İBB DAVASINDA İKİNCİ CELSE BAŞLADI: İMAMOĞLU’NUN AVUKATINDAN SALON VE SAVUNMA HAKKI İTİRAZI

Gündem 17.08.2026 - 12:32, Güncelleme: 17.08.2026 - 12:32
 

İBB DAVASINDA İKİNCİ CELSE BAŞLADI: İMAMOĞLU’NUN AVUKATINDAN SALON VE SAVUNMA HAKKI İTİRAZI

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının ikinci celsesi, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu (Silivri) karşısında yargılamaya özel olarak hazırlanan yeni duruşma salonunda başladı. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanığın yargılandığı davada, ikinci celsede tutuksuz sanıkların dinlenmesine geçilirken, İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, hem duruşma salonunun fiziki koşullarına hem de müvekkilinin savunma hakkına ilişkin kapsamlı talepler sundu.
Mahkeme Başkanı ikinci celsenin işleyişini açıkladı Duruşmanın başında Mahkeme Başkanı, ikinci celsenin nasıl yürütüleceğine ilişkin bilgi verdi. Başkan, yarından itibaren tutuksuz sanıkların dinlenmesine devam edileceğini, buna ilişkin bir listenin hazırlandığını ve listenin UYAP sistemine yükleneceğini söyledi. Hazırlanan listenin duruşma salonundaki ekrana yansıtılacağını ve salonun dışına da asılacağını belirten Mahkeme Başkanı, daha önce dinlenme sırasına ilişkin bir liste açıklanmadığı için ilk gün salonda bulunan sanıkların listede yer alan sıraya göre dinleneceğini ifade etti. Başkan ayrıca, tutuklu sanıkların durumlarının gözden geçirilmesi ve tahliye taleplerinin alınması için 31 Ağustos tarihinden itibaren yaklaşık bir haftalık süre ayrılmasının planlandığını belirtti. Mahkeme Başkanı, yarından itibaren kalem aracılığıyla sanıklarla tek tek iletişime geçileceğini, sanıkların hangi gün duruşmada hazır bulunmaları gerektiğinin kendilerine bildirileceğini söyledi. Başkan, belirtilen tarihte duruşmaya gelmeyen tutuksuz sanıklar hakkında ise yakalama kararı çıkarılmasının planlandığını ifade etti. Ardından listedeki isimler okunmaya başlandı. Seyfi Beyaz, Muzaffer Beyaz, Veysel Erçevik, Adem Kameroğlu ve Zafer Gül gibi sanıkların isimleri salonda tek tek okunurken, bu sırada İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz istedi. Hasan Fehmi Demir: “Bu salon adil yargılanmaya uygun değil” Mahkeme Başkanı'nın talep ve itirazları daha sonra alacağını belirtmesine rağmen Demir, dinlemelere geçilmeden önce söz almak istedi. Mahkemenin de talebi kabul etmesi üzerine Demir, duruşma salonunun fiziki koşullarına yönelik itirazlarını dile getirdi. Demir, 17 Ağustos 2026 tarihinde başlayan ikinci celsenin, yargı tarihi açısından son derece önemli bir süreç olduğunu belirterek, salonun düzenine ilişkin sert eleştirilerde bulundu. Duruşma salonunun tasarımının avukatların söz istemesini ve el kaldırmasını dahi heyetin görmesini güçleştirdiğini söyleyen Demir, salonu bir “maksim sahnesine” benzetti. Demir, heyetin bulunduğu bölümün yüksekliği ile Cumhuriyet Savcısı'nın konumuna da dikkat çekerek, bu yerleşimin yüz yüzelik ilkesinin gereği gibi uygulanmasına imkan vermediğini savundu. Cezaevi yerleşkesinde duruşma yapılmasının aleniyet ilkesi açısından da tartışmalı olduğunu ileri süren Demir, heyetin sanıkların ve diğer kişilerin mimiklerini, beden dilini ve duruşma sırasındaki davranışlarını sağlıklı biçimde değerlendirme imkanından mahrum kaldığını söyledi. Demir, “adil yargılanma yapılamayacağı” yönündeki görüşlerini yineleyerek, duruşmaların asli yargılama alanı olan İstanbul Adliyesi'ne taşınmasını talep etti. “İmamoğlu savunma hakkından vazgeçmiş sayılmaz” Hasan Fehmi Demir'in ikinci önemli itirazı ise Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkına ilişkin oldu. Demir, mahkemenin daha önceki celsede İmamoğlu'na, 9 Temmuz mesai saati bitiminde duruşmalara ara verileceğini ve birinci celsenin tamamlanacağını bildirdiğini hatırlattı. İmamoğlu'nun ise iddianamede kendisine yöneltilen 143 eylem nedeniyle iki gün içerisinde kapsamlı bir sorgu ve savunma yapmasının mümkün olmadığını belirttiğini aktaran Demir, müvekkilinin avukatlarının beyanları ile diğer sanıkların ve mahkemenin sorularının da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Demir, İmamoğlu'nun savunmasının ikinci celsede yapılmasına imkan verilmesini istediğini ancak bu taleplerin reddedildiğini ve bunun sonucunda müvekkilinin “susma hakkını kullanmış sayılmasına” karar verildiğini söyledi. Bu kararın savunma hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmeyeceğini savunan Demir, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. maddesine atıfta bulundu. Sorgunun yalnızca mahkemenin maddi olaya ilişkin delilleri değerlendirmesi amacı taşımadığını belirten Demir, sanığın kendi lehine olan hususları dile getirmesinin de savunma hakkının bir parçası olduğunu söyledi. Demir ayrıca Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın ilgili hükümlerinin, kişinin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanmaması ve insan onurunun korunması ilkelerine dayandığını ifade etti. “Susma hakkı, savunma hakkından vazgeçmek anlamına gelmez” İmamoğlu'nun avukatı, susma hakkının kullanılması ile savunma hakkından vazgeçilmesi arasında fark bulunduğunu vurguladı. Sanığın mahkeme heyetinin veya Cumhuriyet Savcısı'nın sorularına cevap vermeme hakkı bulunduğunu belirten Demir, buna rağmen sanığın kendi lehine olan hususları dile getirebileceğini ve savunma hakkını kullanmaya devam edebileceğini söyledi. CMK'nın 177, 206, 207, 215 ve 216. maddelerine de atıfta bulunan Demir, susma hakkını kullanan bir sanığın daha sonra bu hakkından vazgeçerek sorgusu kapsamında savunma yapabileceğini ifade etti. Demir, İmamoğlu'nun kendisinin “susma hakkını kullanıyorum” yönünde bir talepte bulunmadığını savunarak, mahkemenin farklı gerekçelerle bu yönde karar vermiş olması karşısında müvekkiline yeniden savunma ve sorgu imkanı verilmesini istedi. “Savunma olanağının verilmemesi, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali olur” değerlendirmesinde bulunan Demir, yargılamaya Ekrem İmamoğlu'nun savunmasıyla başlanmasını talep etti. “Red taleplerine ilişkin süreç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemez” Demir, mahkemenin reddine ilişkin daha önce yaptıkları başvurulara da değindi. Daha önceki celselerde iki ayrı ret talebinde bulunduklarını belirten Demir, bu taleplerden birinin duruşmanın uzatılmasına yönelik olduğu gerekçesiyle değerlendirildiğini, son başvurularına ilişkin sürecin ise henüz tamamlanmadığını savundu. Son karara ilişkin gerekçeli değerlendirmenin UYAP'a yüklenip yüklenmediğinin de kendileri açısından belirsiz olduğunu söyleyen Demir, CMK'nın 30. ve devamı maddelerine işaret ederek, bu usuli süreç sonuçlanıncaya kadar yargılamaya ara verilmesi gerektiğini öne sürdü. 7. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının birleştirilmemesine ilişkin itiraz İmamoğlu'nun avukatı, üçüncü başlık olarak başka bir mahkemede görülen dosyanın İBB davasıyla birleştirilmemesine ilişkin kararı gündeme getirdi. Demir, 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bu dosyayla birleştirilmesi yönünde bir talep bulunduğunu, ancak mahkemenin bu talebi uygun bulmayarak dosyayı istinaf incelemesine gönderdiğini hatırlattı. Mahkemenin birleştirmeme kararında, 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki sanıklara isnat edilen suçların farklı tarihlerde ve farklı eylemlerden oluşmasının gerekçe gösterildiğini belirten Demir, buna karşın aynı dosyada bulunan bazı sanıkların dosyalarının tefrik edilmemesinin çelişki oluşturduğunu savundu. Demir, burada sanık olarak yargılanan Taner Çetin'in de çeşitli faaliyetler kapsamında suçlandığını ve hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 158/3. maddesi kapsamında iddianame düzenlendiğini ifade etti. 1.Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dosyada bulunan bazı sanıkların aynı zamanda İBB davasında da yargılandığını belirten Demir, bu kişilerin örgüt üyeliği suçlaması altında bulunmadıkları durumda dosyalarının tefrik edilmesi gerektiğini savundu. Demir, “Birleştirmeme kararına gerekçe olarak ayrı eylemler ve ayrı tarihler gösteriliyorsa, aynı kişilerin dosyalarının bu dosyada tutulmasının da açıklanması gerekir” görüşünü dile getirdi. “Sanıkların bulunduğu bölüm Yusuf'un kuyusuna çevrilmiş durumda” Hasan Fehmi Demir'in son itirazı ise sanıkların duruşma salonundaki oturma düzenine ilişkin oldu. Sanıkların bulunduğu bölümün yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki seperasyonlarla çevrildiğini belirten Demir, bu düzenlemenin sanıklarla avukatları arasındaki iletişimi zorlaştırdığını söyledi. Bu düzenlemenin sanıkların önemli bir bölümünün görülmesini dahi engellediğini ifade eden Demir, mevcut fiziki koşulların düzeltilmesini istedi. Demir, sanıkların bulunduğu alanı “Yusuf'un kuyusuna” benzeterek, bu düzenlemenin kabul edilemez olduğunu ve adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığını savundu. İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir, konuşmasının sonunda taleplerini yineleyerek, duruşma salonunun yeniden düzenlenmesini, yargılamanın İstanbul Adliyesi'ne taşınmasını, Ekrem İmamoğlu'na savunma ve sorgu hakkının verilmesini, ret taleplerine ilişkin sürecin tamamlanmasını ve ilgili dosyalara ilişkin tefrik konusunun yeniden değerlendirilmesini talep etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının ikinci celsesi, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu (Silivri) karşısında yargılamaya özel olarak hazırlanan yeni duruşma salonunda başladı. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanığın yargılandığı davada, ikinci celsede tutuksuz sanıkların dinlenmesine geçilirken, İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, hem duruşma salonunun fiziki koşullarına hem de müvekkilinin savunma hakkına ilişkin kapsamlı talepler sundu.

Mahkeme Başkanı ikinci celsenin işleyişini açıkladı

Duruşmanın başında Mahkeme Başkanı, ikinci celsenin nasıl yürütüleceğine ilişkin bilgi verdi. Başkan, yarından itibaren tutuksuz sanıkların dinlenmesine devam edileceğini, buna ilişkin bir listenin hazırlandığını ve listenin UYAP sistemine yükleneceğini söyledi.

Hazırlanan listenin duruşma salonundaki ekrana yansıtılacağını ve salonun dışına da asılacağını belirten Mahkeme Başkanı, daha önce dinlenme sırasına ilişkin bir liste açıklanmadığı için ilk gün salonda bulunan sanıkların listede yer alan sıraya göre dinleneceğini ifade etti.

Başkan ayrıca, tutuklu sanıkların durumlarının gözden geçirilmesi ve tahliye taleplerinin alınması için 31 Ağustos tarihinden itibaren yaklaşık bir haftalık süre ayrılmasının planlandığını belirtti.

Mahkeme Başkanı, yarından itibaren kalem aracılığıyla sanıklarla tek tek iletişime geçileceğini, sanıkların hangi gün duruşmada hazır bulunmaları gerektiğinin kendilerine bildirileceğini söyledi. Başkan, belirtilen tarihte duruşmaya gelmeyen tutuksuz sanıklar hakkında ise yakalama kararı çıkarılmasının planlandığını ifade etti.

Ardından listedeki isimler okunmaya başlandı. Seyfi Beyaz, Muzaffer Beyaz, Veysel Erçevik, Adem Kameroğlu ve Zafer Gül gibi sanıkların isimleri salonda tek tek okunurken, bu sırada İmamoğlu’nun avukatı href="https://www.yurt-haber.com/ara?q=Hasan Fehmi Demir " class="text-dark font-weight-bold" target="_blank">Hasan Fehmi Demir söz istedi.

Hasan Fehmi Demir: “Bu salon adil yargılanmaya uygun değil”

Mahkeme Başkanı'nın talep ve itirazları daha sonra alacağını belirtmesine rağmen Demir, dinlemelere geçilmeden önce söz almak istedi. Mahkemenin de talebi kabul etmesi üzerine Demir, duruşma salonunun fiziki koşullarına yönelik itirazlarını dile getirdi.

Demir, 17 Ağustos 2026 tarihinde başlayan ikinci celsenin, yargı tarihi açısından son derece önemli bir süreç olduğunu belirterek, salonun düzenine ilişkin sert eleştirilerde bulundu.

Duruşma salonunun tasarımının avukatların söz istemesini ve el kaldırmasını dahi heyetin görmesini güçleştirdiğini söyleyen Demir, salonu bir “maksim sahnesine” benzetti.

Demir, heyetin bulunduğu bölümün yüksekliği ile Cumhuriyet Savcısı'nın konumuna da dikkat çekerek, bu yerleşimin yüz yüzelik ilkesinin gereği gibi uygulanmasına imkan vermediğini savundu.

Cezaevi yerleşkesinde duruşma yapılmasının aleniyet ilkesi açısından da tartışmalı olduğunu ileri süren Demir, heyetin sanıkların ve diğer kişilerin mimiklerini, beden dilini ve duruşma sırasındaki davranışlarını sağlıklı biçimde değerlendirme imkanından mahrum kaldığını söyledi.

Demir, “adil yargılanma yapılamayacağı” yönündeki görüşlerini yineleyerek, duruşmaların asli yargılama alanı olan İstanbul Adliyesi'ne taşınmasını talep etti.

“İmamoğlu savunma hakkından vazgeçmiş sayılmaz”

Hasan Fehmi Demir'in ikinci önemli itirazı ise Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkına ilişkin oldu.

Demir, mahkemenin daha önceki celsede İmamoğlu'na, 9 Temmuz mesai saati bitiminde duruşmalara ara verileceğini ve birinci celsenin tamamlanacağını bildirdiğini hatırlattı.

İmamoğlu'nun ise iddianamede kendisine yöneltilen 143 eylem nedeniyle iki gün içerisinde kapsamlı bir sorgu ve savunma yapmasının mümkün olmadığını belirttiğini aktaran Demir, müvekkilinin avukatlarının beyanları ile diğer sanıkların ve mahkemenin sorularının da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Demir, İmamoğlu'nun savunmasının ikinci celsede yapılmasına imkan verilmesini istediğini ancak bu taleplerin reddedildiğini ve bunun sonucunda müvekkilinin “susma hakkını kullanmış sayılmasına” karar verildiğini söyledi.

Bu kararın savunma hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmeyeceğini savunan Demir, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. maddesine atıfta bulundu.

Sorgunun yalnızca mahkemenin maddi olaya ilişkin delilleri değerlendirmesi amacı taşımadığını belirten Demir, sanığın kendi lehine olan hususları dile getirmesinin de savunma hakkının bir parçası olduğunu söyledi.

Demir ayrıca Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın ilgili hükümlerinin, kişinin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanmaması ve insan onurunun korunması ilkelerine dayandığını ifade etti.

“Susma hakkı, savunma hakkından vazgeçmek anlamına gelmez”

İmamoğlu'nun avukatı, susma hakkının kullanılması ile savunma hakkından vazgeçilmesi arasında fark bulunduğunu vurguladı.

Sanığın mahkeme heyetinin veya Cumhuriyet Savcısı'nın sorularına cevap vermeme hakkı bulunduğunu belirten Demir, buna rağmen sanığın kendi lehine olan hususları dile getirebileceğini ve savunma hakkını kullanmaya devam edebileceğini söyledi.

CMK'nın 177, 206, 207, 215 ve 216. maddelerine de atıfta bulunan Demir, susma hakkını kullanan bir sanığın daha sonra bu hakkından vazgeçerek sorgusu kapsamında savunma yapabileceğini ifade etti.

Demir, İmamoğlu'nun kendisinin “susma hakkını kullanıyorum” yönünde bir talepte bulunmadığını savunarak, mahkemenin farklı gerekçelerle bu yönde karar vermiş olması karşısında müvekkiline yeniden savunma ve sorgu imkanı verilmesini istedi.

“Savunma olanağının verilmemesi, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali olur” değerlendirmesinde bulunan Demir, yargılamaya Ekrem İmamoğlu'nun savunmasıyla başlanmasını talep etti.

“Red taleplerine ilişkin süreç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemez”

Demir, mahkemenin reddine ilişkin daha önce yaptıkları başvurulara da değindi.

Daha önceki celselerde iki ayrı ret talebinde bulunduklarını belirten Demir, bu taleplerden birinin duruşmanın uzatılmasına yönelik olduğu gerekçesiyle değerlendirildiğini, son başvurularına ilişkin sürecin ise henüz tamamlanmadığını savundu.

Son karara ilişkin gerekçeli değerlendirmenin UYAP'a yüklenip yüklenmediğinin de kendileri açısından belirsiz olduğunu söyleyen Demir, CMK'nın 30. ve devamı maddelerine işaret ederek, bu usuli süreç sonuçlanıncaya kadar yargılamaya ara verilmesi gerektiğini öne sürdü.

7. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının birleştirilmemesine ilişkin itiraz

İmamoğlu'nun avukatı, üçüncü başlık olarak başka bir mahkemede görülen dosyanın İBB davasıyla birleştirilmemesine ilişkin kararı gündeme getirdi.

Demir, 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bu dosyayla birleştirilmesi yönünde bir talep bulunduğunu, ancak mahkemenin bu talebi uygun bulmayarak dosyayı istinaf incelemesine gönderdiğini hatırlattı.

Mahkemenin birleştirmeme kararında, 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki sanıklara isnat edilen suçların farklı tarihlerde ve farklı eylemlerden oluşmasının gerekçe gösterildiğini belirten Demir, buna karşın aynı dosyada bulunan bazı sanıkların dosyalarının tefrik edilmemesinin çelişki oluşturduğunu savundu.

Demir, burada sanık olarak yargılanan Taner Çetin'in de çeşitli faaliyetler kapsamında suçlandığını ve hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 158/3. maddesi kapsamında iddianame düzenlendiğini ifade etti.

1.Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dosyada bulunan bazı sanıkların aynı zamanda İBB davasında da yargılandığını belirten Demir, bu kişilerin örgüt üyeliği suçlaması altında bulunmadıkları durumda dosyalarının tefrik edilmesi gerektiğini savundu.

Demir, “Birleştirmeme kararına gerekçe olarak ayrı eylemler ve ayrı tarihler gösteriliyorsa, aynı kişilerin dosyalarının bu dosyada tutulmasının da açıklanması gerekir” görüşünü dile getirdi.

“Sanıkların bulunduğu bölüm Yusuf'un kuyusuna çevrilmiş durumda”

Hasan Fehmi Demir'in son itirazı ise sanıkların duruşma salonundaki oturma düzenine ilişkin oldu.

Sanıkların bulunduğu bölümün yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki seperasyonlarla çevrildiğini belirten Demir, bu düzenlemenin sanıklarla avukatları arasındaki iletişimi zorlaştırdığını söyledi.

Bu düzenlemenin sanıkların önemli bir bölümünün görülmesini dahi engellediğini ifade eden Demir, mevcut fiziki koşulların düzeltilmesini istedi.

Demir, sanıkların bulunduğu alanı “Yusuf'un kuyusuna” benzeterek, bu düzenlemenin kabul edilemez olduğunu ve adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığını savundu.

İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir, konuşmasının sonunda taleplerini yineleyerek, duruşma salonunun yeniden düzenlenmesini, yargılamanın İstanbul Adliyesi'ne taşınmasını, Ekrem İmamoğlu'na savunma ve sorgu hakkının verilmesini, ret taleplerine ilişkin sürecin tamamlanmasını ve ilgili dosyalara ilişkin tefrik konusunun yeniden değerlendirilmesini talep etti.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.