27a02ab026e6406.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı alarm veriyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor-29235.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor-29235.html</link>
                    <description><![CDATA[Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, dünya genelinde üniversite öğrencileri arasında ruh sağlığı sorunlarının son on yılda ciddi biçimde arttığını ve mevcut destek sistemlerinin bu artışı karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koydu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Küresel ölçekte 72 bin 288 lisans öğrencisinin katıldığı araştırma, dünya genelindeki üniversitelerde ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşandığına, son on yılda lisans öğrencileri arasında kaygı, depresyon, intihar düşüncesi ve kendine zarar verme vakalarının belirgin biçimde arttığına dikkat çekti.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, dikkat çeken bu araştırmayı değerlendirdi.

Pandemi, ruh sağlığı açısından da bir krizdi

Araştırmanın, üniversitelerdeki ruh sağlığı krizinin Covid-19 Pandemisi döneminde artış gösterdiğini ve sonrasında biraz azalma eğilimi olduğunu vurguladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Fakat yine de 2013’ten bu yana bir artıştan söz edilebilir. Pandemiyi yalnızca fizyolojik bir sağlık krizi olarak değil hem fizyolojik sağlığa hem sosyal hayata hem de ruh sağlığına yönelik bir kriz olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla ruh sağlığı alanındaki sorunlarda görülen pandemi dönemdeki artış, kriz olarak tanımlanabilir.” dedi.

Ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı

Ruh sağlığı sorunlarının yalnızca bireysel zorluklardan kaynaklanmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Pandemi dönemi aktif olarak sona erse de psikolojik anlamdaki etkilerinin sona ermesi daha uzun soluklu olacaktır. Bunun yanında Dünya Sağlık Örgütü ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı olarak belirlemiştir. Bu yaş dönemindeki artışın, bireysel sorunlardan öte biyolojik ve toplumsal nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Özellikle şizofreni, bipolar bozukluk gibi bazı psikotik özellikli bozuklukların başlangıç yaşı ortalama olarak (19-25) bu döneme denk gelmektedir. Bu tamamen ruhsal bozukluğun ortaya çıkışına yönelik biyolojik bir nedendir. Bunun yanında bu yaş döneminin getirdiği bazı bireysel ve toplumsal nedenler de bu hastalıkların oraya çıkışında önemli stres faktörü olabilmektedir.”

Üniversiteye geçiş psikolojik olarak kırılgan bir dönem

Üniversiteye geçiş sürecinin gençler için neden bu kadar hassas olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, şöyle devam etti:

“Biyolojik nedenlerin yanında, toplumsal açıdan bakıldığında üniversite dönemi; aileden bağımsızlaşılan, sorumlulukların arttığı, akran ilişkilerinin yoğunlaştığı, mali problemlerin oluşabildiği, zaman yönetiminin önem kazandığı bir dönmedir. Tüm bu sayılanlara mali zorluklar, gelecek endişeleri gibi daha çok sosyoekonomik açıdan dezavantajlı koşullar eşlik ettiğinde kaygı bozukluğu, depresyon gibi ruhsal bozuklukların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla üniversite dönemindeki değişim ve bağımsızlık tek başına gençlerin gelişimi, olgunlaşması, yetişkinliğe adım atılması için avantaj sağlarken, bu döneme mali dezavantaj, gelecek endişeleri, sosyal destek eksikliği, politik endişeler gibi olumsuz durumlar dezavantaja çevirebilir ve gençlerin ruh sağlığında kırılganlık yaratabilir. Fakat unutmamak gerekir ki üniversite dönemindeki bu bağımsızlaşma girişimleri ve üniversite yaşam deneyimleri gençlerin yetişkinlik dönemi için çok önemli bir temel oluşturmaktadır. Özellikle ailesinden ayrı şehirde bulunan üniversite öğrencileri için bu çok daha önemli ve kazandırıcı bir deneyim olmaktadır.”

Psikolojik esneklik ve duygu düzenleme çok önemli

Kaygı ve depresyon oranlarındaki artışı da ele alan Dr. Ayas, “Bireylerin psikolojik dayanıklılığının belirleyicisinin, başına gelen olaylardan çok başına gelen olayları nasıl yorumladığı olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla psikolojik esneklik bireylerin karşılaştıkları zorlu yaşam olaylarına karşı daha az ruhsal bozukluk geliştirmeleri için önemli faktördür. Duyguları tanıma, ifade edebilme ve düzenleyebilme becerileri psikolojik esneklik ve psikolojik dayanıklılık için geliştirilmesi gereken önemli becerilerdir.” dedi.

Belirsizlik, gelecek kaygısı ve başarısızlık korkusunun, öğrencilerin ruh sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “İçinde bulunan ekonomik zorluklar, gelecek endişeleri, sosyal açıdan dezavantajlı gruplarda ruh sağlığı için önemli risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir.” ifadesinde bulundu.

Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli

Üniversitelerde sunulan psikolojik danışmanlık hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Üniversitelerdeki psikolojik destek birimlerinin; oryantasyonlarda daha iyi tanıtılması, öğrenciler açısından ulaşılabilir olması, alanında uzman profesyonelleri çalıştırması çok önemlidir. Bunun yanında üniversitelerin koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmalar yapmaları da önemlidir.

Dezavantajlı gruplardaki öğrenciler ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmeli

&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmaların, ruhsal problemler ortaya çıkmadan önlemeye yönelik çalışmalar olduğu için, en az ruh sağlığı müdahale programları kadar önemli olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle özellikle üniversitelerde; öğrencilerin sosyal becerileri geliştirici kulüp etkinliklerine önem verilmesi ve desteklenmesi, öğrencilerin yaşadığı hem akademik hem de diğer zorlukla baş edebilmeleri ve olumlu yaşam deneyimleri kazanabilmeleri adına etkinlik, festival, şenlik gibi organizasyonların düzenlenmesi, dezavantajlı gruplardaki öğrencilerin ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesi üniversite öğrencilerinin ruh sağlığına yönelik önemli koruyucu hizmetler olarak önem arz etmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

13 yıldan bu yana Pozitif Psikoloji dersi…

Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten Üsküdar Üniversitesi’nde 2013 yılından bu yana Pozitif Psikoloji dersleri zorunlu ders olarak veriliyor.

Dünyanın sayılı üniversitelerine öncü oldu&nbsp;

Üsküdar Üniversitesi, bu alanda öncü olarak dünyanın sayılı üniversitelerinden yıllarca önce bu dersi akademik ders programına alan ilk üniversite oldu. Mutluluk dersleri, pozitif psikoloji alanında ülkemizde yapılan çalışmaların önemini de hatırlattı.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı alarm veriyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:44:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145557_b1ecca09d206bd0092c839cf0baa8670.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145557_b1ecca09d206bd0092c839cf0baa8670.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026145557_b1ecca09d206bd0092c839cf0baa8670.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda elektrikli diş fırçası dikkat istiyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-dikkat-istiyor-29219.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-dikkat-istiyor-29219.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara’da çocuk diş hekimi Nurgül Demir, elektrikli diş fırçalarının çocuklar için avantajlı olduğunu ancak yanlış kullanımın diş eti yaralanmalarına neden olabileceğini açıkladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çocuklarda diş fırçalamayı eğlenceli hale getiren renkli ve ışıklı elektrikli diş fırçaları giderek yaygınlaşıyor.

Ancak Ankara’da çalışan çocuk diş hekimi Nurgül Demir, özellikle döner başlıklı fırçaların yanlış kullanımının diş etlerinde yaralanmalara yol açabileceğine dikkat çekti. Demir, fırça seçiminde çocuğun yaşına uygunluk ve tercihlerinin önemine vurgu yaparak, ebeveynlerin seçim sürecinde rehberlik etmesi gerektiğini söyledi. Elektrikli fırçaların plak temizliği konusunda avantaj sağladığını belirten Demir, özellikle el becerileri henüz gelişmekte olan çocuklarda manuel fırçaya göre daha etkili olabileceğini kaydetti.

Bununla birlikte, karma dişlenme döneminde diş etleri daha hassas olduğundan elektrikli fırçaların kullanımına ara verilmesini öneren Demir, çapraşık dişlerde ve küçük yaşlarda mutlaka ebeveyn kontrolüyle kullanılmasını tavsiye etti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda elektrikli diş fırçası dikkat istiyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:40:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026104840_ba3be1c1ed28beffa853ed9c6c858b28.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026104840_ba3be1c1ed28beffa853ed9c6c858b28.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/28012026104840_ba3be1c1ed28beffa853ed9c6c858b28.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-29207.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-29207.html</link>
                    <description><![CDATA[Uyku, insan sağlığının en temel yapı taşlarından biri olmasına rağmen modern yaşamın temposu içinde giderek ihmal ediliyor. Günlük koşuşturma, artan stres, ekran kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıkları uyku kalitesini bozuyor. Oysa uyku; yalnızca dinlenmek değil, bedensel ve ruhsal yenilenmenin sürdürülebilmesi için vazgeçilmez bir süreç olarak ifade ediliyor. Günümüzde giderek daha fazla kişiyi etkileyen uykusuzluk, bireysel bir yakınmanın ötesinde toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Ulviye Baghirova Nas, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunlarından biri olan uykusuzluk hakkında bilgi verdi]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Uykusuzluk ciddiye alınması gereken bir sorun

Uykusuzluk, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bu durum; uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterebilir. Özellikle orta yaş ve üzeri bireylerde, vardiyalı çalışanlarda, kadınlarda ve eşlik eden tıbbi ya da psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerde daha sık görülür. Dünya genelinde yapılan çalışmalar, uykusuzluğun ülkeler arasında farklı oranlarda görülse de küresel ölçekte yaygın bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, uykunun yalnızca bireysel bir konfor alanı değil, halk sağlığı açısından ele alınması gereken bir başlık olduğunu göstermektedir.

Kalitesiz uyku gündüz yaşamını doğrudan etkiliyor

Zaman zaman yaşanan uykusuz geceler normal kabul edilebilir. Ancak uyku sorunları haftalar boyunca devam ediyorsa ve gündüzleri yorgunluk, dikkat dağınıklığı, sinirlilik ya da isteksizlik yaratıyorsa, bu durum artık klinik olarak ele alınmalıdır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin klinik kılavuzları, uykusuzluğun yalnızca geceyle sınırlı olmadığını; iş verimliliği, zihinsel performans ve duygusal denge üzerinde belirgin etkileri olduğunu vurgulamaktadır.

Uykuya dalma ve uykuyu sürdürme birlikte değerlendirilmeli

Kaliteli uyku yalnızca uykuya hızlı dalmak anlamına gelmez. Gecenin bölünmeden, yeterli derinlikte ve süreklilik içinde geçirilmesi de en az uykuya dalmak kadar önemlidir. Sık bölünen uyku, sabahları dinlenmeden uyanmaya ve gün boyu süren yorgunluğa neden olur. Bu durum zamanla hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı olumsuz etkiler.

Kronik uykusuzluk yaşam kalitesini düşürüyor

Uzun süreli uykusuzluk; depresyon, anksiyete, hafıza sorunları ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkilidir. Uyku bozukluğu yaşayan bireylerde iş kazaları artabilir, sosyal ilişkiler zayıflayabilir ve stresle baş etme kapasitesi azalabilir. uykusuzluğun basit bir alışkanlık sorunu değil, tedavi edilmesi gereken bir sağlık durumu olduğu göz ardı edilmemesi gerekir.

Daha kaliteli bir uyku için 5 adım

Düzenli bir uyku ritmi oluşturun:&nbsp;Her gün aynı saatlerde yatıp kalkmak, biyolojik saatin dengelenmesine yardımcı olur. Uyku öncesi zihinsel yükü azaltın:&nbsp;Yatmadan önce ekran kullanımını sınırlamak, ışıkları azaltmak ve gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırır. Uyku ortamını optimize edin:&nbsp;Sessiz, karanlık ve serin bir oda uyku kalitesini artırır. Uyarıcı maddeleri sınırlandırın:&nbsp;Akşam saatlerinde kafein, enerji içecekleri ve alkol tüketimi uyku düzenini bozabilir. Yatağı uyku ile ilişkilendirin:&nbsp;Yatağı telefonla vakit geçirmek ya da çalışmak için kullanmamak, beynin uykuya geçişini kolaylaştırır.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/27012026133316_4b43dd1337b8fd0f71b64dc40dde6ea2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/27012026133316_4b43dd1337b8fd0f71b64dc40dde6ea2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/27012026133316_4b43dd1337b8fd0f71b64dc40dde6ea2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yüzde şimşek çaktıran hastalık günlük hayatı felç ediyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yuzde-simsek-caktiran-hastalik-gunluk-hayati-felc-ediyor-29172.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yuzde-simsek-caktiran-hastalik-gunluk-hayati-felc-ediyor-29172.html</link>
                    <description><![CDATA[Literatürde "dünyanın en şiddetli ağrısı" olarak tanımlanan trigeminal nevralji, yüzde ani ve şiddetli ağrı ataklarıyla hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hastalar tarafından "şimşek çakması" ya da "Literatürde "dünyanın en şiddetli ağrısı" olarak tanımlanan trigeminal nevralji, yüzde ani ve şiddetli ağrı ataklarıyla hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor. Hastalar tarafından "şimşek çakması" ya da "elektrik çarpması" şeklinde tarif edilen bu ağrıların, yeme, içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçları dahi engelleyebildiği belirtiliyor." şeklinde tarif edilen bu ağrıların, yeme, içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçları dahi engelleyebildiği belirtiliyor.

Yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla ortaya çıkan trigeminal nevraljinin, çoğu zaman diş ağrısıyla karıştırıldığına dikkat çekiliyor. Ağrıların genellikle üst ya da alt çene bölgesinde hissedilmesi nedeniyle hastaların ilk olarak diş hekimlerine başvurduğu, bu süreçte sağlıklı dişlerin gereksiz yere çekilebildiği ifade ediliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Yemek yerken, konuşurken ya da rüzgarla tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri yüz ağrıları yaşayan kişilerin mutlaka beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurması gerekir" uyarısında bulundu.

Türkiye’de görülme oranı dikkat çekiyor

Trigeminal nevralji dünya genelinde her 100 bin kişide yaklaşık 4 ila 13 arasında görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu bildiriliyor. Güncel çalışmalara göre ülkede her 100 bin kişide 98 kişiye trigeminal nevralji tanısı konuluyor. Hastalık en sık 50-70 yaş aralığında görülürken, kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın seyrediyor.

Günlük yaşam durma noktasına geliyor

Hastalığın, ani ve tekrarlayıcı ağrı atakları nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşmaya yol açtığı belirtiliyor. Hastalar ağrıyı tetiklememek için yemek yemekten, su içmekten ve konuşmaktan kaçınabiliyor. Yüz yıkama, diş fırçalama ve tıraş gibi kişisel bakım faaliyetlerinin dahi zorlaştığı, zamanla ciddi kilo kayıpları ve sosyal izolasyon gelişebildiği ifade ediliyor.

"İntihar hastalığı" olarak da anılıyor

Tıbbi literatürde trigeminal nevraljinin "intihar hastalığı" olarak da tanımlandığına dikkat çekiliyor. Ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi, hastalarda sürekli bir kaygı haline neden olurken; bu durumun depresyon, uyku bozuklukları ve iş yaşamında ciddi sorunlara yol açabildiği kaydediliyor.

Tedavide balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor

Trigeminal nevraljinin tanısının klinik öykü ve nörolojik muayene ile konulduğu, manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile altta yatan nedenlerin araştırıldığı bildiriliyor. Tedavide ilk adımı ilaç tedavisi oluştururken, yeterli yanıt alınamayan durumlarda cerrahi yöntemlere başvuruluyor. Dr. Barış Peker, tedavide uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon cerrahisinin uygulandığını belirterek, "Her hasta için uygun olmayan bu yönteme alternatif olarak daha az girişimsel kapalı yöntemler de kullanılabiliyor. Günümüzde balon kompresyon yöntemi, cerrahi riskleri azaltması ve hastanın işlem sırasında uyanık kalmasını gerektirmemesi nedeniyle öne çıkıyor" dedi.

Genel anestezi altında uygulanıyor

Balon kompresyon yönteminin genel anestezi altında gerçekleştirildiğini aktaran Peker, "İşlem sırasında hasta hiçbir ağrı hissetmiyor. Sinire uygulanan kontrollü basınç sayesinde ağrıya neden olan lifler etkisiz hale getiriliyor. Bu yöntemde ciddi yan etki riski de oldukça düşük" ifadelerini kullandı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yüzde şimşek çaktıran hastalık günlük hayatı felç ediyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 06:35:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25012026104851_df86773f9a5fa546b7310ca21fa3dc37.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25012026104851_df86773f9a5fa546b7310ca21fa3dc37.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/25012026104851_df86773f9a5fa546b7310ca21fa3dc37.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Doç. Dr. Atasoyu: C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-doc-dr-atasoyu-c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-29163.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-doc-dr-atasoyu-c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-29163.html</link>
                    <description><![CDATA[Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, bilinçsiz kullanılan vitamin takviyeleri ve besin desteklerinin böbrek sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, özellikle aşırı C ve D vitamini kullanımının böbrek taşı riskini artırdığı uyarısında bulundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerden her dakika yaklaşık 1,2–1,3 litre kan geçtiğini aktaran Atasoyu, böbreklerin gün boyunca vücudun ihtiyacına göre çalıştığını ifade etti.

Böbreklerin kanı süzerek gerekli maddeleri ayırdığını ve "süzüntü" adı verilen sıvıyı oluşturduğunu belirten Atasoyu, "Gün içinde yaklaşık 180 litre süzüntü oluşur. Bunun büyük bölümü geri emilirken, atık maddeler ve sıvı fazlası günde yaklaşık 1,5–2 litre idrar olarak vücuttan atılır. Ancak farkında olunmadan kullanılan bazı ilaçlar ve besin destekleri bu dengeyi bozabilir. Aşırı C vitamini böbrek taşı riskini, aşırı D vitamini ise dehidratasyon ve taş oluşumunu artırabilir" dedi.

"Kronik böbrek hastaları daha dikkatli olmalı"

Türkiye’de yaklaşık 9 milyon kronik böbrek hastası bulunduğuna dikkati çeken Atasoyu, kana karışan her maddenin böbreklerden geçtiğini ve bazılarının hasara yol açabildiğini söyledi. Diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve obezite gibi risk faktörlerine sahip kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Atasoyu, "Bazı ağrı kesiciler ve antibiyotikler sonrasında idrar renginde değişiklik, vücutta şişlik ve idrar miktarında azalma görülmesi böbrek hasarını düşündürebilir" diye konuştu.

"Protein tozları yeterli su içilmezse risk oluşturabilir"

Besin takviyelerinin içeriği ve kullanım sürelerinin çoğu zaman net olmadığını belirten Atasoyu, bu ürünlerin reçetesiz ve kontrolsüz şekilde kullanılmasının sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti. Atasoyu, "Sağlıklı bireylerde B ve C vitaminlerinin fazlası böbreklerden atılırken, kronik böbrek hastalarında bu maddeler vücutta birikebilir. Bu durum böbrek taşı ve sıvı kaybı riskini artırır. Protein tozu ve kreatin gibi sporcu destekleri tek başına zararlı olmasa da yeterli su içilmediğinde veya böbrekleri etkileyen ilaçlarla birlikte kullanıldığında tehlikeli sonuçlar doğurabilir" dedi.

"Tuz tüketimi böbrek sağlığını tehdit ediyor"

Böbrek hastalığı riskinin diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı, obezite, ileri yaş ve yetersiz sıvı alımıyla arttığını dile getiren Atasoyu, kan tahlillerinin normal olmasının böbreklerin tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini söyledi. İdrar tahlili ve ultrasonun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Atasoyu, Türkiye’de aşırı tuz tüketiminin önemli bir risk faktörü olduğuna işaret ederek, "Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesini öneriyor. Ülkemizde ise bu miktar 16–18 gram seviyelerinde. Tuz tüketimini azaltmak böbrek sağlığını korumada önemli bir adım" ifadelerini kullandı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Atasoyu: C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 10:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026151442_673347a5270d87cd5848501c6ce4f5eb.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026151442_673347a5270d87cd5848501c6ce4f5eb.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026151442_673347a5270d87cd5848501c6ce4f5eb.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Erkeklik kanıtlanması gereken bir şey değil!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-erkeklik-kanitlanmasi-gereken-bir-sey-degil-29142.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-erkeklik-kanitlanmasi-gereken-bir-sey-degil-29142.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, ‘performatif erkeklik’ kavramı üzerinden erkeklerin benlik değerini başarı ve güçle tanımlamasının psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Benlik değerini başarı ya da güce bağlayan bireylerde depresyon ve anksiyete riski daha yüksek!

Psikoloji perspektifinden ‘performatif erkeklik’ teriminin, erkeğin kendilik değerini içsel ihtiyaçlarından çok, dışarıdan onay alan davranışlar üzerinden kurması olarak tanımlandığını aktaran Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Yani ‘nasıl hissettiği’ değil, ‘nasıl göründüğü’ önemlidir. Güçlü görünmek, başarılı olmak, kontrol sahibi olmak ve duygusal olarak etkilenmiyor izlenimi vermek, bu performansın temel parçalarıdır.” dedi.

Klinik pratikte bu kavramla örtüşen bazı tekrar eden örüntülerle sıkça karşılaşıldığını ifade eden Aydın, “Duygularını tanımlamakta zorlanan, yardım istemeyi zayıflık olarak gören, ilişkilerde hep ‘veren’ ama aslında duygusal olarak mesafeli kalan erkekler… Bu kişiler çoğu zaman terapiye ‘kaygım var’ ya da ‘öfke patlamaları yaşıyorum’ diye gelir. Ancak sürecin ilerleyen aşamalarında altta yoğun bir değersizlik ve yetersizlik duygusu ortaya çıkar. Bu tablo, psikolojide ‘koşullu benlik değeri’ kavramıyla örtüşür. Araştırmalar, benlik değerini yalnızca başarıya ya da güce bağlayan bireylerde depresyon ve anksiyete riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.&nbsp;

Duygu bastırmanın psikolojik maliyeti yüksek!

Toplumsal mesajların erkeklere çok erken yaşlardan itibaren ‘güçlüysen varsın’ öğretisinde bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Erkek çocuk ağladığında ‘erkek adam ağlamaz’ denir. Korktuğunda ‘abartma’ diye uyarılır; başarısız olduğunda ise değeri sorgulanır.” dedi.

Böylece çocuğun, duygularını değil; sonuçlarını göstermesi gerektiğini öğrendiğini dile getiren Aydın, “Bu süreçte kendilik algısı doğal olarak performansa dönüşür. Erkek, ‘Ben kimim?’ sorusunu ‘Ne kadar başarılıyım?’, ‘Ne kadar dayanıklıyım?’, ‘Ne kadar kontrol sahibiyim?’ sorularıyla yanıtlamaya başlar. Bunun bedeli ise duygusal bastırmadır. En sık bastırılan duygular korku, üzüntü, kırılganlık ve ihtiyaç hissetmedir. Oysa duygu bastırmanın psikolojik maliyeti yüksektir. Araştırmalar, bastırılan duyguların zamanla somatik şikâyetler, öfke patlamaları ve ilişki sorunları olarak geri döndüğünü gösteriyor.” açıklamasını yaptı.&nbsp;

Sürekli güçlü görünme ihtiyacı,&nbsp;yetersiz ya da değersiz hissetmesiyle ilişkili!

Sürekli güçlü görünme ihtiyacının, çoğu zaman gerçek bir gücün değil; kırılgan bir benlik algısının göstergesi olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın şunları söyledi:

“Psikodinamik açıdan bakıldığında bu durum, kişinin içsel olarak kendini yetersiz ya da değersiz hissetmesiyle ilişkilidir. Güç ve kontrol, bu duygulara karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Klinikte sıkça şu tabloyu görürüz; dışarıdan çok başarılı, yönetici pozisyonda, herkesin ‘güçlü’ dediği bir erkek, ancak iç dünyasında yoğun bir kaybetme korkusu yaşar. Kontrolü kaybettiği anlarda kaygı artar, ilişkilerde tahammülsüzlük başlar. Bu durum, psikolojide telafi edici savunmalar olarak adlandırılır. Kişi, içsel eksiklik hissini dışsal güçle kapatmaya çalışır. Ancak bu sürdürülebilir değildir; çünkü performans düştüğünde benlik değeri de çöker.”

Güvenli bağlanma olmadığında çocuklar kendilik değerini performansla telafi etmeye daha yatkın!

Performatif erkeklik inşasının çoğunlukla erken çocuklukta, özellikle 4–6 yaş arasında şekillenmeye başladığına vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Bu dönem, çocuğun ‘ben kimim’ sorusunu çevresel geri bildirimlerle yanıtladığı kritik bir evredir.” dedi.

Çocuk, duygularını ifade ettiğinde eleştiriliyor, başarı gösterdiğinde ise takdir ediliyorsa, ‘sevilmek için başarmalıyım’ öğretisinin gerçekleştiğini aktaran Aydın, “Ergenlik döneminde bu yapı daha da pekişir. Akran gruplarında güç, rekabet ve dayanıklılık ön plana çıkar. Özellikle duygusal olarak mesafeli, başarı odaklı ya da otoriter baba figürü olan ailelerde performatif kimlik daha güçlü şekilde gelişir. Bağlanma kuramı çalışmaları, güvenli bağlanmanın olmadığı ortamlarda çocukların kendilik değerini performansla telafi etmeye daha yatkın olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Duygusal esnekliği yüksek erkeklerin ruh sağlığı da ilişkisel doyumu da daha yüksek!

Sağlıklı erkeklik kavramının, güçle değil esneklikle tanımlanması gerektiğine işaret eden Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Duygularını inkâr etmeyen, ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebilen, sınır koyabilen ama aynı zamanda yakınlık kurabilen bir erkeklik…” dedi.

Aydın, bu tanımın içinde olması gerekenleri şöyle sıraladı:

“Duygusal farkındalık ve ifade becerisi, gücün yanında kırılganlığa da alan açabilme, başarı kadar başarısızlığı da tolere edebilme ve kontrol yerine ilişki kurabilme becerisi. Araştırmalar, duygusal esnekliği yüksek erkeklerin hem ruh sağlığının hem de ilişkisel doyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.”&nbsp;

Erkeklik, sürekli kanıtlanması gereken bir şey değil!

Ailelerin en önemli sorumluluğunun, erkek çocuklara duyguların cinsiyeti olmadığını öğretmek olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Ağlamak, korkmak, üzülmek zayıflık değil, insan olmanın parçasıdır. Çocuğun yalnızca başarıları değil, çabası ve duygusal deneyimi de görülmelidir.” dedi.

‘Kazandığın için aferin’ yerine ‘zorlandığını gördüm ama vazgeçmedin’ demenin, performans yerine süreç odaklı bir benlik algısı geliştirdiğini ifade eden Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Baba figürünün duygusal varlığı burada kritik önemdedir. Baba, yalnızca otorite değil; duygusal model de olmalıdır.

Erkekliğini bir performans gibi yaşadığını fark eden bir erkeğe şunu söylemek isterim: ‘Bu fark ediş, bir sorun değil; bir başlangıç.’ Bugüne kadar güçlü görünerek hayatta kalmayı öğrenmiş olabilirsiniz. Bu, bir beceridir. Ancak artık yalnızca güçlü değil, gerçek olmayı da öğrenebilirsiniz. Duygularınızı bastırmadan yaşamak sizi zayıflatmaz; aksine daha bütün bir insan yapar. Ve şunu bilmek önemli; erkekliğiniz, sürekli kanıtlanması gereken bir şey değil. Olduğunuz halinizle de değerli olabilirsiniz.”

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Erkeklik kanıtlanması gereken bir şey değil! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105341_f372168a1f7b973bc26057b0c9d39f4c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105341_f372168a1f7b973bc26057b0c9d39f4c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105341_f372168a1f7b973bc26057b0c9d39f4c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmanlara göre iyiliğin gerçek gücü niyette saklı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-uzmanlara-gore-iyiligin-gercek-gucu-niyette-sakli-29144.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-uzmanlara-gore-iyiligin-gercek-gucu-niyette-sakli-29144.html</link>
                    <description><![CDATA[Uzmanlara göre karşılıksız yapılan iyilik, yalnızca muhatabını değil, iyiliği yapan kişinin ruh sağlığını da olumlu yönde etkiliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, karşılıksız iyiliğin empati, vicdan ve öğrenilmiş değerlerin birleşiminden doğan güçlü bir insani davranış olduğunu belirtti. İyiliğin psikolojik açıdan doğal bir “iyi hissetme” kaynağı olduğunu ifade eden Bal, bu etkinin iyiliğin içten gelmesiyle güçlendiğini söyledi.

“İyilik empati ve vicdanla şekilleniyor”

Karşılıksız iyilik yapmanın insan olmanın temel davranışlarından biri olduğunu vurgulayan Bal, bazen kimse görmeden ve hiçbir karşılık beklemeden yapılan iyiliklerin hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığı açısından önemli bir anlam taşıdığını dile getirdi. İyilik davranışının kökeninde farklı psikolojik dinamiklerin yer aldığını belirten Bal, empati, vicdan ve aileden, kültürden ve toplumdan öğrenilen değerlerin bu davranışı şekillendirdiğini ifade etti.

“İyilik yapmak ruh sağlığını destekliyor”

Bilimsel çalışmaların, karşılıksız iyilik yapmanın yalnızca iyiliği alan kişiyi değil, iyiliği yapan bireyi de olumlu yönde etkilediğini ortaya koyduğunu aktaran Bal, bu süreçte beyinde mutluluk ve bağlanma ile ilişkilendirilen hormonların salgılandığını kaydetti. Bu durumun stres düzeyini azalttığını ve kişinin kendini daha sakin, anlamlı ve bağlı hissetmesine katkı sunduğunu belirten Bal, iyiliğin ruhsal faydasının içtenlikle yapıldığında daha kalıcı olduğunu ifade etti.

Sağlıklı iyilik sınırları gözetir

Karşılıksız iyiliğin bireyin kendilik değeri üzerinde de etkili olduğunu dile getiren Bal, kişinin başkasına fayda sağladığını görmesinin özsaygıyı güçlendirdiğini söyledi. Ancak iyilik yaparken kişinin kendi sınırlarını koruması gerektiğine dikkat çeken Bal, sürekli veren ve kendi ihtiyaçlarını ihmal eden bireylerde zamanla tükenmişlik ve değersizlik hissinin ortaya çıkabileceğini vurguladı. Bal, sağlıklı iyiliğin kişinin kendini de gözettiği noktada anlam kazandığını kaydetti.

“Onay için yapılan iyilik kalıcı olmuyor”

Onay ihtiyacıyla yapılan iyilik ile içsel motivasyonla yapılan iyilik arasında fark bulunduğunu ifade eden Bal, takdir ve kabul beklentisiyle yapılan iyiliklerin karşılık görülmediğinde hayal kırıklığına yol açabileceğini belirtti. İçsel motivasyonla yapılan iyiliğin ise kişinin kendi değerlerinden beslendiğini ve daha sürdürülebilir olduğunu aktaran Bal, iyiliğin yalnızca görünür olmak amacıyla yapılmasının anlamını zayıflatabileceğini söyledi. Bal, 24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü’nün, iyiliğin en sağlıklı hâlinin içten, sınırları olan ve karşılık beklentisinden uzak olduğunda ortaya çıktığını hatırlattığını ifade etti.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanlara göre iyiliğin gerçek gücü niyette saklı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:11:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105403_bc3179bdcc2a4b10964fd1173b20c993.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105403_bc3179bdcc2a4b10964fd1173b20c993.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/24012026105403_bc3179bdcc2a4b10964fd1173b20c993.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ Ülkemizde her 10 kişiden 3'ü obezite hastası!  ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-29113.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-29113.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası! &nbsp;Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor.&nbsp;Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,&nbsp;toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin &nbsp;aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi &nbsp;bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor.&nbsp;

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,&nbsp;bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.&nbsp;Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor.&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,&nbsp;obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp;&nbsp;

Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor?&nbsp;

Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor. &nbsp;Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor.&nbsp;Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor.&nbsp;

Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?

Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor. &nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,&nbsp;tüm çabalarına rağmen &nbsp;kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini &nbsp;söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.

Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?

Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”

Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?

Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor. &nbsp;

&nbsp;Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?

Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:

Tüp mide (Sleeve gastrektomi): Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem. &nbsp;Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor.&nbsp;

Loop bipartisyon bypass:&nbsp;İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve &nbsp;ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor.&nbsp;

Rouxny gastric bypass:&nbsp; Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle &nbsp;başvuruluyor.

Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch: &nbsp;Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.

Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor?&nbsp;

Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle&nbsp;ilk günden itibaren başlıyor.&nbsp;Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,&nbsp;“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor.&nbsp;

Tekrar kilo alma riski var mı?

Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, &nbsp;başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor.&nbsp;

Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat &nbsp;edilmeli?&nbsp;

Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor.&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[ Ülkemizde her 10 kişiden 3'ü obezite hastası!   - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/21012026114740_c8c9c906eec793c482cb3ec50388d168.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/21012026114740_c8c9c906eec793c482cb3ec50388d168.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/21012026114740_c8c9c906eec793c482cb3ec50388d168.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[C vitamini hastalık başladıktan sonra mucize değil]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-c-vitamini-hastalik-basladiktan-sonra-mucize-degil-29026.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-c-vitamini-hastalik-basladiktan-sonra-mucize-degil-29026.html</link>
                    <description><![CDATA[Soğuk algınlığı, grip ve halsizlik belirtileri ortaya çıktığında birçok kişinin ilk başvurduğu yöntemlerden biri C vitamini takviyesi oluyor. Ancak uzmanlar, hastalık başladıktan sonra yüksek doz C vitamini almanın iyileşmeyi hızlandırmadığı uyarısında bulunuyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ve düzenli kullanım ile değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. C vitamininin bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını ifade eden Dr. Topçugil, antioksidan özelliği sayesinde hücreleri oksidatif stresten koruduğunu ve bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarına katkı sağladığını söyledi. Ancak bu etkinin düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıktığını vurgulayan Topçugil, “Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkiye sahip değildir. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir” dedi.

Yüksek doz iyileşmeyi hızlandırmıyor

Toplumda yaygın olan “hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almak iyileşmeyi hızlandırır” inanışının bilimsel karşılığı olmadığını belirten Topçugil, güncel araştırmaların C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde kısaltmadığını ortaya koyduğunu kaydetti. C vitamininin esas rolünün hastalık öncesinde bağışıklığı desteklemek olduğunu ifade eden Topçugil, hastalık başladıktan sonra tek başına tedavi edici bir etkisinin bulunmadığını söyledi.

Düzenli ve yeterli alım önemli

C vitamininin suda eriyen ve vücutta depolanmayan bir vitamin olduğuna dikkat çeken Topçugil, “Bir defada çok miktarda almak yerine, her gün yeterli miktarda almak esas strateji olmalıdır” ifadelerini kullandı. C vitamininin özellikle stres ve yoğun yorgunluk dönemlerinde, bağışıklık sisteminin desteklenmesinde etkili olabileceğini dile getiren Topçugil, demir eksikliği olan bireylerde de C vitamininin demir emilimini artırdığını belirtti.

İhtiyaç öncelikle besinlerle karşılanmalı

Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bölümünün taze sebze ve meyvelerle karşılanabileceğini söyleyen Topçugil, takviye kullanımının herkes için rutin bir gereklilik olmadığını ifade etti. Emilim sorunu yaşayanlar, yetersiz beslenen bireyler veya hekim tarafından ihtiyaç tespit edilen durumlarda takviyelerin gündeme gelebileceğini belirtti.

Uzmandan 3 altın öneri

Uzm. Dr. Füsun Topçugil, C vitamini kullanımıyla ilgili şu önerilerde bulundu:

Güne yayarak tüketin: Tek seferde yüksek doz almak yerine, gün boyunca sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın.

Sigara kullananlar dikkat etmeli: Sigara, vücuttaki C vitamini seviyesini düşürdüğü için bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır.

Doktora danışmadan takviye kullanmayın: Kronik hastalığı veya böbrek problemi olanlar, hekim görüşü almadan takviyeye başlamamalıdır.

“C vitamini bir yaşam biçimi olmalı”

C vitamininin bir “acil çözüm” olmadığını vurgulayan Topçugil, bağışıklığın hastalık gelmeden önce güçlendirilmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[C vitamini hastalık başladıktan sonra mucize değil - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 10:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150407_4664c1fefe613b42def539ec8fca28de.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150407_4664c1fefe613b42def539ec8fca28de.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150407_4664c1fefe613b42def539ec8fca28de.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kış aylarında kilo almak kolaylaşıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-kis-aylarinda-kilo-almak-kolaylasiyor-29017.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-kis-aylarinda-kilo-almak-kolaylasiyor-29017.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında kilo kontrolü ve bağışıklığı korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Soğuk mevsimde vücut fizyolojik olarak yağ depolamaya daha müsait!&nbsp;

Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte vücudun ısı dengesini sağlamak için daha fazla enerji alma eğiliminde olduğunu dile getiren&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Soğuk mevsimde vücut fizyolojik olarak yağ depolamaya daha müsait hale gelebiliyor.” dedi.

Vücudun ısısını koruyabilmek için enerjiyi en kolay şekilde elde etmek istediğini aktaran Yiğit, “Karbonhidratlı, yağlı besinlere yönelim ve iştah artışının nedeni bu durumla bağlantılı. Bu yönelimler sonucunda eğer yeterli kontrol sağlanmazsa istenmeyen kilo artışları görülebilir. Vücut yağ oranının erkeklerde yüzde 25’ten kadınlarda yüzde 30’dan fazla olması vücut işlevleri açısından olumsuz kabul edilir.” şeklinde konuştu.

İlk adım yeterli su tüketimi!&nbsp;

Kış aylarında vücut ısısını dengelemek, yağ oranını dengede tutmak ve sağlıklı kalmak için neler yapılabileceğine değinen&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı&nbsp;Hülya&nbsp;Yiğit, ilk adımın yeterli su tüketimi olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:

“Vücut ısısını sağlamak için en temel yaşamsal ögemiz olan suyun yeterli miktarda tüketilmesi önemli. Suyu sadece çay, kahve gibi sıcak içeceklerden almak vücut için yeterli değil. Günlük mutlaka 1,5-2 litre su, sade olarak tercih edilmeli. Su içmenin iştah kontrolünü sağlamak için de oldukça önemli fizyolojik etkisi olduğu unutulmamalı. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireyler kış aylarında fiziksel olarak daha da kısıtlı olur. Günlük en az 30 dk hafif tempolu bir yürüyüş özellikle kış aylarında sizi hastalıklardan koruyacak ve daha az gün ışığı görmeye bağlı olarak ortaya çıkan depresyona meyilli ruh halinize iyi gelecektir. Eğer yürüyüş yapmak için uygun bir alanınız yok ise, evde adım hareketleri tercih edilebilir.”

Kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli!&nbsp;

Yeterli vitamin ve mineral almak için günlük en az 3 porsiyon meyve tüketilmesi ve tuzsuz çiğ kuruyemişlere beslenmede yer verilmesi gerektiğine dikkat çeken&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit “Ancak bu besinleri akşam yemeği sonrası değil, gün içinde tercih etmek oldukça önemli. Yoğurt, kefir, tarhana, şalgam suyu tüketerek bağırsak sağlığınızı destekleyebilirsiniz.” dedi.

Kilo kontrolü ve bağışıklık için iyi çalışan bir sindirim sisteminin önemine işaret eden Yiğit, “Ayrıca fındık, ceviz badem gibi kuruyemişler, patlamış mısırlar, tuzlu bisküviler gibi yiyecekler tüketilirken kendimizi sınırlamak oldukça zorlaşır. Bu nedenle özellikle bu yiyecekler tüketilecekse, mutlaka küçük tabaklara konulmalıdır ki ne kadar yediğiniz fark edilsin, porsiyon kontrolü sağlansın. Görüldüğü üzere kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için de yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli. İçeriği net olarak bilinmeyen yağ yakıcı olarak adlandırılan çaylara, kahvelere ihtiyaç yok.” önerisinde bulundu.

Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak daha da önemli!&nbsp;

Hava sıcaklıklarının düşmesinin ayrıca bakteri ve virüs kaynaklı hava yolu ile bulaşan gribal enfeksiyonlara, hastalıklara yakalanma sıklığını artırdığını da hatırlatan Yiğit, bu nedenle bağışıklık sistemini güçlü tutmanın daha da önem kazandığını vurguladı.

Yeterli beslenmenin, beslenirken dengeli olmanın, güçlü bir bağışıklık sistemi için oldukça önemli olduğunun altını çizen Yiğit, şunları söyledi:

“C ve E vitaminleri, çinko, demir bağışıklığı en çok destekleyen vitamin ve mineraller arasındadır. Günlük beslenmenizde işlenmemiş kırmızı et, hindi eti, balık, yeterli sebze ve meyve tüketerek bu besin ögelerini vücudunuza almış olursunuz. Kefir, ev yoğurdu, tarhana, şalgam suyu, boza gibi probiyotik besinler de güçlü bir bağışıklık için elzemdir.”

Vitaminler besinlerden alındığında daha yüksek biyoyararlanım sağlıyor!&nbsp;

Son yıllarda kış aylarında multivitaminlere yönelimin oldukça yüksek düzeyde olduğunu kaydeden Yiğit, “Vitaminler doğal olarak besinlerden alındığında, birbirleriyle olan sinerjik etkileri nedeniyle biyoyararlanımları daha yüksek olur.” dedi.

Eğer düzenli beslenilemiyor; günlük 2-3 porsiyon meyve, en az 2 porsiyon sebze yemeği/yeşillik yenilemiyorsa, bu noktada multivitamin desteklerinin &nbsp;tercih edilebileceğini aktaran Yiğit, “Ancak bu destekleri alırken bakanlık onayına mutlaka bakılmalı ve içerikleri incelenmeli. Öte yandan şekerli-tuzlu beslenme alışkanlığınız ve hareketsiz bir yaşantınız var ise, sadece multivitamin kullanarak bağışıklığınızı güçlendirmek oldukça zordur. Çünkü düzenli olarak vücuda alınan, şeker/hazır işlenmiş gıdalar vücutta hücresel stresi arttırarak bağışıklığın zayıflamasına sebep olabilir.” ifadelerini kullandı.

Şeker ihtiyacını azaltırken bağışıklığınızı destekleyebilirsiniz!&nbsp;

Bağışıklığın güçlendirilmesi için antioksidan zengini bitkisel ürünlere de beslenmede yer açılması gerektiğini belirten&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında hem şeker ihtiyacını azaltacak, hem de bağışıklığı güçlendirecek ‘Altın Süt’ tarifini paylaşarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Altın süt için malzemelerimiz şöyle; 1 su bardağı yarım yağlı süt, 1 tatlı kaşığı toz zerdeçal, 1 tatlı kaşığı zencefil, yarım çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ve isteğe göre karanfil ve bal da kullanabilirsiniz.

1 bardak sütü ısıtmak için cezveye koyun. Ilıklaşmaya başladıktan sonra 1 çay kaşığı toz zerdeçal, kaynadıktan sonra karabiber ve tarçını ilave edin. En son 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ilave edip, karıştırarak tüketebilirsiniz.

Eğer düzenli olarak kullandığınız bir ilaç varsa, tüketmeden önce doktorunuza ve diyetisyeninize danışmanızda fayda var.”

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Kış aylarında kilo almak kolaylaşıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 08:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150122_752e5480715518800c302c4c3381861c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150122_752e5480715518800c302c4c3381861c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150122_752e5480715518800c302c4c3381861c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Okullar ne zaman açılacak, yarıyıl (sömestr) tatili ne zaman bitiyor? 2. dönem ne zaman başlayacak? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-okullar-ne-zaman-acilacak-yariyil-somestr-tatili-ne-zaman-bitiyor-2-donem-ne-zaman-baslayacak-29020.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-okullar-ne-zaman-acilacak-yariyil-somestr-tatili-ne-zaman-bitiyor-2-donem-ne-zaman-baslayacak-29020.html</link>
                    <description><![CDATA[2025-2026 eğitim öğretim yılının 8 Eylül 2025'te başlayan birinci dönemi dün itibariyle sona erdi.Peki okullar ne zaman açılacak, yarıyıl tatili ne zaman bitecek?

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İlk ve ortaöğretim kurumlarında eğitim gören yaklaşık 18 milyon öğrenci, yarıyıl tatilini yapmak üzere dün karnelerini aldı.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında ilkokul 1 ve 2. sınıflara karne yerine öğrencilerin sosyal-duygusal öğrenme becerilerini içeren "gelişim raporu" verildi.

Birinci dönemin sona ermesi dolayısıyla dün okullarda düzenlenen törenlerde öğrenciler, karne almanın sevincini yaşadı.&nbsp;Tatil günlerinde test çözmek, kitap okumak, spor yapmak gibi pek çok etkinlikler yapmak istediklerini anlatan öğrenciler öğretmenlerine de teşekkür etti.

İkinci dönem, 2 Şubat'ta başlayacak

İki hafta sürecek yarıyıl tatilinin ardından ikinci dönem, 2 Şubat Pazartesi günü başlayacak, 16-20 Mart'ta ise ikinci dönemin ara tatili olacak.

25-26 Eğitim öğretim dönemi ne zaman sona erecek?

18 milyon öğrencinin dün karne almasıyla yarıyıl tatili b başlarke,2025-2026 eğitim öğretim dönemi&nbsp;26 Haziran'da sona erecek.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Okullar ne zaman açılacak, yarıyıl (sömestr) tatili ne zaman bitiyor? 2. dönem ne zaman başlayacak?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 08:31:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150238_3f899add1e1241c4fd4668f4af608c13.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150238_3f899add1e1241c4fd4668f4af608c13.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150238_3f899add1e1241c4fd4668f4af608c13.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[SGK’dan tedavi giderlerine destek: Geri ödeme kapsamı genişletildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-sgkdan-tedavi-giderlerine-destek-geri-odeme-kapsami-genisletildi-29027.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-sgkdan-tedavi-giderlerine-destek-geri-odeme-kapsami-genisletildi-29027.html</link>
                    <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, vatandaşların kaliteli ve kapsamlı sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yeni düzenlemelere gidildiğini açıkladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bakan Işıkhan, Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla hayata geçirilen düzenlemeler kapsamında, ayakta tedavide kullanılan bazı tıbbi malzemelerde kurum tarafından karşılanan bedelin yüzde 20 oranında artırıldığını bildirdi.

Bir ilaç daha geri ödeme listesine alındı

Yeni düzenlemelerle birlikte yenilikçi ve ileri teknoloji tıbbi malzemelerin geri ödeme kapsamına alındığını belirten Işıkhan, ayrıca Fabry hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilacın daha geri ödeme listesine dahil edildiğini kaydetti.

Bakan Işıkhan, sağlık hizmetlerinde erişilebilirliği ve kaliteyi artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini vurgulayarak, “Her zaman olduğu gibi milletimizin hizmetinde çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[SGK’dan tedavi giderlerine destek: Geri ödeme kapsamı genişletildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 07:06:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150450_96acccb61295a80f9b8786f8b49a703a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150450_96acccb61295a80f9b8786f8b49a703a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/17012026150450_96acccb61295a80f9b8786f8b49a703a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[87 yaşındaki hastadan 4,5 kiloluk tümör alındı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-87-yasindaki-hastadan-45-kiloluk-tumor-alindi-28997.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-87-yasindaki-hastadan-45-kiloluk-tumor-alindi-28997.html</link>
                    <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi’nde 87 yaşındaki bir kadın hastanın vücudundan 4,5 kilogram ağırlığındaki tümör, başarılı bir operasyonla çıkarıldı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bulantı, kusma, kabızlık ve nefes darlığı şikayetleriyle hastaneye başvuran 87 yaşındaki kadın hastanın tetkiklerinde, karın boşluğunda 4,5 kilogram ağırlığında ve 30 çarpı 25 çarpı 15 santimetre boyutlarında tümör tespit edildi.

Tümörün oluşturduğu ciddi bası nedeniyle hastanın solunumu belirgin şekilde zorlaşırken, yeme ve içme fonksiyonları neredeyse tamamen kaybolduğu gözlemlendi.

Hastanın durumu Gaziantep Şehir Hastanesi Onkoloji Konseyi’nde değerlendirilerek cerrahi müdahale kararı alındı.

Genel Cerrahi Kliniği’nden Doç. Dr. Yücel Yüksel, Doç. Dr. Mehmet Onur Gül, Doç. Dr. Ercan Korkut ve Op. Dr. Kerem Özgü’nün yer aldığı ekip tarafından yaklaşık 2,5 saat süren operasyonla tümör tamamen çıkarıldı.

Ameliyatın ardından hastanın solunumu rahatladı, beslenme problemi ortadan kalktı ve genel sağlık durumu iyileşti.

Operasyonu gerçekleştiren hekimlerden Doç. Dr. Yücel Yüksel, "Hastamız karın ağrısı, şişkinlik ve yemek yiyememe şikâyetleriyle başvurdu. Bu yaş grubunda genellikle hastalar ameliyattan çekinirken, hastamız aksine ameliyat olmak istediğini ısrarla ifade etti. Şükürler olsun ki 4,5 kilogramlık kitleyi başarıyla çıkardık. Hastamız şu an yürüyebiliyor ve genel durumu oldukça iyi." dedi.

Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Dr. Halil Kalkan, "Hastanın yaşı ve kitlenin büyüklüğü göz önüne alındığında son derece özellikli ve riskli bir operasyondu. Genel Cerrahi Kliniğimiz bu tür büyük ameliyatları başarıyla gerçekleştirebilecek deneyime sahip. 87 yaşındaki bir hastaya bu denli büyük bir ameliyatın başarıyla uygulanması hepimiz için gurur kaynağı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

Sağlığına kavuşan Safiye ismindeki hasta, "Şu an durumum çok iyi. Doktorlarım çok ilgiliydi, hastane çok temiz ve güzel. Herkesin eline sağlık." şeklinde konuştu.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[87 yaşındaki hastadan 4,5 kiloluk tümör alındı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:05:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15012026163138_aa8d98285ea3149dcb1f865a5111c985.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15012026163138_aa8d98285ea3149dcb1f865a5111c985.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/15012026163138_aa8d98285ea3149dcb1f865a5111c985.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İçme sütü ve tereyağında düşüş... Ayran ve kefir üretimi arttı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-icme-sutu-ve-tereyaginda-dusus-ayran-ve-kefir-uretimi-artti-28958.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-icme-sutu-ve-tereyaginda-dusus-ayran-ve-kefir-uretimi-artti-28958.html</link>
                    <description><![CDATA[TÜİK verilerine göre ticari süt işletmelerince Kasım ayında 863 bin 651 ton inek sütü toplandı. Toplanan süt miktarı yıllık bazda yüzde 4 azalırken, içme sütü ve tereyağı üretiminde düşüş yaşandı. Ayran ve kefir üretiminde artış kaydedildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Kasım ayına ilişkin süt ve süt ürünleri üretim istatistiklerini açıkladı. Buna göre ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı, Kasım ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4 azalarak 863 bin 651 ton oldu.

Ocak-Kasım döneminde ise toplanan inek sütü miktarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,4 düşüş gösterdi. Bir önceki ay 896 bin 475 ton olan toplanan süt miktarı, Kasım ayında aylık bazda yüzde 3,7 azaldı.

İÇME SÜTÜ VE TEREYAĞINDA DÜŞÜŞ

Kasım ayında süt ürünleri üretiminde farklı seyir izlendi. Geçen yılın aynı ayına göre; İnek peyniri üretimi yüzde 0,5, Ayran ve kefir üretimi yüzde 8,4, Yoğurt üretimi yüzde 6,2 arttı.

Buna karşılık; İçme sütü üretimi yüzde 6, Tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 11,5 azaldı.

Bir önceki ay 135 bin 856 ton olan içme sütü üretimi, Kasım ayında yüzde 0,6 düşüşle 135 bin 49 ton olarak kaydedildi.

Bu arada Ocak-Kasım dönemine bakıldığında ise süt ürünleri üretiminde genel olarak artış görüldü. Aynı dönemde; İnek peyniri üretimi yüzde 1,5, Ayran ve kefir üretimi yüzde 8,8, Yoğurt üretimi yüzde 5,1, İçme sütü üretimi yüzde 4,7, Tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 6,1 arttı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[İçme sütü ve tereyağında düşüş... Ayran ve kefir üretimi arttı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 07:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026105804_b012152a8c49d090be7b1f8512394fb1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026105804_b012152a8c49d090be7b1f8512394fb1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026105804_b012152a8c49d090be7b1f8512394fb1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yaş ilerledikçe bağışıklık da zayıflıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-yas-ilerledikce-bagisiklik-da-zayifliyor-28967.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-yas-ilerledikce-bagisiklik-da-zayifliyor-28967.html</link>
                    <description><![CDATA[Yaşlanmanın kaçınılmaz değişimlere yol açtığını belirten uzmanlar, bağışıklık sistemi dâhil tüm organ sistemlerinin bu süreçten etkilendiğini ifade ediyor. İlerleyen yaşla birlikte bağışıklık sisteminin yanıt verme kapasitesinin azaldığına dikkat çekiliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yaşlanma sürecinde bağışıklık sisteminde meydana gelen değişimler ile beslenme ve vitamin kullanımının bu sürece etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Toplumda ortalama yaşam süresinin uzadığına işaret eden Prof. Dr. Atamer, "Yaşlanma ile birlikte tüm organ sistemlerinde olduğu gibi bağışıklık sisteminde de birtakım değişiklikler meydana geliyor" dedi. 

Bağışıklık sisteminin vücudu enfeksiyonlara, kansere ve otoimmün hastalıklara karşı koruduğunu hatırlatan Atamer, yaşa bağlı olarak bu sistemin fonksiyonlarında azalma görülebildiğini belirtti. Atamer, "Bağışıklık sistemindeki bu azalma ile birlikte söz konusu hastalıklar daha sık görülmeye başlıyor" ifadelerini kullandı.

Asıl sorun bağışıklık sisteminin yanlış yanıt vermesi

Yaşlanmanın bir sonucu olarak bağışıklık sisteminin belirli ölçüde baskılandığını vurgulayan Prof. Dr. Atamer, bazı özelleşmiş bağışıklık hücrelerinin sayısında oransal azalma yaşandığını söyledi. Asıl sorunun, bağışıklık sisteminin gerekli durumlarda yeterli ya da dengeli yanıt verememesi olduğunu dile getiren Atamer, "Yaşlı bireylerde bağışıklık yetmezliği tanısının konulması her zaman kolay olmayabiliyor" dedi.

"Bedensel fonksiyonlarda çevresel uyum azalıyor"

Bağışıklık sisteminin yaşam boyu görev yaptığını kaydeden Prof. Dr. Atamer, yaşlanmanın insan yaşamının doğal ve değişmez bir süreci olduğuna dikkat çekti. Atamer, "Bu süreçte zamana bağlı olarak bedensel fonksiyonların çevresel faktörlere uyum sağlama yeteneğinde azalma görülür. Bu değişiklikler genetik özellikler, yaşam tarzı ve hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak her bireyde farklı hızda ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu.

"Doğru beslenme bağışıklık kaybını yavaşlatabilir"

Beslenmenin, yaşa bağlı bağışıklık kaybını yavaşlatabileceğini belirten Prof. Dr. Aytaç Atamer, özellikle omega-3, B12 vitamini, kalsiyum ve demir eksikliklerinin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. İleri yaşlarda beslenmede tam tahıllar, yeterli miktarda protein, sebze ve meyvenin mutlaka yer alması gerektiğini ifade eden Atamer, "D vitamini, B12 vitamini ve kalsiyum eksikliği ileri yaşlarda sık görülür. Bu nedenle hekim önerisiyle takviye alınması gerekebilir" dedi.

"Vitaminler bilinçsiz kullanılmamalı"

Vitamin kullanımının mutlaka hekim kanaatine ve yapılan tetkiklere göre belirlenmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Atamer, "Halk arasında çok vitamin almanın bağışıklığı güçlendirdiği düşünülüyor ancak bu doğru değil. Gereğinden fazla alınan vitaminler vücutta birikerek zarar verebilir ya da idrarla atılır" ifadelerini kullandı.

"Kronik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı"

Diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıkların bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebileceğini belirten Atamer, bu kişilerin beslenme düzenlerini kullandıkları ilaçlara göre planlamaları gerektiğini söyledi. Yaşlılık döneminde günlük kalori ihtiyacının azaldığını ancak yeterli ve dengeli beslenmenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atamer, "Bu dönemde üç ana, üç ara öğün şeklinde beslenilmeli. Protein ve liften zengin gıdalar ile sebze ve meyveler yeterli miktarda tüketilmeli. Günlük su tüketimi ise en az iki litre olmalı" dedi.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Yaş ilerledikçe bağışıklık da zayıflıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 06:54:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026110038_f0c1a02fe545719b30826d0f3045de61.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026110038_f0c1a02fe545719b30826d0f3045de61.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/14012026110038_f0c1a02fe545719b30826d0f3045de61.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Soğuk havalarda fındık yemenin vücuda faydaları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-soguk-havalarda-findik-yemenin-vucuda-faydalari-28869.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-soguk-havalarda-findik-yemenin-vucuda-faydalari-28869.html</link>
                    <description><![CDATA[Kış mevsiminde soğuk havalarda fındık tüketmek, zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde bağışıklığı güçlendiriyor, kalp sağlığını koruyor ve kemik sağlığını destekliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kış aylarında soğuk havaların etkisiyle vücudun bağışıklık sistemi zayıflayabilir, hastalıklara karşı direnç azalabilir. Bu dönemde sağlıklı ve besleyici gıdalarla destek olmak büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle fındığın soğuk havalarda tüketilmesinin vücut sağlığına birçok fayda sağladığını belirtiyor.

Fındık, içerisinde bolca potasyum, fosfor, çinko, magnezyum, demir, bakır ve selenyum gibi minerallerin yanı sıra E, B1, B2, B6 ve B9 vitaminlerini de barındıran zengin bir besin kaynağıdır. Bu vitamin ve mineraller, vücudun genel sağlığını destekleyerek özellikle kış aylarında bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.

Kalp sağlığı açısından da önemli bir gıda olan fındık, içeriğindeki doymamış yağ asitleri sayesinde kötü kolesterol (LDL) seviyelerini düşürürken, iyi kolesterol (HDL) seviyelerini yükseltir. Bu sayede kalp hastalıkları riskini azaltmaya katkı sağlar. Ayrıca fındık, cilt sağlığını destekler ve kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.

Soğuk havalarda artan enerji ihtiyacını karşılamak için doğal ve sağlıklı bir seçenek olan fındık, aynı zamanda uzun süre tok tutmasıyla da kilo kontrolüne destek olur. Ancak, yüksek kalorili olduğu için porsiyon kontrolüne dikkat etmek önemlidir.

Sonuç olarak, kış aylarında sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak fındık tüketmek, bağışıklık sistemini destekleyen, kalp ve kemik sağlığını koruyan, doğal bir güç kaynağı olarak öneriliyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Soğuk havalarda fındık yemenin vücuda faydaları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 18:13:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05012026111747_23e6d72249e9dd9bf0cee5565ba0607d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05012026111747_23e6d72249e9dd9bf0cee5565ba0607d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/05012026111747_23e6d72249e9dd9bf0cee5565ba0607d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye’nin en yüksek kar kalınlığı olan noktalar belirlendi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-turkiyenin-en-yuksek-kar-kalinligi-olan-noktalar-belirlendi-28837.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-turkiyenin-en-yuksek-kar-kalinligi-olan-noktalar-belirlendi-28837.html</link>
                    <description><![CDATA[Türkiye’nin birçok şehrinde kar yağışı etkili olmaya devam ederken, en yüksek kar kalınlıkları da belli oldu. Buna göre Düzce 224 santim ile Türkiye’nin en yüksek kar kalınlığı olan şehri oldu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün verilerinden derlenen bilgilere göre, Düzce’nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası Türkiye’nin en yüksek kar kalınlığını ulaşan noktası oldu.

224 santimetre yükseklik ile birinci sıraya çıkan Kardüz Yaylasını, 210 santim ile Bolu Kartalkaya, 208 santim ile Erzurum Palandöken, 205 santim ile Van Bahçesaray Karabat tepesi, 193 santim ile Hakkari, 179 santim ile Bitlis, 178 santim ile Rize Güneysu Handüzü yaylası, 175 santim ile Karabük, 157 santim ile Rize Çamlıhemşin Palovit yaylası, 148 santim ile Kars Sarıkamış, 146 santim ile Bitlis Tatvan ve 145 santim ile Hakkari Yüksekova takip ediyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye’nin en yüksek kar kalınlığı olan noktalar belirlendi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 11:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173147_c61aaba8969bb0eec39755cb97f92a7c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173147_c61aaba8969bb0eec39755cb97f92a7c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173147_c61aaba8969bb0eec39755cb97f92a7c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[2026’da Balık burçlarını neler bekliyor? Duygusal balıklar 2026'da fedakârlık tuzağına mı düşecek? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-balik-burclarini-neler-bekliyor-duygusal-baliklar-2026da-fedakarlik-tuzagina-mi-dusecek-28832.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-balik-burclarini-neler-bekliyor-duygusal-baliklar-2026da-fedakarlik-tuzagina-mi-dusecek-28832.html</link>
                    <description><![CDATA[2026 yılı Balık burçları açısından romantik bir rüya yılı değil; sezgilerle gerçekliğin test edildiği bir eşik yılı olarak öne çıkıyor. Hassas, empatik ve hayal gücü yüksek Balıklar için bu yılın ana teması; kaçmak değil, ayakta durmayı öğrenmek olacak.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 2026 BALIK BURCU: Sezgiler Güçleniyor, Gerçeklerden Kaçış Bitiyor
Balıklar için hayal kurmak değil, hayali hayata indirmek yılı
Gökyüzü Balık burçlarına net bir mesaj veriyor:
"Hissettiğin şey doğru olabilir; ama onunla ne yaptığın daha önemli."
Bu nedenle 2026, Balıklar için duygusal olduğu kadar öğretici; yumuşak ama sarsıcı bir dönüşüm sürecini işaret ediyor.
İş ve kariyer: Yetenek var, sınır şart
2026'da Balık burçları iş hayatında yaratıcılıklarını daha görünür hâle getirebilir. Sanat, tasarım, müzik, yazı, psikoloji, danışmanlık, sağlık, bakım ve yardım odaklı alanlar özellikle öne çıkıyor. Balıklar için "yetenek" bu yıl fark ediliyor; ancak asıl sınav, bu yeteneği sınırlar içinde sürdürebilmek.
Balık burçlarının yıl boyunca kendilerine sorması gereken soru şu olacak:
"Ben gerçekten üretmek mi istiyorum, yoksa sadece kaçacak bir alan mı arıyorum?"
Plansızlık, belirsizlik ve "akışına bırakma" yaklaşımı, iş hayatında sorun yaratabilir. Buna karşın, net takvim ve sorumluluklarla ilerleyen Balıklar için yılın ikinci yarısı kalıcı bir iş düzeni kurma fırsatı sunuyor.
Ekonomi ve para: Hayalci adımlar riskli
2026 Balık burçları için maddi konularda en kritik başlık gerçekçilik. Para kazanma potansiyeli var; ancak parayı yönetme konusunda dikkat şart. Özellikle "iyi niyetle" yapılan maddi fedakârlıklar, borç verme, kefil olma ya da belirsiz ortaklıklar risk taşıyor.
Balık burçları için bu yılın finansal uyarısı açık:
"Herkese yardım edemezsin; önce kendini koru."
Düzenli gelir planı yapan, bütçesini yazılı hâle getiren Balıklar için yılın son çeyreği daha güvenli geçebilir. Aksi hâlde yıl içinde maddi dağınıklık yaşanabilir.
Aşk ve ilişkiler: Fedakârlık-sınır dengesi
2026 Balık burçlarının aşk hayatında fedakârlık sınavı yılı olacak. Balıklar sevdikleri için kendilerini geri plana atmaya meyilli. Ancak bu yıl bu tutum, ilişkileri kurtarmaktan çok yıpratabilir.
İlişkisi olan Balıklar için yıl; ya karşılıklı anlayışla derinleşen bir bağ ya da tek taraflı emek verilen ilişkilerin sona erdiği bir süreci işaret ediyor. "Ben verdim ama karşılığını alamadım" cümlesi bu yıl sıkça duyulabilir.
Bekâr Balıklar için romantik tanışmalar mümkün. Ancak kurtarıcı rolüne bürünmek, sağlıksız ilişkilere çekebilir. 2026'da Balıklar için aşk; romantizmden çok eşitlik ve güven anlamına geliyor.
Aile ve sosyal hayat: Empati yük oluyor
2026'da Balık burçları aile içinde ve sosyal çevrede yine "anlayan, toparlayan, idare eden" kişi olabilir. Ancak bu rol, duygusal yükü artırabilir. Özellikle başkalarının sorunlarını kendi omzunda taşıyan Balıklar için yıl yorucu geçebilir.
Sosyal çevrede ise doğal bir eleme yaşanabilir. Balıklar, enerjilerini tüketen ilişkilerden uzaklaşmak zorunda kalabilir. Bu yalnızlık hissi yaratsa da uzun vadede ruhsal rahatlama sağlayacaktır.
Sağlık ve spor: Ruh ihmal edilirse beden konuşur
2026'da Balık burçlarının sağlığı büyük ölçüde ruhsal durumlarına bağlı olacak. Bastırılan duygular, kaçınılan sorunlar ve sınır koyamama; bağışıklık sistemi, ayaklar, lenf sistemi ve uyku düzeni üzerinde etkili olabilir.
Uzmanlar Balık burçları için şunları öneriyor:
düzenli uyku ve dinlenme,
yüzme ve suyla temas,
meditasyon, nefes ve gevşeme çalışmaları,
hafif ama sürekli hareket.
Balıklar için spor, performans değil arınma amacıyla yapılmalı.
2026'nın Balık burcuna mesajı
2026 yılı Balık burçlarına çok net bir mesaj veriyor:
"Sezgilerin güçlü; ama kendini feda etmeden yaşa."
Bu yıl;
sınır koymayı öğrenen,
hayali somut plana dönüştüren,
başkaları kadar kendine de şefkat gösteren
Balıklar için denge, iyileşme ve olgunlaşma yılı olabilir.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[2026’da Balık burçlarını neler bekliyor? Duygusal balıklar 2026'da fedakârlık tuzağına mı düşecek?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173040_f340da8efadd4efcfe146f0de2bbf27c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173040_f340da8efadd4efcfe146f0de2bbf27c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173040_f340da8efadd4efcfe146f0de2bbf27c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[2026’da Kova burçlarını neler bekliyor?Kovalar sistemi mi değiştirecek, yoksa sistemin dışında mı kalacak? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-kova-burclarini-neler-bekliyorkovalar-sistemi-mi-degistirecek-yoksa-sistemin-disinda-mi-kalacak-28833.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-kova-burclarini-neler-bekliyorkovalar-sistemi-mi-degistirecek-yoksa-sistemin-disinda-mi-kalacak-28833.html</link>
                    <description><![CDATA[2026 yılı Kova burçları açısından sıradan bir değişim yılı değil; alışılmış kalıpların bilinçli şekilde terk edildiği bir kırılma sürecini temsil ediyor. Yenilikçi, ve bağımsız yapısıyla bilinen Kovalar için bu yılın asıl sınavı; aykırılık değil, aldığı kararların sorumluluğunu taşımak olacak.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 2026 KOVA BURCU: Kalıplar Kırılıyor, Bedel Cesaret
Kovalar için "farklı olmak" değil, fark yaratmak yılı
Gökyüzü Kova burçlarına şu soruyu yöneltiyor:
"Değişim istiyorsun; peki bunun bedelini ödemeye hazır mısın?"
Bu nedenle 2026, Kova burçları için hem özgürleştirici hem de zorlayıcı bir yıl olarak öne çıkıyor.
İş ve kariyer: Yenilik var ama düzen bozulabilir
2026'da Kova burçları iş hayatında alışılmışın dışına çıkma eğiliminde olacak. Yeni projeler, teknolojik alanlar, dijital işler, sosyal girişimler, start-up'lar ve alternatif çalışma modelleri öne çıkıyor. Kovalar için bu yıl "eski yöntemlerle yeni sonuçlar" almak mümkün değil.
Ancak bu yenilik arayışı, mevcut düzenin sarsılmasına da neden olabilir. Ani iş değişiklikleri, kurumsal yapılardan kopuş ve bağımsız çalışma isteği artabilir. Bu noktada en büyük risk, plansız özgürlük.
Kova burçları için kritik soru şu olacak:
"Bu yenilik beni gerçekten ileri mi taşıyor, yoksa sadece sistemden kaçış mı?"
Doğru plan yapan Kovalar için yılın ikinci yarısı yaratıcı ve güçlü fırsatlar sunabilir.
Ekonomi ve para: Dalgalı ama öğretici
2026 Kova burçları için maddi açıdan istikrarsız ama öğretici bir yıl olabilir. Gelir kaynakları çeşitlenebilir; ancak aynı anda giderler de artabilir. Özellikle teknoloji, eğitim, sosyal projeler ve bireysel yatırımlar ön plana çıkıyor.
Kovalar için bu yılın finansal riski, "para sonra halledilir" yaklaşımı. Bütçe planlaması yapmayan Kovalar için yıl içinde sıkışıklıklar yaşanabilir.
Uzmanlar Kova burçlarına şu uyarıyı yapıyor:
"Özgürlüğün temeli, maddi bağımsızlıktır."
Uzun vadeli planlar yapan Kovalar için yılın sonu daha dengeli geçebilir.
Aşk ve ilişkiler: Bağlanmak mı, alan açmak mı?
2026'da Kova burçlarının aşk hayatı alışılmış kalıpların dışında gelişebilir. Geleneksel ilişki modelleri Kovaları sıkabilir. Zihinsel uyum, arkadaşlık ve bireysel alan ihtiyacı ilişkilerin merkezine yerleşiyor.
İlişkisi olan Kovalar için yıl; ilişkiyi yeniden tanımlama, sınırları konuşma ya da artık uyum sağlamayan bağları sonlandırma süreci olabilir. "Birlikteyiz ama özgürüz" anlayışı testten geçiyor.
Bekâr Kovalar için sıra dışı tanışmalar mümkün. Ancak duygusal mesafeyi koruma eğilimi, ilişkilerin derinleşmesini zorlaştırabilir.
Aile ve sosyal hayat: Kopuşlar ve yeni çevreler
2026'da Kova burçları sosyal çevrelerinde belirgin bir değişim yaşayabilir. Uzun süredir aynı çevrede kalan Kovalar, bu yıl farklı insanlara ve fikirlere yönelmek isteyebilir. Bu durum eski dostluklarda kopuşlara yol açabilir.
Aile içinde ise fikir ayrılıkları yaşanabilir. Kovaların "kendi yolum" tavrı, aile tarafından anlaşılmakta zorlanabilir. Açık iletişim, bu gerilimi azaltabilir.
Sağlık ve spor: Sinir sistemi hassas
2026'da Kova burçlarının sağlığı büyük ölçüde zihinsel dengeyle bağlantılı. Aşırı düşünme, uykusuzluk ve stres; sinir sistemi, dolaşım ve ayak bilekleri üzerinde etkili olabilir.
Uzmanlar Kova burçları için şu önerilerde bulunuyor:
düzenli uyku,
ritmik sporlar (yürüyüş, bisiklet),
nefes ve meditasyon çalışmaları,
ekran süresini sınırlamak.
Spor, rekabet değil denge için yapılmalı.
2026'nın Kova burcuna mesajı
2026 yılı Kova burçlarına çok net bir mesaj veriyor:
"Değişim cesaret ister; ama plansız cesaret bedel ödetir."
Bu yıl;
özgünlüğünü sorumlulukla birleştiren,
bağımsızlık arzusunu planla destekleyen,
kopuşları bilinçli yaşayan
Kovalar için yeniden yapılanma ve gerçek özgürlük yılı olabilir.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[2026’da Kova burçlarını neler bekliyor?Kovalar sistemi mi değiştirecek, yoksa sistemin dışında mı kalacak?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:52:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173042_6b2030c62dcefc0027e57287cc791915.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173042_6b2030c62dcefc0027e57287cc791915.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173042_6b2030c62dcefc0027e57287cc791915.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[2026’da Oğlak burçlarını neler bekliyor? Oğlaklar zirvede kalabilecek mi? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-oglak-burclarini-neler-bekliyor-oglaklar-zirvede-kalabilecek-mi-28834.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-oglak-burclarini-neler-bekliyor-oglaklar-zirvede-kalabilecek-mi-28834.html</link>
                    <description><![CDATA[2026 yılı Oğlak burçları açısından "daha fazla çalışmak" değil, bugüne kadar verilen emeğin karşılığını toplamak yılı olarak öne çıkıyor. bu yılın ana teması; geçici başarılar değil, kalıcı konumlar olacak olan oğlakların 2026 yılı nasıl olacak?]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 2026 OĞLAK BURCU: Sabır Ödülünü Veriyor, Güç Kalıcılaşıyor
Oğlaklar için tırmanışın sessiz ama sağlam yılı
Gökyüzü Oğlak burçlarına şu mesajı veriyor:
"Zirveye çıkmak kadar, orada kalabilmek de ustalık ister."
Bu nedenle 2026, Oğlaklar için ağır ama sağlam ilerleyen; sabrı ödüllendiren bir süreç anlamına geliyor.
İş ve kariyer: Otorite pekişiyor, sorumluluk büyüyor
2026'da Oğlak burçları için kariyer alanında güçlenme belirgin. Terfi, statü artışı, yönetici pozisyonları ve söz sahibi olma ihtimali yüksek. Uzun süredir emek verilen projeler somut sonuçlar verebilir.
Ancak bu güçlenme beraberinde artan beklentiler de getiriyor. Oğlaklar, bu yıl sadece kendi performanslarından değil; başkalarının sonuçlarından da sorumlu tutulabilir. "Yük taşımaya alışkınım" diyen Oğlaklar için bu durum tanıdık olsa da sınır koymak hayati önem taşıyor.
Yılın ikinci yarısında, doğru yapılandırılmış sorumluluklar Oğlakları kalıcı bir konuma taşıyabilir.
Ekonomi ve para: Güçlü zemin, uzun vadeli kazanç
2026 Oğlak burçları için maddi açıdan en istikrarlı yıllardan biri olabilir. Düzenli gelir, yatırım planları ve birikim süreçleri olumlu ilerliyor. Oğlaklar bu yıl "küçük ama sağlam" kazançları tercih ederek uzun vadeli güven oluşturabilir.
Ancak aşırı tutumluluk da bir risk. Kendini sürekli kısmak, yaşam kalitesini düşürebilir. 2026'da Oğlaklar için ideal denge;
kontrollü harcama + uzun vadeli yatırım olacak.
Borç kapatma, mülk edinme ve emeklilik planları açısından da uygun bir yıl.
Aşk ve ilişkiler: Ciddiyet artıyor, duygular geri plana itilebilir
2026'da Oğlak burçlarının aşk hayatında ciddiyet ön planda. İlişkisi olan Oğlaklar için yıl; evlilik, birlikte yaşam, sorumluluk paylaşımı gibi konuları gündeme getirebilir. Ancak iş ve kariyer yoğunluğu, duygusal alanı ihmal etme riskini de beraberinde getiriyor.
Oğlaklar için yılın kritik sorusu şu olacak:
"Başarılı olmak mı, paylaşmak mı?"
Bekâr Oğlaklar için tanışmalar yavaş ilerleyebilir. Güven ve istikrar arayışı, romantizmin önüne geçebilir. Ancak sağlam temelli ilişkiler için 2026 oldukça uygun.
Aile ve sosyal hayat: Dayanak noktası olma rolü
2026'da Oğlak burçları aile içinde "dayanak" rolünü daha fazla üstlenebilir. Maddi-manevi destek beklentisi artabilir. Bu durum Oğlakların doğal sorumluluk duygusunu beslese de duygusal yorgunluğa yol açabilir.
Sosyal çevrede ise kalite ön plana çıkıyor. Kalabalıklar azalabilir; ancak kalan ilişkiler daha saygı temelli ve sağlam olur. Oğlaklar için bu yıl, "az ama güvenilir" ilişkiler yılı.
Sağlık ve spor: Dayanıklılık yüksek, beden sinyal verebilir
2026'da Oğlak burçları genel olarak dayanıklı bir enerjiye sahip. Ancak yoğun çalışma temposu, özellikle kemikler, dizler, eklemler ve omurga üzerinde baskı yaratabilir. Dinlenmeyi ihmal eden Oğlaklar için kronik yorgunluk riski söz konusu.
Uzmanlar Oğlak burçları için şunları öneriyor:
düzenli ama zorlamayan egzersiz,
kuvvet ve esneme çalışmaları,
duruş ve omurga sağlığına dikkat,
uyku düzeninin korunması.
Spor, performans değil sürdürülebilirlik amacıyla yapılmalı.
2026'nın Oğlak burcuna mesajı
2026 yılı Oğlak burçlarına net bir mesaj veriyor:
"Emeğin boşa gitmez ama kendini de ihmal etme."
Bu yıl;
sabrını stratejiyle birleştiren,
sorumluluk alırken sınır koyabilen,
gücü paylaşmayı öğrenen
Oğlaklar için kalıcı başarı ve sağlam bir gelecek anlamına geliyor.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[2026’da Oğlak burçlarını neler bekliyor? Oğlaklar zirvede kalabilecek mi?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:48:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173045_c34e87ef446eaefe0278ca3a9ce16df4.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173045_c34e87ef446eaefe0278ca3a9ce16df4.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173045_c34e87ef446eaefe0278ca3a9ce16df4.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[2026’da Yay burçlarını neler bekliyor? Yaylar özgürleşecek mi, yoksa plansızlığın bedelini mi ödeyecek? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-yay-burclarini-neler-bekliyor-yaylar-ozgurlesecek-mi-yoksa-plansizligin-bedelini-mi-odeyecek-28835.html</guid>
                    <link>https://www.yurt-haber.com/haber-2026da-yay-burclarini-neler-bekliyor-yaylar-ozgurlesecek-mi-yoksa-plansizligin-bedelini-mi-odeyecek-28835.html</link>
                    <description><![CDATA[2026 yılı Yay burçları için "kaçmak" ya da "yer değiştirmek"ten çok, neden ve nereye gittiğini bilmek yılı olarak öne çıkıyor. Doğası gereği özgürlük, keşif ve genişleme arzusuyla hareket eden Yaylar için bu yılın ana sınavı ne olacak?Yayları nasıl bir yıl bekliyor?]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 2026 YAY BURCU: Ufuk Genişliyor, Bedel Sorumluluk
Yaylar için özgürlük arayışı yeni bir anlam kazanıyor
Gökyüzü Yay burçlarına şu soruyu soruyor:
"Gerçek özgürlük, sorumluluktan kaçmak mı, yoksa onu taşıyabilmek mi?"
Bu nedenle 2026, Yaylar için heyecan verici olduğu kadar öğretici; genişleten ama olgunlaştıran bir dönem anlamına geliyor.
İş ve kariyer: Yeni yollar açılıyor, plansızlık riskli
2026'da Yay burçları iş hayatında yeni kapılarla karşılaşabilir. Eğitim, akademi, hukuk, medya, yayıncılık, turizm, yabancı diller, yurt dışı bağlantıları ve uluslararası projeler ön plana çıkıyor. Yaylar için "ufuk açıcı" fırsatlar bol; ancak bu fırsatların sürdürülebilir olması için plan ve disiplin şart.
Yay burçlarının yıl boyunca kendine sorması gereken soru şu olacak:
"Bu fırsat beni gerçekten ileri mi taşıyor, yoksa sadece heyecan mı veriyor?"
Plansız hareket eden Yaylar için dağınıklık ve yarım kalan işler söz konusu olabilir. Buna karşın, hedefini netleştiren ve adım adım ilerleyen Yaylar için yılın ikinci yarısı güçlü bir kariyer sıçraması getirebilir.
Ekonomi ve para: Kazanç artıyor, harcama da büyüyor
2026 Yay burçları için maddi anlamda hareketli bir yıl. Yeni kazanç alanları, ek gelirler ve farklı projeler gündeme gelebilir. Ancak Yay burcunun "harcayarak yaşama" eğilimi bu yıl bütçeyi zorlayabilir.
Özellikle seyahat, eğitim, kişisel gelişim ve sosyal harcamalar artabilir. Bu harcamalar uzun vadede değerli olsa da kontrol edilmezse finansal baskı yaratabilir.
Uzmanlar Yay burçları için 2026'da şu uyarıyı yapıyor:
"Özgürlüğünü korumak istiyorsan bütçeni de yönet."
Uzun vadeli birikim planı yapan Yaylar, yıl sonunda daha rahat bir pozisyona geçebilir.
Aşk ve ilişkiler: Bağlanma-özgürlük dengesi sınanıyor
2026'da Yay burçlarının aşk hayatında en önemli tema bağlanma ile özgürlük arasındaki denge olacak. İlişkisi olan Yaylar için yıl; ilişkide alan açma, birlikte gelişme ya da boğucu ilişkilerin sonlanması anlamına gelebilir.
Yay burçları için kritik soru şu:
"Bu ilişki beni büyütüyor mu, yoksa daraltıyor mu?"
Bekâr Yaylar için yeni tanışmalar, farklı kültürlerden insanlar ve uzak mesafe ilişkileri gündeme gelebilir. Ancak bağlanma korkusu, ilişkilerin derinleşmesini zorlaştırabilir. 2026'da Yaylar için aşk; romantizmden çok ortak vizyon anlamına geliyor.
Aile ve sosyal hayat: Hareket var, kopuşlar olabilir
2026'da Yay burçları sosyal olarak oldukça hareketli olabilir. Yeni çevreler, yeni arkadaşlıklar ve farklı yaşam tarzları Yayların hayatına girebilir. Ancak bu süreçte eski bağlarla mesafe artabilir.
Aile içinde ise fikir ayrılıkları yaşanabilir. Yay burçlarının "ben bildiğimi yaparım" tavrı, aileyle çatışmalara yol açabilir. Açık iletişim, bu yıl aile ilişkilerinde kilit rol oynuyor.
Sağlık ve spor: Hareket şart ama aşırıya kaçma
Yay burçları için 2026'da sağlık, doğrudan hareketle bağlantılı. Spor yapmayan Yaylar enerjiyi yanlış alanlara yönlendirebilir; aşırı spor yapanlar ise sakatlık riskiyle karşılaşabilir.
Uzmanlar Yay burçlarına şu önerilerde bulunuyor:
açık hava sporları,
yürüyüş, koşu, bisiklet,
esneklik ve denge çalışmaları,
düzenli ama aşırı olmayan egzersiz.
Özellikle kalça, bel ve uyluk bölgesi hassas olabilir.
2026'nın Yay burcuna mesajı
2026 yılı Yay burçlarına net bir mesaj veriyor:
"Kaçmak özgürlük değildir; yönünü bilmek özgürlüktür."
Bu yıl;
hedefini netleştiren,
heyecanını planla birleştiren,
sorumluluk almaktan kaçmayan
Yay burçları için büyüme ve genişleme yılı olabilir.

Kaynak : PERRE
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.yurt-haber.com/yasam-haberleri">YAŞAM</category><dc:creator><![CDATA[2026’da Yay burçlarını neler bekliyor? Yaylar özgürleşecek mi, yoksa plansızlığın bedelini mi ödeyecek?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173048_69552d6f8dd2dd586792f1b7d9cbc33b.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173048_69552d6f8dd2dd586792f1b7d9cbc33b.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.yurt-haber.com/images/haber/03012026173048_69552d6f8dd2dd586792f1b7d9cbc33b.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>