HATIRLAMAK DEĞİL… YAŞAMAKTI O GÜNLERİ

DÜNYA 11.04.2026 - 11:54, Güncelleme: 11.04.2026 - 11:58
 

HATIRLAMAK DEĞİL… YAŞAMAKTI O GÜNLERİ

Bir film izlersin… ama aslında kendini hatırlarsın. Ferzan Özer, bu kez bir film üzerinden geçmişin aşkını, sabrını ve kaybettiğimiz değerleri anlatan bir yazı kaleme aldı.
Bizler filmi izlerken duygulanıyoruz… Kaybettiğimiz kendimizi hatırlıyoruz. Bu bir abartı değil, gerçeğin ta kendisidir. “Gözyaşı” yazımı da zaten bu filmi seyrettikten sonra yazmıştım. 1973 yapımı "Oh Olsun" İşte o içimize işleyen türden bir film… Ne zaman denk gelsem… Gözüm dolar. Çünkü bu film sadece bir aşk hikâyesi değil. Bu film, bir dönemin aynası. Zengin bir aile… Sert bir baba… Fakir ama onurlu bir kız… Ve o kardeşleri… Babalarının gölgesinde büyüyen ama kalbiyle yürümeyi seçen gençler… Eskiden aşk kolay değildi. Bir bakışın anlamı vardı. Bir sözün ağırlığı… Bir el tutmanın sorumluluğu… Baba korkusu vardı, evet… Ama o korkunun içinde saygı vardı. Şimdi özgürlük var diyoruz… Ama o günlerin duygusu yok. Çünkü o zaman insanlar sevmeyi öğrenirdi. Şimdi sadece tüketmeyi. O filmde beni duygulandıran ne biliyor musun? Kızın fakirliği değil… Erkeğin zenginliği de değil… İki insanın, her şeye rağmen birbirinden vazgeçmemesi. Ve belki de bu yüzden… Bu film bana sadece bir hikâyeyi hatırlatmıyor. Bir hayatı hatırlatıyor. Biz de, ailelerimizin karşı gelmesine rağmen sevdik. Vazgeçmedik. Zor olanı ama bizim için doğru olanı seçtik. Ve bugün… 45 yılı geride bırakırken şunu çok iyi biliyorum: Bazı aşklar film değildir… Ama film gibi yaşanır. Bugün en küçük sorunda vazgeçen bir dünyada, o film hâlâ dimdik duruyor. Ve o baba… Sert… Kuralcı… Duvar gibi… Ama aslında o da bir dönemin gerçeği. Sevmesini bilmeyen değil… Sevdiğini göstermeyi bilmeyen bir nesil. Belki de bu yüzden izlerken içimiz acıyor. Çünkü o filmde sadece bir hikâye yok… Biz varız. Gençliğimiz var… Heyecanımız var… Ve en çok da kaybettiğimiz değerlerimiz… Bugün o filmleri izlerken şunu anlıyorum: Biz aslında filmi değil… Kendimizi özlüyoruz. Ve belki de en acı gerçek şu: Artık böyle hikâyeler yaşanmıyor. Çünkü insanlar artık aşkı değil, kolay olanı seçiyor. Sevmenin yerine alışkanlığı, sadakatin yerine geçiciliği koyuyor. Ve sonra herkes şikâyet ediyor… Ama kimse aynaya bakıp şunu söylemiyor: “Biz değiştik.” Çünkü o günlerde aşk zordu… Ama gerçekti. Bugün kolay… Ama içi boş. Ve belki de bu yüzden… Bir film sahnesinde gözümüz doluyor. Çünkü artık yaşayamadığımız duyguları sadece izleyebiliyoruz. Asıl acı olan ise; Bir zamanlar yaşadığımız hayatı… Şimdi film diye izliyoruz.
Bir film izlersin… ama aslında kendini hatırlarsın. Ferzan Özer, bu kez bir film üzerinden geçmişin aşkını, sabrını ve kaybettiğimiz değerleri anlatan bir yazı kaleme aldı.

Bizler filmi izlerken duygulanıyoruz…

Kaybettiğimiz kendimizi hatırlıyoruz.

Bu bir abartı değil, gerçeğin ta kendisidir.

“Gözyaşı” yazımı da zaten bu filmi seyrettikten sonra yazmıştım.

1973 yapımı "Oh Olsun"

İşte o içimize işleyen türden bir film…

Ne zaman denk gelsem…

Gözüm dolar.

Çünkü bu film sadece bir aşk hikâyesi değil.

Bu film, bir dönemin aynası.

Zengin bir aile…

Sert bir baba…

Fakir ama onurlu bir kız…

Ve o kardeşleri…

Babalarının gölgesinde büyüyen ama kalbiyle yürümeyi seçen gençler…

Eskiden aşk kolay değildi.

Bir bakışın anlamı vardı.

Bir sözün ağırlığı…

Bir el tutmanın sorumluluğu…

Baba korkusu vardı, evet…

Ama o korkunun içinde saygı vardı.

Şimdi özgürlük var diyoruz…

Ama o günlerin duygusu yok.

Çünkü o zaman insanlar sevmeyi öğrenirdi.

Şimdi sadece tüketmeyi.

O filmde beni duygulandıran ne biliyor musun?

Kızın fakirliği değil…

Erkeğin zenginliği de değil…

İki insanın,

her şeye rağmen birbirinden vazgeçmemesi.

Ve belki de bu yüzden…

Bu film bana sadece bir hikâyeyi hatırlatmıyor.

Bir hayatı hatırlatıyor.

Biz de, ailelerimizin karşı gelmesine rağmen sevdik.

Vazgeçmedik.

Zor olanı ama bizim için doğru olanı seçtik.

Ve bugün…

45 yılı geride bırakırken şunu çok iyi biliyorum:

Bazı aşklar film değildir…

Ama film gibi yaşanır.

Bugün en küçük sorunda vazgeçen bir dünyada,

o film hâlâ dimdik duruyor.

Ve o baba…

Sert…

Kuralcı…

Duvar gibi…

Ama aslında o da bir dönemin gerçeği.

Sevmesini bilmeyen değil…

Sevdiğini göstermeyi bilmeyen bir nesil.

Belki de bu yüzden izlerken içimiz acıyor.

Çünkü o filmde sadece bir hikâye yok…

Biz varız.

Gençliğimiz var…

Heyecanımız var…

Ve en çok da kaybettiğimiz değerlerimiz…

Bugün o filmleri izlerken şunu anlıyorum:

Biz aslında filmi değil…

Kendimizi özlüyoruz.

Ve belki de en acı gerçek şu:

Artık böyle hikâyeler yaşanmıyor.

Çünkü insanlar artık aşkı değil, kolay olanı seçiyor.

Sevmenin yerine alışkanlığı, sadakatin yerine geçiciliği koyuyor.

Ve sonra herkes şikâyet ediyor…

Ama kimse aynaya bakıp şunu söylemiyor:

“Biz değiştik.”

Çünkü o günlerde aşk zordu…

Ama gerçekti.

Bugün kolay…

Ama içi boş.

Ve belki de bu yüzden…

Bir film sahnesinde gözümüz doluyor.

Çünkü artık yaşayamadığımız duyguları sadece izleyebiliyoruz.

Asıl acı olan ise;

Bir zamanlar yaşadığımız hayatı…

Şimdi film diye izliyoruz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.