24 Nisan 1915: Acının Hafızası, Vicdanın Tanıkları

Gündem 24.04.2026 - 09:17, Güncelleme: 24.04.2026 - 09:44
 

24 Nisan 1915: Acının Hafızası, Vicdanın Tanıkları

24 Nisan 1915’i yalnızca tarihsel bir kırılma olarak değil; insanlık vicdanında derin izler bırakan bir acı, bir yüzleşme ve bir hatırlama çağrısı olarak ele alan Yervant Özuzun, Osmanlı’dan ulus devlete geçiş sürecinde Ermeni halkının maruz kaldığı trajediyi, tehcir ve yok oluş sürecini anlattı. Yaşanan trajediye karşı vicdanıyla direnenlerle birlikte insanlık onurunu koruyan isimleri de hatırlatarak hafıza ve insanlık çağrısı yapan Yervant Özuzun, ‘Tarih yalnızca zulmü gerçekleştirenlerden ibaret değildir; aynı zamanda o zulme karşı duranların, “hayır” diyebilenlerin de hikayesidir’ diyerek, hem geçmişi hatırlattı hem de etik bir duruşun ve insani değerlerin önemini yeniden düşünmeye davet etti. İşte o yazı…
24 Nisan 1915: Acıların, yakılan ağıtların sesidir. Yetmiş iki buçuk milletli, Osmanlıdan tekli ulus devlete geçişin adıdır. Bir devletin kendi halkını her şeyleriyle yok etmesidir. Türk Dil Kurumuna göre de: “Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel veya etnik sebeplerle sistemli olarak yok etme eylemidir”. “Soykırım”dır. 1915’in ilk aylarından itibaren Dahiliye Vekaletinden tüm vilayetlere altlarında Nazır Tal’at imzalı şifreli telgraflar gönderilir. Ermenilerin Halep’in güneyine Der-Zor, Rakka, Musul’a sürülmeleri emredilir. Adına “tehcir” dediler. Yani ‘sürgün’. Yani bir halkın Suriye çöllerine ölüm yolculuğuydu bu. Sürgünün Ermeniler için ne anlama geldiğini bildikleri için; “Bu katliama iştirak edecek kadar vicdansız değilim” diyen. “Ben bu günaha ortak olamam” diyen. “Ben Valiyim eşkıya değilim” diyen devlet görevlileri vardı.“ Bu emirlere uymayan, sürgüne, katliama, ölüm yolculuğuna karşı duran, Ermenileri koruyan vardı. Onlar bunun bedelinin ne olduğunu bildikleri halde ‘vicdanlarının sesiyle’ hareket etmişlerdi. Onlar valiydi, mutasarrıftı, asker, sivil devlet memurlarıydı. Emirlere uymadıkları için görevden alındılar, Divan-ı harp de yargılandılar. sürgüne gönderildiler, öldürüldüler. Onlar çoluk çocuk, yaşlı genç Ermenileri saklayan komşulardı, kimi yerde ağalar, kimi din adamıydı, kimi yerde ailesi öldürülmüş çocuğu alıp büyütenlerdi. KİMDİ ONLAR, HATIRLAYALIM VE ANALIM ANKARA VALİSİ HASAN MAZHAR BEY Emirlere uymayı reddeder. Ermenileri sürgüne göndermeyeceğini Dahiliye Vekili Tal’at Paşaya bildirir.  Sözlü yanıtta, bunun genel bir emir olduğu ve Ermenilerin katledilmesinin istendiği kendisine bildirilir. “Ben valiyim, eşkıya değilim. Bu işi yapamam” der. Ve 18.Temmuz.1915’de emekli edilip görevine son verilir. Bu emri yerine getirecek yeni vali gelir. KONYA VALİSİ CELAL BEY Daha önce Halep Valisiydi. Ermenilerin Der Zor, Rakka, Musul çöllerine gönderildiklerinde başlarına neler geleceğini Halep’te görmüştü. Konya Ermenilerinin tehcirine izin vermez. Vermez ama çaresizdir, tanık olduğu acılar karşısında çaresiz kalmıştır. Kendisini elinde hiçbir kurtarma aracı olmadan nehir kenarında duran adama benzetir: “Nehirde su yerine kan akıyor ve binlerce masum çocuklar, kabahatsiz ihtiyarlar, aciz kadınlar, kuvvetli gençler bu kan cereyanı içerisinde yokluğa doğru akıp gidiyorlardı. Ellerimle, tırnaklarımla tutabildiklerimi kurtardım ve diğerleri zannederim bir daha dönmemek üzere akıp gittiler.” 15.Ekim.1915’de görevden alınır… URFALI HACI HALİL EFENDİ O vicdan sahibi bir Müslüman’dı. Komşusu, iş ortağı yedi kişilik Ermeni Apkaryan ailesini ysak olmasına rağmen  evinde, tavan arasında bir yıl gizler. Her gün kimsenin dikkatini çekmeden bunların yiyecek ve içeceklerini, diğer ihtiyaçlarını karşılar, komşularına, yakınlarına bile duyurmaz. Ortalık düzeldiğinde bunları Beyrut’a gönderir.(Sonraki yıllarda Beyrut’a gider aileyi ziyaret eder.) FAİK ALİ BEY (FAİK OZANSOY) KÜTAHYA MUTASARRIFI Faik Ali Bey Ermenilerin tehcir emirlerini aldığında emirlere uymayacağını (19 Ağustos 1915 DN BHO. Dh. Şfr. Nr. 557106 telgrafla) Hükümete bildirir. Kütahya sürgün güzergahıdır. Çevre illerden kaçanları da sahiplenir. Faik Ali Bey’in kardeşi, şair ve yazar Süleyman Nazif Bey (Ozansoy) dur. Kardeşine mektup yazıp, vahşete, katliamlara katılmamasını ve aile şerefine leke sürmemesini ister. Ve Faik Bey öyle de yapar. Vasiyetinde (Zincirlikuyu’daki) mezar taşına yalnızca “şair” yazılmasını ister. (Mezarı bulunup onarıldı ve her yıl mezarı başında anılıyor) LİCE KAYMAKAMI HÜSEYİN NESİMİ BEY Giritlidir. Aydın, insan hakları savunucusu biridir. Tehcir emirlerini uygulamayı reddeder. Ermenilere karşı acımasız tutumuyla, katliamlarıyla tanınan Diyarbakır Valisi Dr. Reşit emirlere uymasını hatırlatır. “Ben bu günaha ortak olmam” der. Vali Reşit görüşmek üzere Diyarbakır’a çağırır. Diyarbakır-Lice yolunda pusuya düşürülüp 23.Haziran.1915’de Valinin talimatıyla Çerkes Harun ve çetesi tarafından öldürülür ve orada gömülür. Öldürüldüğü yer halen Kaymakam Türbesi olarak bilinir.  (Tehcir kararlarına uymayan ve Diyarbakır valisi tarafından pusuya düşürülüp öldürülen Lice kaymakamı H, Nesimi Bey, siyasetci Ali Fatinoğlu'nun dedesidir) MARDİN MUTASARRIFI HİLMİ BEY Hilmi Bey de emirlere uymaz. Asırlardır birlikte yaşadıkları bu insanlarla hiçbir sorunları olmamıştır. “Ben vicdansız bir adam değilim, Mardinli Hıristiyanlarla düşmanlığım yok. Bu emri uygulamayacağım” der. Ve görevden uzaklaştırılır… AYRICA SÜRGÜN EMİRLERİNE UYMADIKLARI İÇİN: Kastamonu Valisi Reşit Bey, Erzurum Valisi Tahsin Bey, Basra Valisi Ferit Bey, Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey, Beşiri Kaymakam Muavini Sabit Bey, Derik, Midyat Kaymakamı Nuri Bey, Malatya Belediye Başkanı Mustafa Azizoğlu. Emirlere, katliamlara karşı durdular; bedel ödediler, azledildiler, sürüldüler, öldürüldüler. Dürüst ve vicdanlı duruşlarıyla tarihe geçtiler. Bu ve ismini yazamadığım tüm dürüst ve vicdanlı insanları, 1915’in masum ve ‘mezarsız ölülerini’ saygıyla anıyorum. * Bu konuda bir kitap: “Akıntıya Karşı” Burçin Gerçek İletişim Yayınları YERVANT ÖZUZUN KIMDIR Yervant Özuzun, Türk siyasetçi, yazar ve Türkiye Ermeni toplumunun önde gelen aydınlarından biridir.  Siyasi Kariyeri: Uzun yıllar Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bünyesinde siyaset yapmıştır. Bakırköy Belediyesi'nde üç dönem belediye meclis üyeliği ve iki dönem de Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerini yürütmüştür.  Kökeni ve Eğitimi: 20 Eylül 1941'de Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde doğmuştur. Eğitim hayatına burada başlamış, daha sonra İstanbul'a gelerek Vefa Lisesi'nde eğitimine devam etmiştir.  Yazarlık ve Aktivizm: Radikal ve Bianet gibi mecralarda azınlık hakları, Ermeni toplumu ve Türkiye'nin yakın tarihine (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları gibi) dair yazılar kaleme almıştır. Türkiye'de demokratikleşme ve azınlıkların temsil edilmesi konularında aktif bir ses olmuştur.  Özuzun ayrıca 2015 genel seçimlerinde CHP İstanbul milletvekili seçilen Selina Özuzun Doğan'ın babasıdır.   
24 Nisan 1915’i yalnızca tarihsel bir kırılma olarak değil; insanlık vicdanında derin izler bırakan bir acı, bir yüzleşme ve bir hatırlama çağrısı olarak ele alan Yervant Özuzun, Osmanlı’dan ulus devlete geçiş sürecinde Ermeni halkının maruz kaldığı trajediyi, tehcir ve yok oluş sürecini anlattı. Yaşanan trajediye karşı vicdanıyla direnenlerle birlikte insanlık onurunu koruyan isimleri de hatırlatarak hafıza ve insanlık çağrısı yapan Yervant Özuzun, ‘Tarih yalnızca zulmü gerçekleştirenlerden ibaret değildir; aynı zamanda o zulme karşı duranların, “hayır” diyebilenlerin de hikayesidir’ diyerek, hem geçmişi hatırlattı hem de etik bir duruşun ve insani değerlerin önemini yeniden düşünmeye davet etti. İşte o yazı…

24 Nisan 1915: Acıların, yakılan ağıtların sesidir.

Yetmiş iki buçuk milletli, Osmanlıdan tekli ulus devlete geçişin adıdır.

Bir devletin kendi halkını her şeyleriyle yok etmesidir.

Türk Dil Kurumuna göre de: “Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel veya etnik sebeplerle sistemli olarak yok etme eylemidir”. “Soykırım”dır.

1915’in ilk aylarından itibaren Dahiliye Vekaletinden tüm vilayetlere altlarında Nazır Tal’at imzalı şifreli telgraflar gönderilir. Ermenilerin Halep’in güneyine Der-Zor, Rakka, Musul’a sürülmeleri emredilir.

Adına “tehcir” dediler. Yani ‘sürgün’. Yani bir halkın Suriye çöllerine ölüm yolculuğuydu bu.

Sürgünün Ermeniler için ne anlama geldiğini bildikleri için;

“Bu katliama iştirak edecek kadar vicdansız değilim” diyen.

“Ben bu günaha ortak olamam” diyen.

“Ben Valiyim eşkıya değilim” diyen devlet görevlileri vardı.“

Bu emirlere uymayan, sürgüne, katliama, ölüm yolculuğuna karşı duran, Ermenileri koruyan vardı. Onlar bunun bedelinin ne olduğunu bildikleri halde ‘vicdanlarının sesiyle’ hareket etmişlerdi.

Onlar valiydi, mutasarrıftı, asker, sivil devlet memurlarıydı. Emirlere uymadıkları için görevden alındılar, Divan-ı harp de yargılandılar. sürgüne gönderildiler, öldürüldüler.

Onlar çoluk çocuk, yaşlı genç Ermenileri saklayan komşulardı, kimi yerde ağalar, kimi din adamıydı, kimi yerde ailesi öldürülmüş çocuğu alıp büyütenlerdi.

KİMDİ ONLAR, HATIRLAYALIM VE ANALIM

ANKARA VALİSİ HASAN MAZHAR BEY

Emirlere uymayı reddeder. Ermenileri sürgüne göndermeyeceğini Dahiliye Vekili Tal’at Paşaya bildirir.  Sözlü yanıtta, bunun genel bir emir olduğu ve Ermenilerin katledilmesinin istendiği kendisine bildirilir.

“Ben valiyim, eşkıya değilim. Bu işi yapamam” der. Ve 18.Temmuz.1915’de emekli edilip görevine son verilir. Bu emri yerine getirecek yeni vali gelir.

KONYA VALİSİ CELAL BEY

Daha önce Halep Valisiydi. Ermenilerin Der Zor, Rakka, Musul çöllerine gönderildiklerinde başlarına neler geleceğini Halep’te görmüştü.

Konya Ermenilerinin tehcirine izin vermez. Vermez ama çaresizdir, tanık olduğu acılar karşısında çaresiz kalmıştır. Kendisini elinde hiçbir kurtarma aracı olmadan nehir kenarında duran adama benzetir:

“Nehirde su yerine kan akıyor ve binlerce masum çocuklar, kabahatsiz ihtiyarlar, aciz kadınlar, kuvvetli gençler bu kan cereyanı içerisinde yokluğa doğru akıp gidiyorlardı. Ellerimle, tırnaklarımla tutabildiklerimi kurtardım ve diğerleri zannederim bir daha dönmemek üzere akıp gittiler.” 15.Ekim.1915’de görevden alınır…

URFALI HACI HALİL EFENDİ

O vicdan sahibi bir Müslüman’dı. Komşusu, iş ortağı yedi kişilik Ermeni Apkaryan ailesini ysak olmasına rağmen  evinde, tavan arasında bir yıl gizler. Her gün kimsenin dikkatini çekmeden bunların yiyecek ve içeceklerini, diğer ihtiyaçlarını karşılar, komşularına, yakınlarına bile duyurmaz. Ortalık düzeldiğinde bunları Beyrut’a gönderir.(Sonraki yıllarda Beyrut’a gider aileyi ziyaret eder.)

FAİK ALİ BEY (FAİK OZANSOY) KÜTAHYA MUTASARRIFI

Faik Ali Bey Ermenilerin tehcir emirlerini aldığında emirlere uymayacağını (19 Ağustos 1915 DN BHO. Dh. Şfr. Nr. 557106 telgrafla) Hükümete bildirir.

Kütahya sürgün güzergahıdır. Çevre illerden kaçanları da sahiplenir.

Faik Ali Bey’in kardeşi, şair ve yazar Süleyman Nazif Bey (Ozansoy) dur. Kardeşine mektup yazıp, vahşete, katliamlara katılmamasını ve aile şerefine leke sürmemesini ister. Ve Faik Bey öyle de yapar.

Vasiyetinde (Zincirlikuyu’daki) mezar taşına yalnızca “şair” yazılmasını ister. (Mezarı bulunup onarıldı ve her yıl mezarı başında anılıyor)

LİCE KAYMAKAMI HÜSEYİN NESİMİ BEY

Giritlidir. Aydın, insan hakları savunucusu biridir. Tehcir emirlerini uygulamayı reddeder. Ermenilere karşı acımasız tutumuyla, katliamlarıyla tanınan Diyarbakır Valisi Dr. Reşit emirlere uymasını hatırlatır. “Ben bu günaha ortak olmam” der.

Vali Reşit görüşmek üzere Diyarbakır’a çağırır. Diyarbakır-Lice yolunda pusuya düşürülüp 23.Haziran.1915’de Valinin talimatıyla Çerkes Harun ve çetesi tarafından öldürülür ve orada gömülür. Öldürüldüğü yer halen Kaymakam Türbesi olarak bilinir. 

(Tehcir kararlarına uymayan ve Diyarbakır valisi tarafından pusuya düşürülüp öldürülen Lice kaymakamı H, Nesimi Bey, siyasetci Ali Fatinoğlu'nun dedesidir)

MARDİN MUTASARRIFI HİLMİ BEY

Hilmi Bey de emirlere uymaz. Asırlardır birlikte yaşadıkları bu insanlarla hiçbir sorunları olmamıştır. “Ben vicdansız bir adam değilim, Mardinli Hıristiyanlarla düşmanlığım yok. Bu emri uygulamayacağım” der. Ve görevden uzaklaştırılır…

AYRICA SÜRGÜN EMİRLERİNE UYMADIKLARI İÇİN:

Kastamonu Valisi Reşit Bey, Erzurum Valisi Tahsin Bey, Basra Valisi Ferit Bey, Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey, Beşiri Kaymakam Muavini Sabit Bey, Derik, Midyat Kaymakamı Nuri Bey, Malatya Belediye Başkanı Mustafa Azizoğlu.

Emirlere, katliamlara karşı durdular; bedel ödediler, azledildiler, sürüldüler, öldürüldüler. Dürüst ve vicdanlı duruşlarıyla tarihe geçtiler.

Bu ve ismini yazamadığım tüm dürüst ve vicdanlı insanları,

1915’in masum ve ‘mezarsız ölülerini’ saygıyla anıyorum.

* Bu konuda bir kitap: “Akıntıya Karşı” Burçin Gerçek İletişim Yayınları

YERVANT ÖZUZUN KIMDIR

Yervant Özuzun, Türk siyasetçi, yazar ve Türkiye Ermeni toplumunun önde gelen aydınlarından biridir. 

  • Siyasi Kariyeri: Uzun yıllar Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bünyesinde siyaset yapmıştır. Bakırköy Belediyesi'nde üç dönem belediye meclis üyeliği ve iki dönem de Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerini yürütmüştür. 
  • Kökeni ve Eğitimi: 20 Eylül 1941'de Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde doğmuştur. Eğitim hayatına burada başlamış, daha sonra İstanbul'a gelerek Vefa Lisesi'nde eğitimine devam etmiştir. 
  • Yazarlık ve Aktivizm: Radikal ve Bianet gibi mecralarda azınlık hakları, Ermeni toplumu ve Türkiye'nin yakın tarihine (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları gibi) dair yazılar kaleme almıştır. Türkiye'de demokratikleşme ve azınlıkların temsil edilmesi konularında aktif bir ses olmuştur. 
  • Özuzun ayrıca 2015 genel seçimlerinde CHP İstanbul milletvekili seçilen Selina Özuzun Doğan'ın babasıdır. 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.