Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ifade veriyor
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ifade veriyor
IBB soruşturmaları kapsamında tutuklanan Mehmet Murat Çalık savunmasına başladı. Duruşmayı annesi Gülseren Çalık da salonda takip ediyor.
IBB soruşturmaları kapsamında tutuklanan Mehmet Murat Çalık savunmasına başladı. Duruşmayı annesi Gülseren Çalık da salonda takip ediyor.
Mehmet Murat Çalık konuşuyor
“Uzun yıllardır planlamasında yer aldığım bir kenti yönetme onurunu yaşadım. Hayalini kurduğum şehir yaşamını adım adım Beylikdüzü’nde inşa etmeye çalışırken bu sürecin kesintiye uğraması elbette üzücüdür. Ancak bunda da bir hayır olduğuna inanıyorum.
2024 yerel seçimlerinde, 2014’ten bugüne yaptığımız hizmetlerin ve 2019 sonrasında Sayın Ekrem İmamoğlu’nun desteğiyle çözülen kronik sorunların karşılığı olarak yeniden aday oldum ve en yakın rakibime 42 bin oy fark atarak ikinci kez belediye başkanı seçildim.
Bir belediye başkanı sorunları uzaktan izleyemez. Kentin ihtiyaçlarını anlayan, laf değil iş üreten, geleceği planlayan bir kamu aktörü olmak zorundadır.
Sayın İmamoğlu ile tanışıklığım 2005 yılına dayanır. O dönemde ortağı olduğu bir arsada planlama danışmanlığı hizmeti verdim. Sonrasında Beylikdüzü’ne gelişlerimde zaman zaman görüşmelerimiz oldu. 2014 yılında belediye başkanı olduğunda danışmanlık teklif etti. Yıllarca eleştirdiğimiz sistemin içinde çözüm üretme fırsatı olduğu için bu görevi kabul ettim. Ancak iddia edildiği gibi başkan yardımcısı değildim; sözleşmeli danışmandım.
Beylikdüzü’nde rant üretmeye değil, kamusal alan üretmeye geldik. 2014’ten bu yana 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan kazandırdık. Bunun ekonomik karşılığı yaklaşık 57,2 milyar TL’dir. Ayrıca geçmişte yapılan hatalı uygulamalar nedeniyle oluşan 7,3 milyar TL’lik kamusal yükü de üstlendik.
Benim bütün siyasi hayatımın özeti şudur: Daha fazla park, daha fazla sosyal donatı, daha yaşanabilir bir kent.
Bugün burada sadece yargılanan biri olarak değil, 30 yıldır Beylikdüzü’ne hizmet etmiş bir şehir plancısı ve 6 yıl belediye başkanlığı yapmış bir kamu yöneticisi olarak bulunuyorum. Attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı esas alınmıştır. Benim vicdanım rahattır.
2014 öncesi ile sonrası Beylikdüzü’nün fotoğrafı ortadadır. Biz bu kenti ranta kurban edilmekten çıkarıp yaşanabilir bir hale getirmek için mücadele ettik.
En büyük projem ise ‘Beslenme Saati’ projesidir. 5 yıldır ihtiyaç sahibi yaklaşık 2.500 çocuğa her gün gıda desteği sağlıyoruz. Bugüne kadar 800 bin paket ulaştırdık. Bu yardımların hiçbirinde ne benim adım ne de belediyenin logosu vardır. Çünkü biz ‘veren el, alan eli görmez’ anlayışıyla hareket ediyoruz.
Bir çocuğun kaderi yoksulluk olamaz. Devletin görevi, o çocuğun yanında olmaktır. Biz ne yaptıysak çocuklar, gençler ve kadınlar için yaptık.
Bağışlar konusunda da yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde hareket ettik. Tüm destekler kamu yararına kullanılmıştır. Bu süreçlerin hayırseverliği zedelemesinden endişe duyuyorum.
Son olarak şunu ifade etmek isterim: Bir belediye başkanının en büyük hesabı mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Ben bu hesabı alnım açık veriyorum.”
“Sayın Ekrem İmamoğlu 39 ilçe belediye başkanıyla toplantılar yapmıştır. Bu toplantılara AK Partili belediye başkanı arkadaşlarımız da şahittir.
Ben eşitlikten çok adalete inanan bir yöneticiyim. Bir kamu yöneticisi adaletten asla ayrılmamalıdır. Yönetim anlayışımızı net bir şekilde ortaya koymak adına bazı hususları paylaşmak istiyorum. Eylemlerle ilgili isnatlara da ayrıca tek tek cevap vereceğim.
Türkiye’ye model olmuş ‘Yaşam Vadisi’ projesini hayata geçirdik. Bu proje Sayın İmamoğlu döneminde başlamış, benim dönemimde tamamlanmıştır. Yıllarca ‘yeşil vadi’ diye anlatılan ancak hayata geçirilemeyen bu alan, geçmişte hafriyat döküm sahası olarak kullanılıyordu. 2014 yılında ise kamu eliyle yapılmış en büyük yeşil alan projelerinden birini gerçekleştirdik.
Toplam 1 milyon 200 bin metrekarelik bu alan bugün Beylikdüzü’nün nefes aldığı bir yaşam alanına dönüşmüştür. Sadece Beylikdüzü değil, komşu ilçe Esenyurt’tan da vatandaşlarımız hafta sonları burayı yoğun şekilde kullanmaktadır.
Beylikdüzü, denize sırtını dönen bir kentten, kıyılarını kamusal alanlarla halka açan bir kente dönüşmüştür. 13 kilometrelik kıyı şeridimizi halkın kullanımına kazandırdık. Bunun yanı sıra 132 yeni park yaptık.
Kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarını 10,5 metrekareye çıkardık. Üstelik bu rakama sadece aktif kullanım alanları dahildir. Nüfus artarken aynı oranda yeşil alan üretmek zorundaydık ve bunu başardık.
Toplamda 12 yıl içinde 362 projeyi hayata geçirdik. Bunların 252’si benim belediye başkanlığım döneminde gerçekleştirilmiş kamusal projelerdir.
Ancak bugün burada belediyelerin organizasyon yapısının bir suç örgütü gibi gösterilmesini kabul etmiyorum. Belediyeler, kanunla kurulmuş ve her türlü denetime açık kamu kurumlarıdır. Bu nedenle yapılan hizmetleri anlatmak zorundayım.
Pandemi döneminde tüm belediye başkanları olarak ortak bir mücadele yürüttük. O dönemde İstanbul Valisi olan Ali Yerlikaya, Sayın İmamoğlu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile birlikte geniş katılımlı bir toplantı yaptık.
Toplantıda il sağlık müdürlüğü filyasyon çalışmalarının zorluğunu ve ihtiyaçlarını aktardı. Sayın Bakan, belediyelerden destek talep etti. Her belediyenin 30 araç ve şoför desteği sağlaması istendi. Bunun nasıl temin edileceği konusunda da iş insanlarıyla görüşebileceğimiz ifade edildi.
Biz de bu çağrıya karşılık vererek, Beylikdüzü’nde 30 aracı şoförleriyle birlikte ilçe sağlık müdürlüğünün hizmetine sunduk.
Biz bu süreçte gerçekten farklı bir yönetim anlayışı ortaya koymak istedik.
Gürpınar bölgesinde bulunan ve mülkiyeti Sosyal Güvenlik Kurumu’na ait 29 bin metrekarelik bir alan vardı. İçerisinde çok sayıda ağaç bulunan bu alanın kamuya kazandırılması için girişimlerde bulunduk. Daha önce iki kez ihale yapılmasına rağmen sonuç alınamamıştı.
Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde ilgili kurumlarla yeniden görüşmeler başlattık ve bu alanın kamu yararına değerlendirilmesi için çaba gösterdik.”
“Şahsıma yönelik kişisel zenginleşme, haksız mal edinimi ya da herhangi bir menfaat teminine ilişkin tek bir somut isnat dahi bulunmamaktadır. Ne şahsıma geçmiş bir para, ne mal varlığımda artış ne de kişisel kazanç unsuru ortaya konulmuştur.
Benim önceliğim hiçbir zaman çıkar olmadı. Önceliğim her zaman şehirlerimize değer katmak, kamu kaynaklarını korumak ve milletimize fayda sağlayacak hizmetler üretmek olmuştur. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine inanıyorum.
Hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz. Elbette yargılanabiliriz. Ancak halkın oyuyla göreve gelmiş bir belediye başkanının, güçlü ve somut gerekçeler olmaksızın tutuklu yargılanması yalnızca şahsıma değil, millet iradesine de vurulmuş bir prangadır. Tutukluluk bir cezaya dönüşmemelidir.
Yaklaşık 20 gündür Silivri’deyim ve 600 kilometre uzaklıktan bu duruşmaya getiriliyorum. Bu durum yalnızca beni değil, ailemi ve savunma hakkımı da zorlaştırmaktadır. Ben hiçbir zaman ayrıcalık talep etmedim. Sadece hukukun temel ilkelerine uygun bir yargılama istiyorum.
Tutuksuz yargılanarak görevime devam etmek, Beylikdüzü halkına verdiğim sözleri yerine getirmek istiyorum.
2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü Belediyesi’nde sözleşmeli şehir plancısı olarak görev yaptım. İddia edildiği gibi belediye başkan yardımcısı olmadım. Tüm özlük dosyam ve görev tanımlarım mahkeme heyetine sunulmuştur.
İddianamede ‘Beylikdüzü dönemi’ başlığı altında yedi eylemden sorumlu tutulduğum belirtilmektedir. Ancak bu eylemlerin tamamı görevim gereği mevzuat çerçevesinde yürütülen rutin işlemlerdir. Bunların gayrimeşru bir menfaat aracı gibi gösterilmesini açıkça reddediyorum.
Görevim kapsamında yaptığım görüşmelerin, hiçbir somut dayanağı olmayan bir kurguyla örgütsel irtibat gibi sunulması kabul edilemez. Ayrıca seçimle göreve gelmiş bir belediye başkanı hakkında bu tür iddialarla halkın iradesinin de göz ardı edildiğini düşünüyorum.
İddianamede 143 eylemden yalnızca yedisinden sorumlu tutulduğum belirtilmektedir. Ancak soruşturma aşamasında bana sadece iki eylemle ilgili soru yöneltilmiştir. Diğerlerine ilişkin savunma hakkım kısıtlanmıştır. Buna rağmen tüm iddialara tek tek, somut belgelerle cevap vereceğim.
Hayatım boyunca savunduğum meslek ilkeleri, devlete bağlılığım ve kamu yararını önceleyen yönetim anlayışım; bana yöneltilen suçlamalarla bağdaşmamaktadır. Hiçbir görevimde kamu gücünü kişisel çıkar için kullanmadım. Hukuka aykırı talimat vermedim, hukuka aykırı talimat almadım.
Kendime her zaman şu soruları sordum: Bu karar vicdanen doğru mu? Adil mi? Kamu hakkını koruyor mu?
Bir kamu yöneticisinin üç temel ilkesi vardır: vicdan, adalet ve ahlak. Bunlar tercih değil zorunluluktur.
Ben bunu ‘kamu orucu’ olarak tanımlıyorum. Nasıl ki oruç tutarken harama el uzatılmazsa, kamu yöneticisi de görevde olduğu sürece kamu hakkına asla zarar vermemelidir. Kamu malına el uzatmak, kul hakkı yemek bu ‘kamu orucunu’ bozar.
Bu sorumluluğu göreve geldiğim ilk günden itibaren taşıyorum ve görev sürem boyunca da taşımaya devam edeceğim.
Savunmamı polemik yapmak için değil, gerçeğin ortaya çıkması için yapıyorum. Şimdi müsaadenizle, iddianamede yer alan eylemlere tek tek cevap vermek üzere savunmama başlamak istiyorum.
İlk eylemle ilgili detaylı açıklama yapacağım. Bu nedenle biraz uzun anlatacağım, anlayışınıza sığınıyorum.”
“Sayın Başkan, kusura bakmayın uzatıyorsam. Ancak tüm süreci açık ve net ortaya koymak zorundayım.
Bu dosyaya konu olan süreç, Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihli suç duyurusuyla başlamıştır. Ancak bu sürecin önemli bir kısmı iddia makamı tarafından göz ardı edilmiştir.
Hakkımda Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Daha sonra Yargıtay 5. Ceza Dairesi yalnızca ifademe başvurulması yönünden bozma kararı vermiştir. Soruşturmanın genişletilmesi yönünde bir karar bulunmamaktadır.
Ancak buna rağmen dosya yetkisizlik kararıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiş ve başka bir dosyayla birleştirilmiştir.
Benim bildiğim temel hukuk ilkesine göre bir kişi aynı fiilden dolayı birden fazla kez yargılanamaz. Bu ilkenin ihlal edildiğini düşünüyorum.
Ayrıca ilk soruşturmada konu rüşvet suçu iken, daha sonra süreç irtikap suçuna, ardından tekrar rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. Yani savunmasını yapmadığım bir suçtan uzun süredir tutuklu yargılanıyorum.
Dosyanın temelini oluşturan Uğur Güngör’ün beyanları ise ciddi çelişkiler içermektedir. Kendisi önce ihbarcı olarak dosyaya girmiş, ancak daha sonra sanık konumuna düşmüştür.
Aynı olayla ilgili verdiği ifadeler arasında büyük farklılıklar vardır:
- İlk beyanında 13 daire rüşvet verdiğini söylemektedir.
- Daha sonra 2 daire parası + 13 daire demektedir.
- 43 ay sonra bu sayı 15 daireye çıkmaktadır.
- Daha sonra 15 milyon TL şeklinde farklı bir iddia ortaya koymaktadır.
- Sonrasında tekrar önceki beyanına dönmektedir.
Aynı kişi tarafından, aynı olay hakkında bu kadar farklı ve çelişkili beyanlar verilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
Ayrıca iki farklı ifadesinde olayın içeriğini tamamen farklı anlatmaktadır. Birinde ‘konutların dükkâna çevrilmesi için rüşvet istendiğini’ iddia ederken, diğerinde ‘inşaat sürecinin sorunsuz ilerlemesi için daire verdiğini’ söylemektedir.
Bu çelişkilerin mahkeme heyetiniz tarafından dikkate alınmasını talep ediyorum.
Sayın Başkan,
Ben bu iddialara karşılık beyanla değil, resmi belgelerle konuşmak istiyorum.
Söz konusu projeye ilişkin ilk ruhsat 21 Nisan 2006 tarihinde verilmiştir. Bu ruhsat benim görev dönemimden çok önce düzenlenmiştir.
2010 yılında ruhsat yenilenmiş, yine benim görevimden önce süreç devam etmiştir.
Benim görev yaptığım dönemde ise 22 Ekim 2015 tarihinde yalnızca ruhsat yenilemesi yapılmıştır. Bu işlem keyfi değil, tamamen yasal zorunluluktur.
İmar mevzuatına göre:
- Ruhsat alındıktan sonra 5 yıl içinde inşaat tamamlanmazsa yenilenmesi gerekir
- 2 yıl içinde başlanmazsa ruhsat geçersiz hale gelir
Bu nedenle yapılan işlem tamamen mevzuata uygundur.
Ayrıca iddia edildiği gibi ‘konutların dükkâna çevrilmesi’ hukuka aykırı bir işlem değildir. Plan ve plan notlarına uygun olduğu sürece tadilat projeleriyle bu değişiklik yapılabilir. Bu, imar hukukunun açık bir düzenlemesidir.
Şimdi en önemli hususa dikkat çekmek istiyorum:
Resmi inşaat seviye tutanaklarına göre;
- 2006–2015 arasında, yani 9 yıl 6 ayda inşaat yalnızca %10–15 seviyesine ulaşmıştır.
- Bizim dönemimizde ise 1 yıl 2 ay içinde %90 seviyesine gelmiştir.
Bu tablo, iddia edildiği gibi sürecin engellenmediğini, aksine hızlandığını açıkça göstermektedir.
Ayrıca tadilat ruhsatı 22 Ekim 2015’te verilmiş, daire devirleri ise yaklaşık 2 yıl sonra, 24 Temmuz 2017’de yapılmıştır.
Yani ruhsat ile iddia edilen ‘menfaat’ arasında doğrudan bir bağ bulunmamaktadır.
Dahası, devredildiği iddia edilen 13 dairenin 4 tanesi daha sonra geri iade edilmiştir.
Şimdi soruyorum:
Eğer bu bir rüşvet ilişkisi ise, alınan bir ‘rüşvetin’ bir kısmı neden geri verilir?
Bu durum dahi iddiaların kendi içinde çelişkili olduğunu göstermektedir.
Ayrıca iddia edildiği gibi herhangi bir gayri meşru kazanç sağlanmamış, aksine projede toplam inşaat alanında yaklaşık 1078 metrekare azalma olmuştur.
Sayın Başkan,
Tüm bu resmi belgeler ve somut veriler, iddiaların gerçeklikle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymaktadır.”
İBB soruşturmaları kapsamında tutuklanan Mehmet Murat Çalık savunmasına devam etti.
“Sayın Başkan,
Söz konusu projede iddia edildiği gibi bir menfaat sağlanması bir yana, toplam inşaat alanında yaklaşık 1078 metrekarelik bir azalma söz konusudur. Yani Uğur Güngör’ün iddia ettiği gibi ilave ticari alan verilmesi durumu yoktur.
Eğer iddia edildiği gibi belediye fazladan inşaat hakkı vermiş olsaydı, bu alanın artması gerekirdi. Ancak tam tersine azalma söz konusudur.
Buna rağmen aynı kişiler tarafından belediyeye 13 daire verildiği iddia edilmekte, ardından bu dairelerin 4’ünün ‘fazla olduğu’ gerekçesiyle geri iade edildiği söylenmektedir. Bu durum hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır.
Ayrıca bu proje hakkında daha önce de incelemeler yapılmıştır:
-
1 Kasım 2022 tarihinde şikâyet edilmiş, yapılan ön inceleme sonucunda 23 Ocak 2023 tarihli raporla soruşturmaya izin verilmemiştir.
-
16 Temmuz 2025 tarihinde tekrar şikâyet edilmiş,
-
12 Aralık 2025 tarihli ön inceleme raporunda da yine mevzuata aykırı bir durum olmadığı tespit edilmiştir.
Bu belgelerin tamamı mahkeme heyetinize sunulmuştur.
Sayın Başkan,
Aynı olay, aynı kişiler… Ancak her ifade değişmekte. Geçmişte yaşanmış bir olay sonradan değiştirilebilir mi? Bu mümkün değildir.
İddialar, sonradan üretilmiş ve sürekli değişen beyanlara dayanmaktadır.
Örneğin ‘buradan çıkarsan bir daha giremezsin’ şeklindeki ifade, önceki hiçbir beyanında yer almamakta, ilk kez son ifadesinde ortaya çıkmaktadır.
Oysa süreç nettir:
27 Temmuz 2015’te tadilat ruhsatı için başvuru yapılmış, ancak sunulan proje imar mevzuatına aykırı olduğu için teknik ekipler tarafından reddedilmiştir.
Bu süreçte ilgili kişiler benimle görüşmek istemiştir. Kendilerine açıkça şunu ifade ettim:
Metrekare artışı mümkün değildir, plan hükümlerine aykırı hiçbir işlem yapılamaz.
Bu duruma Uğur Güngör tepki göstermiş, sesini yükseltmiş ve ısrarcı olmuştur. Bunun üzerine kendisini odamdan çıkarmak zorunda kaldım. Bu olaya diğer ilgililer de şahittir.
Sayın Başkan,
Dosyadaki beyanlar yalnızca çelişkili değil, aynı zamanda birbirini çürüten niteliktedir.
Uğur Güngör’ün beyanları:
-
2020: 13 daire
-
2020 (ikinci ifade): 13 daire + 2 daire parası
-
2024: 15 daire
-
2024 (başka ifade): 15 milyon TL
-
Sonrasında tekrar önceki anlatıma dönüş
Zafer Gül’ün beyanları da benzer şekilde sürekli değişmektedir:
-
Önce daire devri,
-
Sonra senet,
-
Ardından farklı tutarlar ve gerekçeler…
İstenen menfaatin türü, miktarı, zamanı ve şekli her ifadede değişmektedir.
Üstelik 2021 yılında ‘inşaatın durmasından korktuk’ şeklinde ifade verilmiştir. Oysa o tarihte inşaat zaten tamamlanmış ve oturum başlamıştır. Bu durum resmi kayıtlarla sabittir.
Bu açık bir çelişkidir.
Sayın Başkan,
Dosyadaki taraflar arasında ciddi bir ticari uyuşmazlık bulunmaktadır. Bu uyuşmazlık ceza hukukuna taşınmış ve taraflar kendi aralarındaki hesaplaşmayı bu dosya üzerinden yapmaya çalışmaktadır.
Her iki taraf da cezai sorumluluktan kurtulmak için beyanlarını sürekli değiştirmekte, birbirlerini suçlamaktadır.
Ayrıca tanık beyanları da çelişkiler içermektedir.
Örneğin tanık Veliddin Küçük:
-
Önce 6 daire istendiğini,
-
Sonra 4 daire teklif edildiğini,
-
Sonunda 13 daire verildiğini ‘duyduğunu’ söylemektedir.
Bu anlatım kendi içinde dahi tutarlı değildir.
Bir diğer tanık Davut Akay ise projede plan dışı kat yapıldığını iddia etmektedir. Ancak resmi ruhsat ve planlar incelendiğinde bu iddianın gerçeği yansıtmadığı açıkça görülmektedir.
Ayrıca örnek olarak gösterilen Perla Vista AVM projesine ilişkin işlemler 2008 yılında tamamlanmıştır. Bu tarih itibarıyla görevde olan belediye yönetimi farklıdır. Bu nedenle bu iddianın tarafımla ilişkilendirilmesi mümkün değildir.
Sayın Başkan,
Dosyada yer alan bir diğer önemli çelişki ise ‘senet’ iddiasıdır.
Bu iddia ilk beyanlarda hiç yer almamış, yıllar sonra ortaya atılmıştır. Özellikle tarihsel çelişkiler ortaya çıktıktan sonra bu iddianın dosyaya eklendiği anlaşılmaktadır.
Eğer böyle bir senet ilişkisi gerçekten olsaydı, en başından itibaren tüm beyanlarda yer alması gerekirdi.
Ancak:
-
Kimlerin imzaladığı,
-
Kaç senet olduğu,
-
Karşılığının ne olduğu
her ifadede değişmektedir.
Bu da iddiaların sonradan kurgulandığını göstermektedir.
Sayın Başkan,
Tüm bu çelişkiler, resmi belgeler ve zaman çizelgesi birlikte değerlendirildiğinde; isnat edilen suçların somut delillere dayanmadığı, aksine çelişkili ve güvenilir olmayan beyanlara dayandığı açıkça ortadadır.”
MURAT CALIK SAVUNMASINA DEVAM EDIYOR
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

