İTİRAFÇI AZİZ İHSAN AKTAŞ “SİSTEMİN SİYASİ VE İDARİ LİDERİ EKREM İMAMOĞLU’DUR”

Gündem 21.08.2026 - 01:32, Güncelleme: 21.08.2026 - 01:32
 

İTİRAFÇI AZİZ İHSAN AKTAŞ “SİSTEMİN SİYASİ VE İDARİ LİDERİ EKREM İMAMOĞLU’DUR”

İBB davasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için ifade veren iş insanı Aziz İhsan Aktaş, mahkeme huzurundaki savunmasında “sistem” olarak adlandırıldığını öne sürdüğü para trafiğine ilişkin çok sayıda iddia ortaya attı. Aktaş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatlarının belediye yöneticileri, danışmanlar ve siyasi aracılar üzerinden kendisine iletildiğini ileri sürerek, “Sistemin siyasi ve idari lideri Ekrem İmamoğlu’dur” dedi. Aktaş, kendisi ve kardeşlerinin hak edişlerinin ödenmemesi baskısıyla milyonlarca liralık ve döviz cinsinden ödemeler yapmak zorunda bırakıldıklarını savundu. Savunmasında banka kayıtları, HTS-baz verileri ve diğer sanık ve tanıkların ifadelerine dayanarak üç ayrı eylemi ayrıntılarıyla anlattı.
“İLK İFADELERİMİN ARKASINDAYIM” İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iş insanı Aziz İhsan Aktaş, 20 Ağustos 2026 tarihli duruşmada kapsamlı savunma yaptı. Aktaş, savunmasının başında daha önce 30 Nisan 2025 ve 11 Mayıs 2025 tarihlerinde savcılıkta verdiği ifadeleri aynen tekrar ettiğini belirterek, “İlk ifadelerimin arkasındayım” dedi. Savunmasını üç ayrı eylem başlığı üzerinden yapan Aktaş, dosyanın temelinde iş insanlarının belediyelerden doğan hak ediş ve alacaklarının bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ileri sürdü. Aktaş, bazı belediye yetkililerinin kendi aralarında “sistem” adını verdiklerini iddia ettiği yapının, iş insanlarından para toplamak amacıyla kullanıldığını savunarak, soruşturma sürecinde bazı yayın organlarında kendisi hakkında gerçeği yansıtmayan bir kanaat oluşturulmaya çalışıldığını söyledi. Aktaş, “Bu dosyadaki temel mesele, hak ediş alacaklarının iş insanları üzerinde baskı aracı haline getirildiği, ilgililerin kendi aralarında ‘sistem’ adını verdikleri para toplama düzenidir” ifadelerini kullandı. “10 KARDEŞİZ, AİLEMİZ EĞİTİME VE EMEĞE ÖNEM VERİR” Kişisel geçmişinden de söz eden Aktaş, 1976 yılında Diyarbakır’da doğduğunu, ilk, orta ve lise eğitimini Diyarbakır’da tamamladığını ve Harran Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun olduğunu anlattı. 10 kardeş olduklarını belirten Aktaş, kardeşlerinden ikisinin avukat, birinin doktor, birinin elektrik-elektronik mühendisi, birinin ise inşaat mühendisi olduğunu söyledi. Kendisinin kimyager olduğunu belirten Aktaş, ailesinin eğitime, emeğe ve çalışmaya önem verdiğini ifade etti. Çocuk yaşta çalışma hayatına girdiğini ve ticareti ailesinden öğrendiğini anlatan Aktaş, Diyarbakır ve Ankara’nın ardından 10 yılı aşkın süredir İstanbul’da çeşitli alanlarda ticaret yaptığını belirtti. “Ben bir iş insanıyım” diyen Aktaş, ticari hayatı boyunca faaliyetlerini kanunlar çerçevesinde yürütmeye ve çalışanlarıyla ailesinin emeğini korumaya çalıştığını söyledi. “YANIMDAKİLER KORUMA ORDUSU DEĞİL” Aktaş, savunmasında kamuoyunda kendisiyle ilgili oluştuğunu söylediği bazı algılara da tepki gösterdi. Yanında bulunan kişilerin “koruma ordusu” olmadığını belirten Aktaş, daha önce kendisine yönelik bir suikast girişimi nedeniyle devlet tarafından tahsis edilen resmi korumalar olduğunu söyledi. Aktaş, “Bu benim için bir ayrıcalık değil, devletimizin can güvenliğimi sağlamak adına aldığı bir tedbir ve zorunluluktur” dedi. “ETKİN PİŞMANLIK İÇİN KENDİ İRADEMLE BAŞVURDUM” Beşiktaş dosyası olarak kamuoyunda bilinen operasyon kapsamında gözaltına alındığını ve ardından tutuklandığını belirten Aktaş, tutuklanmasının ardından Nisan 2025 sonunda tamamen kendi iradesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduğunu söyledi. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla başvurduğunu belirten Aktaş, amacının devletin ve kamuoyunun gerçeği öğrenmesi ve kendisi ile diğer iş insanlarının yaşadığı mağduriyetlerin tekrar yaşanmaması olduğunu savundu. Aktaş, verdiği bilgilerin banka kayıtları, daha sonra yapılan HTS-baz çalışmaları ve diğer sanık ve tanık ifadeleriyle doğrulandığını öne sürdü. “Ben, kurulan düzenin baskısına maruz kalan ve işleyişini açıklayan kişilerden yalnızca biriyim” diyen Aktaş, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de belediyelerle iş yapan iş insanlarının belediye başkanları, belediye iştiraklerinin yöneticileri, mali işlerden sorumlu yöneticiler, siyasi parti genel merkez yöneticileri, aday belirleme süreçlerinde etkili olan isimler ve bazı milletvekilleri tarafından nasıl mağdur edildiğini anlattığını söyledi. “KARŞIMA ÇIKAN YAPI EKREM İMAMOĞLU LİDERLİĞİNDE KURULDU” İBB’de “sistem” olarak adlandırıldığını iddia ettiği yapının doğrudan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bağlantılı olduğunu öne süren Aktaş, şu iddiada bulundu: “Benim karşıma çıkan yapı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulmuş bir yapıdır.” Aktaş’a göre İmamoğlu’nun talimatları ve para talepleri, İBB iştiraklerinden sorumlu Başkan Danışmanı Ertan Yıldız, Başkan Danışmanı İbrahim Bülbüllü, CHP İstanbul Milletvekili ve eski Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ile diğer aracılar üzerinden iletiliyordu. Aktaş, söz konusu yapının belediyeden doğan mevcut alacakları ve hak ediş ödemelerini baskı aracı olarak kullandığını, ayrıca belediyeyle devam eden iş ilişkilerinin ceza ve fesih tehdidiyle sona erdirilmesi riskinin iş insanları üzerinde baskı oluşturduğunu iddia etti. Bunun yanı sıra imar ve ruhsat süreçlerinde de pay talep edildiğini ileri süren Aktaş, sistemin amaçlarından birinin İmamoğlu’nun siyasi hayatının finanse edilmesi olduğunu savundu. Aktaş, “Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatını finanse edebilmek amacıyla iş insanları üzerinde baskı kurulması yalnızca hukuka aykırı bir eylem değil, aynı zamanda temel ahlaki ve vicdani değerler bakımından da kabul edilmez bir durumdur” dedi. Aktaş, iddiasını daha da sertleştirerek, “Bu sistem aracılığıyla siyaset yapmak isteyen bu kişiler halka hizmet sunmaya odaklanmak yerine iş insanlarından baskı ve zorlama ile para toplamaya çalışıyorlarsa bunun adı siyaset değil, kamu gücünün kötüye kullanılmasıdır” ifadelerini kullandı. ERTAN YILDIZ’IN İFADELERİNİ MAHKEMEYE AKTARDI Aktaş, iddialarının yalnızca kendi anlatımından ibaret olmadığını savunarak İBB iştiraklerinden sorumlu olduğu belirtilen Ertan Yıldız’ın savcılık ifadelerini mahkeme heyetine aktardı. Aktaş, Yıldız’ın 6 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde Ekrem İmamoğlu’nun parasal sistemi takip ettiğini ve sistem içerisinde onun adına çalışan kişilerin bulunduğunu söylediğini ileri sürdü. Yine Yıldız’ın 17 Haziran 2025 tarihli ifadesinden bölümler aktaran Aktaş, Ali Sukas’ın işleri organize ettiğini, temin edilen paraların Fatih Keleş’in yönettiği sisteme aktarıldığını ve Ağaç A.Ş.’de firmalardan yüzde 7 ila yüzde 10 arasında komisyon alındığının ifade edildiğini söyledi. “30 MİLYON TL VERMEDEN PARASINI ÖDEMEZLER” Aktaş, İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay’ın, Ertan Yıldız’ın kendisine “sistem” adı verilen bir yapıdan bahsettiğini ve 30 milyon TL, yani yaklaşık 970 bin dolar gönderilmeden alacağın ödenmeyeceğinin söylendiğini aktardı. Aktaş, Korzay’ın bu duruma tepki göstererek “Bunlar delirmiş, bu nasıl iş?” dediğini, Yıldız’ın ise kendisine “Sen sistemi ilk defa mı duydun? Bunu bilmiyor musun?” şeklinde cevap verdiğini aktardı. Aktaş, bu ifadeyi sistemin varlığına ilişkin önemli bir delil olarak sundu. “İETT’DE ÇALIŞAN FİRMALARDAN HAVUZA PARA İSTENDİ” Savunmasında İETT’de iş yapan şirketlerin temsilcilerinin ifadelerine de yer veren Aktaş, Beydağ şirketinin sahibi Yusuf Yadoğlu’nun kardeşi ve temsilcisi Fatih Yadoğlu’nun 3 Haziran 2025 tarihli ifadesini aktardı. Aktaş’ın aktardığına göre Yadoğlu, Florya’daki Başkanlık Konutu’nda yapılan bir toplantıda İbrahim Bülbüllü’nün İBB içerisinde bir “havuz” oluşturulduğunu, İETT ile çalışan ve çalışmak isteyen müteahhitlerin bu havuza para yatırması gerektiğini, aksi halde mevcut işlerinde sorun yaşayabileceklerini ve yeni ihalelere giremeyeceklerini söylediğini ifade etti. Aktaş, bunun “sistem” olarak adlandırdığı yapının işleyişini ortaya koyduğunu savundu. “YÜZDE 10 PAY İSTENDİ” Aktaş, Ulaşım A.Ş. şirketinin sahibi Remzi Baka’nın 26 Ağustos 2025 tarihli ifadesini de mahkemeye aktardı. Aktaş’ın anlatımına göre Baka, 2021 yılı Haziran ayında İbrahim Bülbüllü tarafından Florya’daki Başkanlık Konutu’na çağrıldığını, kendisine üst yönetimin kararı olduğu ve büyük çaplı iş yapan firmaların sisteme katkı sağlaması gerektiğinin söylendiğini belirtti. Aktaş, Baka’nın ifadesinde, kendisinden ihalelerden yüzde 10 pay istendiğini, teklifin kabul edilmemesi halinde İstanbul’da iş yapamayacağının, ödemelerinin yapılmayacağının ve işlerinin zorlaştırılacağının ifade edildiğini söyledi. Aktaş, “Ayrı kişiler, ayrı tarihler ve ayrı şirketler fakat aynı yöntem vardır” diyerek savunmasında şu iddiayı öne çıkardı: “Bölünce hak ediş veya mevcut alacak bekletilir, sonra iş insanına sistemin istediği para verilmezse ödemesini alamayacağı söylenir.” “PARALAR BELEDİYE KASASINA GİRMEDİ” Aktaş, söz konusu ödemelerin belediyeye resmi bağış veya herhangi bir resmi ödeme şeklinde yapılmadığını da iddia etti. “Para teslimleri yeni bir iş almak için değil, yasal hak edişlerimizi alabilmek için yapılmıştır” diyen Aktaş, paraların doğrudan karar vericilerin talimatları doğrultusunda danışman, şoför veya başka aracılara; otel ve özel ofis gibi yerlerde teslim edildiğini savundu. Aktaş, “Paralar belediye kasasına, resmi bir bağış hesabına veya banka hesabına yatırılmamıştır. Nakit çekilmiş, aracılara teslim edilmiş, ilgililerin sistem dediği havuza aktarılmıştır” dedi. Aktaş’a göre “sistem” soyut bir kavram değil, iş insanlarının hak edişlerinin belirli bir oranını vermeden alacaklarına ulaşamadıkları somut bir yapıydı. EYLEM 22: 5 MİLYON LİRALIK ÖDEME İDDİASI Aktaş savunmasının ardından eylem 22 başlığına geçti. 2024 yerel seçimleri sırasında CHP mali işlerden sorumlu eski Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’ın kendisini aradığını belirten Aktaş, CHP’li belediyelerde ihale alan şirketlerin seçim döneminde para vermesi gerektiğinin kendisine söylendiğini iddia etti. Aktaş, para vermeyenlerin sonraki dönemde iş alamayacaklarının ve ödemelerinin yapılmayacağının kendisine aktarıldığını, bu taleplerin ise Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olduğunun söylendiğini ileri sürdü. Karabat ile daha sonra Esenyurt’taki Sheraton Otel’de buluştuklarını anlatan Aktaş, görüşmede Mesut Aykın’ın da bulunduğunu söyledi. Mesut Aykın’ın 28 Mayıs 2025 tarihli ifadesinden de söz eden Aktaş, Aykın’ın kendisi, Karabat ve Aykın’ın aynı otelde bulunduğunu doğruladığını aktardı. Aktaş, Karabat’ın bu görüşmede kendisinden 5 milyon TL istediğini ve paranın Sırrı Küçük isimli kişiye teslim edilmesini istediğini öne sürdü. Aktaş, “Bu ödemeyi yapmadığım takdirde bana ve yakınlarıma ait şirketlerin hak edişlerinin ödenmeyeceğini söyledi” iddiasında bulundu. 5 MİLYON LİRA İÇİN BANKA KAYDI, TELEFON TRAFİĞİ VE TESLİMAT İDDİASI Aktaş, paranın teslim sürecini de ayrıntılı biçimde anlattı. Paranın hazırlanmasının ardından Ömer Güngör’e Sırrı Küçük’ün telefon numarasını verdiğini belirten Aktaş, 5 milyon TL’nin teslim edilmesini istediğini söyledi. Aktaş’ın aktardığına göre Ömer Güngör, 6 Mart 2024 tarihinde Sırrı Küçük ile telefonla görüştü. Küçük’ün muhasebe ofisinde bulunmaması üzerine ortak bir yerde buluşuldu. Teslimatın İkitelli’de bulunan Başak Petrol’de yapıldığını belirten Aktaş, Ömer Güngör’ün 12 Haziran 2025 tarihli ifadesinde paranın çekilmesi ve teslim edilmesini ayrıntılı biçimde anlattığını söyledi. Aktaş, Güngör’ün ifadesine göre 5 milyon TL’nin Kuveyt Türk Kuyumcukent Şubesi’nden çekildiğini, paranın Sırrı Küçük’e teslim edildiğini, karşılığında ise Güngör’e üzerinde TBMM amblemi bulunduğunu hatırladığı bir laptop çantasının verildiğini aktardı. “PARA 15.44’TE ÇEKİLDİ, 16.52-16.53’TE AYNI BAZDALAR” Aktaş, savunmasının bu bölümünde HTS-baz uzman mütalaasına özellikle vurgu yaptı. Banka kaydına göre 5 milyon TL’nin 6 Mart 2024 günü saat 15.44’te çekildiğini belirten Aktaş, Ömer Güngör ile Sırrı Küçük’ün telefonlarının saat 16.52 ve 16.53’te ortak baz verdiğini söyledi. Bu verilerin paranın çekilmesi, taşınması ve teslim edilmesi süreciyle uyumlu olduğunu savunan Aktaş, “5 milyon TL’nin çekildiği, Ömer Güngör tarafından götürüldüğü, Sırrı Küçük’e teslim edildiği; banka kaydı, ifadeler ve HTS baz verileri ile doğrulanmıştır” dedi. Aktaş, bu ödemenin ticari bir anlaşma veya gönüllü bağış olmadığını, kardeşlerinin hak edişlerinin ödenmemesi tehdidi altında gerçekleştirildiğini savundu. EYLEM 141: 970 BİN DOLARLIK ÖDEME Aktaş daha sonra eylem 141 başlığına geçti. İBB iştiraklerinde kardeşlerine ait şirketlerin iş yaptığını belirten Aktaş, hak edişlerin kasıtlı olarak geciktirildiğini iddia etti. Aktaş, bu süreçte Ertan Yıldız’ın Burak Korzay üzerinden kendisine Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olduğu belirtilerek 970 bin dolar istendiğini savundu. Talep karşılanmadığı takdirde hak ediş ödemelerinin yapılmayacağının kendisine iletildiğini söyleyen Aktaş, şirketlerin nakit akışının bozulacağı, banka kredilerinin ödenemeyeceği ve ticari açıdan zor durumda kalacakları için ödemeyi kabul etmek zorunda kaldıklarını ileri sürdü. Aktaş, 970 bin doları 19 Ocak 2024 tarihinde Kilyos’taki bir otele bıraktığını söyledi. Parayı otelin sahibi Emre Eken’e çanta içerisinde teslim ettiğini belirten Aktaş, yanında Müslüm Koçer’in de bulunduğunu söyledi. BURAK KORZAY’IN İFADESİYLE 970 BİN DOLAR İDDİASI Aktaş, Burak Korzay’ın 11 Temmuz 2025 tarihli ifadesini mahkeme heyetine aktarmaya devam etti. Korzay’ın, Ertan Yıldız’dan “sistem” adı verilen yapı için 30 milyon TL, yaklaşık 970 bin dolar gönderilmeden paranın ödenmeyeceğini öğrendiğini söylediğini belirten Aktaş, kendisinin de paranın nereye bırakılacağını Korzay’a sorduğunu ifade etti. Korzay’ın kendisine güvenilen bir yer söylemesini ve paranın oradan alınacağını söylediğini aktaran Aktaş, bunun üzerine Kilyos’taki otele parayı bıraktığını söyledi. Aktaş, Korzay’ın da paranın bırakılmasının ardından Ertan Yıldız’a bilgi verdiğini ve daha sonra otele gelen kimliği belirsiz bir kişinin çantayı aldığını söylediğini aktardı. OTEL SAHİBİ EMRE EKEN’İN İFADESİ Aktaş, olayın bir diğer doğrulamasının otel sahibi Emre Eken’in ifadesi olduğunu savundu. Aktaş’ın aktardığına göre Eken, 22 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde Burak Korzay’ı yaklaşık 20 yıldır tanıdığını, Korzay’ın Kilyos’taki oteline zaman zaman geldiğini ve İSFALT Genel Müdürü olduktan sonra burada toplantılar yaptığını söyledi. Eken’in ifadesine göre Aktaş da otele gelerek kendisine bir çanta bıraktı ve “Belediyeden gelip alacaklar” dedi. Eken, çantayı otelin emanet bölümüne bıraktığını ve Korzay’a haber verdiğini, Korzay’ın da “Tamam, gelip alırlar” dediğini ifade etti. Aktaş, bu ifadeyi 970 bin dolarlık teslimat iddiasının önemli delillerinden biri olarak sundu. HTS BAZ ÇALIŞMASINI SALONDA HARİTA ÜZERİNDEN ANLATTI Aktaş, 970 bin doların çekilmesi ve Kilyos’a götürülmesi sürecini de HTS-baz kayıtları üzerinden mahkeme heyetine anlatmaya çalıştı. Mahkeme Başkanı ise savunmanın süresine ilişkin uyarıda bulunarak daha seri ilerlemesini istedi. Aktaş, 970 bin doların 19 Ocak 2024 tarihinde saat 11.11’de Kuveyt Türk Altunizade Şubesi’nden çekildiğini belirtti. Para çekilmeden önce saat 09.49’da Koşuyolu-Acıbadem bölgesinde olduğunu, ardından İstanbul’un kuzeyine doğru hareket ettiğini, Yavuz Sultan Selim Köprüsü güzergâhından geçerek Kilyos’a ulaştığını anlattı. Aktaş, aynı gün saat 13.14’te Kilyos’taki caddede bulunduğunu ve parayı Emre Eken’e teslim ettiğini söyledi. “Eylem 141’de talep, miktar, amaç, bırakma yeri ve teslim yöntemi birbirinden bağımsız beyanlarla doğrulanmıştır” dedi. EYLEM 142: FLORYA’DAKİ BAŞKANLIK KONUTU Aktaş savunmasının üçüncü bölümünde eylem 142’yi anlattı. Kardeşlerine ait Bilginay şirketinin AK Parti döneminde İETT’de otobüs tamir ve bakım işletme ihalelerini kazandığını, Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı seçilmesinden sonra da çalışmaya devam ettiğini belirtti. Kendisine ait Elif LPG şirketinin ise İETT’de arıtma suyu bakım-onarım işleri ile bilgisayar malzemeleri alım işlerini yaptığını söyledi. Aktaş, 2019 yerel seçimlerinin ardından Özgür Karabat’ın referansıyla Alper Kolukısa’nın İETT Genel Müdürü olarak görevlendirildiğini öne sürdü. Kolukısa’nın İETT Genel Müdürü olduktan sonra 21/b pazarlık usulüyle çok sayıda garajın bakım ve onarım işlerini Özgür Karabat’ın mali müşavirliğini yaptığı Remzi Baka’ya ait ulaşım şirketine verdiğini iddia etti. “ALPER KOLUKISA GÖREVDEN ALINDI” Aktaş, İETT’deki bir başka olayla ilgili de iddialarda bulundu. Özgür Karabat’ın aynı zamanda İETT’de otobüs bakım-onarım işi yapan Vega şirketinin sahibi Yusuf Yadoğlu’na ait Zara Araç Kiralama şirketinin mali müşavirliğini yaptığını ileri süren Aktaş, Alper Kolukısa’nın Yusuf Yadoğlu ile Antalya’daki bir otelde görüştüğünü ve Yadoğlu’nun Kolukısa’ya para verdiği ana ilişkin görüntülerin ortaya çıkması üzerine Kolukısa’nın görevden alındığını iddia etti. Aktaş, bu olayın daha sonra örtbas edildiğini de savundu. “ŞEFİK OK, İMAMOĞLU’NUN ARKADAŞIDIR” Aktaş, daha sonra Şefik Ok’un devreye girdiğini öne sürdü. Şefik Ok’un CHP içerisinde aktif siyaset yapan ve Ekrem İmamoğlu’nun arkadaşı olduğunu söyleyen Aktaş, Ok’un İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde katı atık toplama hizmetlerini yapan Menderes Cemaloğlu’nun akrabası ve gayriresmî ortağı olduğunu iddia etti. Aktaş’a göre Şefik Ok, İETT’de otobüs bakım-onarım işi yapan firmaları Küçükçekmece’deki Menderes Cemaloğlu’na ait şirketin merkezinde toplantıya çağırdı. Aktaş, bu toplantıda Ok’un kendisinin Ekrem İmamoğlu tarafından yönlendirildiğini söylediğini ve Florya’daki Başkanlık Konutu’nda bir toplantı yapılacağını bildirdiğini ileri sürdü. FLORYA TOPLANTISI VE YÜZDE 10 TALEBİ Aktaş, Florya’daki Başkanlık Konutu’nda yapılan toplantıya Şefik Ok, Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı İbrahim Bülbüllü, Yusuf Yadoğlu’nun kardeşi ve temsilcisi Fatih Yadoğlu, Remzi Baka’nın kardeşi ve temsilcisi Şaban Baka ile Vizyon şirketinin sahibi Caner Vural’ın katıldığını söyledi. Aktaş’ın iddiasına göre toplantıda İbrahim Bülbüllü, firmalara İBB yönetiminin taleplerini kabul etmemeleri halinde sözleşmelerin ifasında zorluk çıkarılacağını ve ödemelerin yapılmayacağını söyledi. Talebin, her hak ediş ödemesi sırasında sözleşme bedelinin toplam yüzde 10’u oranında sisteme ödeme yapılması olduğunu savundu. Aktaş, toplantıda kendisinin bulunmadığını ancak toplantıya katılan diğer kişilerin ifadelerinde de benzer anlatımlar bulunduğunu söyledi. “84 MİLYON 857 BİN 500 LİRA ÖDEME YAPTIK” Aktaş, 2020-2024 yılları arasında toplam 84 milyon 857 bin 500 TL ödeme yaptıklarını açıkladı. Bu ödemelerin İbrahim Bülbüllü’ye ve onun yönlendirdiği Ebubekir isimli kişiye teslim edildiğini ileri sürdü. Ödemelerin toplam 18 para çekme dekontu ve 17 teslimattan oluştuğunu belirten Aktaş, bu ödemelerden birini örnek olarak anlattı. İlk 5 milyon TL’nin çekildiğini, ardından Esenyurt’ta yeğenlerine ait OPET akaryakıt istasyonunda Ebubekir adına teslim edildiğini söyleyen Aktaş, diğer teslimatların da dosyadaki belgelerde ayrıntılı olarak yer aldığını ifade etti. MAHKEME BAŞKANI: “SON 20 DAKİKANIZ” Savunma sırasında süre tartışması da yaşandı. Mahkeme Başkanı, Aktaş’ın savunmasının uzaması üzerine avukatının süresinden kısacağını belirterek son 20 dakikaya girildiğini söyledi. Aktaş ise olayların ayrıntılı biçimde anlatılması gerektiğini belirterek, “Olayların aydınlatılması için sakin anlatılması gereken konulardır bunlar” dedi. Mahkeme Başkanı ise iddianamedeki ifadelerin zaten okunduğunu belirterek bazı bölümlerin hızlı geçilmesini istedi. “ÖDEMELER RÜŞVET DEĞİL, İRTİKAP KAPSAMINDA ZORUNLU ÖDEMELERDİR” Savunmasının sonunda hukuki değerlendirmesini de yapan Aktaş, hakkında rüşvet suçundan dava açıldığını ancak dosyadaki maddi olayların ödemelerin rüşvet niteliğinde olmadığını ortaya koyduğunu savundu. Aktaş’a göre ödemeler, yeni bir ihale veya menfaat elde etmek amacıyla gönüllü olarak yapılmış rüşvet ödemeleri değil, mevcut hak edişlerin tahsil edilebilmesi için baskı altında gerçekleştirilen ödemelerdi. Bu nedenle ödemelerin irtikap kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan Aktaş, “Bu ödemelerin tamamı kardeşlerimin devam eden işlerine ilişkin hak ediş bedellerinin ödenebilmesini sağlamak amacıyla zorunlu olarak ödemek zorunda kalınan irtikap bedelleridir” dedi. “İHALEYE FESAT YOKSA NEDEN RÜŞVET VERİLSİN?” Aktaş, savunmasının en dikkat çekici hukuki argümanlarından birini de İETT ihaleleri üzerinden kurdu. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde İETT ile ilgili bazı eylemler bakımından ihaleye fesat karıştırma suçlaması yönünden duruşma savcısının beraat mütalaası verdiğini hatırlatan Aktaş, aynı maddi olayın bir taraftan ihaleye fesat olarak kabul edilmemesi, diğer taraftan ihale sonucunu etkilemek amacıyla verilmiş rüşvet olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını savundu. Aktaş, “Eğer ortada ihaleye fesat karıştırma eylemi yoksa bu ihalenin sonucunu etkilemek amacıyla neden rüşvet verilsin?” diye sordu. “İhaleye fesat suçlaması bakımından beraat talep edilen aynı maddi olayın bu dosyada rüşvet verme eylemi olarak kabul edilmesi mümkün değildir” dedi. “BEN DE MAĞDUR EDİLDİM” Etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin yalnızca sözlü iddialardan oluşmadığını savunan Aktaş, banka kayıtları, HTS-baz verileri, para çekme dekontları ve diğer kişilerin ifadelerinin birbirini doğruladığını ileri sürdü. “Yolsuzlukların ortaya çıkartılmasına bizzat yardımcı oldum” diyen Aktaş, ortaya koyduğu hususları mümkün olduğunca belge ve delillerle desteklediğini söyledi. Aktaş, özellikle parayı teslim edenlerle alan kişilerin HTS kayıtları ile olayların tarih ve saatlerinin örtüşmesinin kendi anlatımlarının doğruluğunu gösterdiğini savundu. “SİSTEMİN LİDERİ İMAMOĞLU’DUR” İDDİASINI TEKRARLADI Savunmasının son bölümünde üç eylemi bir bütün olarak değerlendiren Aktaş, İBB’de “sistem” olarak adlandırdığı yapının Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulduğunu bir kez daha ileri sürdü. Aktaş’a göre eylem 22’de para talebi Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olarak iletildi, eylem 141’de hak edişlerin ödenmeyeceğine ilişkin talep yine İmamoğlu’nun talimatı olarak kendisine aktarıldı, eylem 142’de ise Florya’daki Başkanlık Konutu toplantının yapıldığı yer olarak kullanıldı. Aktaş, “Eylem 22 ve eylem 141’de talimatların doğrudan Ekrem İmamoğlu adına iletilmesi, eylem 142’de Florya’daki Başkanlık Konutu’nun toplantılarda kullanılması, taleplerin Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı üzerinden açıklanması ve aynı yöntemin yıllar boyunca birçok iş insanına uygulanmış olması, sistemin siyasi ve idari liderinin Ekrem İmamoğlu olduğunu göstermektedir” dedi. Aktaş, para taleplerini ileten ve paraları teslim alan kişilerin değiştiğini ancak talimatın dayandırıldığı makamın, baskı yönteminin ve amacın değişmediğini iddia etti. Son olarak mahkeme heyetinden hakkında beraat kararı verilmesini isteyen Aktaş, “Dosya kapsamındaki tüm deliller bir bütün olarak değerlendirilerek üzerime atılı rüşvet suçundan beraatıma karar verilmesini Sayın Mahkemenizden saygılarımla arz ve talep ederim” dedi.
İBB davasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için ifade veren iş insanı Aziz İhsan Aktaş, mahkeme huzurundaki savunmasında “sistem” olarak adlandırıldığını öne sürdüğü para trafiğine ilişkin çok sayıda iddia ortaya attı. Aktaş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatlarının belediye yöneticileri, danışmanlar ve siyasi aracılar üzerinden kendisine iletildiğini ileri sürerek, “Sistemin siyasi ve idari lideri Ekrem İmamoğlu’dur” dedi. Aktaş, kendisi ve kardeşlerinin hak edişlerinin ödenmemesi baskısıyla milyonlarca liralık ve döviz cinsinden ödemeler yapmak zorunda bırakıldıklarını savundu. Savunmasında banka kayıtları, HTS-baz verileri ve diğer sanık ve tanıkların ifadelerine dayanarak üç ayrı eylemi ayrıntılarıyla anlattı.

“İLK İFADELERİMİN ARKASINDAYIM”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan insanı Aziz İhsan Aktaş, 20 Ağustos 2026 tarihli duruşmada kapsamlı savunma yaptı.

Aktaş, savunmasının başında daha önce 30 Nisan 2025 ve 11 Mayıs 2025 tarihlerinde savcılıkta verdiği ifadeleri aynen tekrar ettiğini belirterek, “İlk ifadelerimin arkasındayım” dedi.

Savunmasını üç ayrı eylem başlığı üzerinden yapan Aktaş, dosyanın temelinde insanlarının belediyelerden doğan hak ediş ve alacaklarının bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ileri sürdü.

Aktaş, bazı belediye yetkililerinin kendi aralarında “sistem” adını verdiklerini iddia ettiği yapının, insanlarından para toplamak amacıyla kullanıldığını savunarak, soruşturma sürecinde bazı yayın organlarında kendisi hakkında gerçeği yansıtmayan bir kanaat oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.

Aktaş, “Bu dosyadaki temel mesele, hak ediş alacaklarının insanları üzerinde baskı aracı haline getirildiği, ilgililerin kendi aralarında ‘sistem’ adını verdikleri para toplama düzenidir” ifadelerini kullandı.

“10 KARDEŞİZ, AİLEMİZ EĞİTİME VE EMEĞE ÖNEM VERİR”

Kişisel geçmişinden de söz eden Aktaş, 1976 yılında Diyarbakır’da doğduğunu, ilk, orta ve lise eğitimini Diyarbakır’da tamamladığını ve Harran Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun olduğunu anlattı.

10 kardeş olduklarını belirten Aktaş, kardeşlerinden ikisinin avukat, birinin doktor, birinin elektrik-elektronik mühendisi, birinin ise inşaat mühendisi olduğunu söyledi.

Kendisinin kimyager olduğunu belirten Aktaş, ailesinin eğitime, emeğe ve çalışmaya önem verdiğini ifade etti.

Çocuk yaşta çalışma hayatına girdiğini ve ticareti ailesinden öğrendiğini anlatan Aktaş, Diyarbakır ve Ankara’nın ardından 10 yılı aşkın süredir İstanbul’da çeşitli alanlarda ticaret yaptığını belirtti.

“Ben bir insanıyım” diyen Aktaş, ticari hayatı boyunca faaliyetlerini kanunlar çerçevesinde yürütmeye ve çalışanlarıyla ailesinin emeğini korumaya çalıştığını söyledi.

“YANIMDAKİLER KORUMA ORDUSU DEĞİL”

Aktaş, savunmasında kamuoyunda kendisiyle ilgili oluştuğunu söylediği bazı algılara da tepki gösterdi.

Yanında bulunan kişilerin “koruma ordusu” olmadığını belirten Aktaş, daha önce kendisine yönelik bir suikast girişimi nedeniyle devlet tarafından tahsis edilen resmi korumalar olduğunu söyledi.

Aktaş, “Bu benim için bir ayrıcalık değil, devletimizin can güvenliğimi sağlamak adına aldığı bir tedbir ve zorunluluktur” dedi.

“ETKİN PİŞMANLIK İÇİN KENDİ İRADEMLE BAŞVURDUM”

Beşiktaş dosyası olarak kamuoyunda bilinen operasyon kapsamında gözaltına alındığını ve ardından tutuklandığını belirten Aktaş, tutuklanmasının ardından Nisan 2025 sonunda tamamen kendi iradesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduğunu söyledi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla başvurduğunu belirten Aktaş, amacının devletin ve kamuoyunun gerçeği öğrenmesi ve kendisi ile diğer insanlarının yaşadığı mağduriyetlerin tekrar yaşanmaması olduğunu savundu.

Aktaş, verdiği bilgilerin banka kayıtları, daha sonra yapılan HTS-baz çalışmaları ve diğer sanık ve tanık ifadeleriyle doğrulandığını öne sürdü.

“Ben, kurulan düzenin baskısına maruz kalan ve işleyişini açıklayan kişilerden yalnızca biriyim” diyen Aktaş, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de belediyelerle yapan insanlarının belediye başkanları, belediye iştiraklerinin yöneticileri, mali işlerden sorumlu yöneticiler, siyasi parti genel merkez yöneticileri, aday belirleme süreçlerinde etkili olan isimler ve bazı milletvekilleri tarafından nasıl mağdur edildiğini anlattığını söyledi.

“KARŞIMA ÇIKAN YAPI EKREM İMAMOĞLU LİDERLİĞİNDE KURULDU”

İBB’de “sistem” olarak adlandırıldığını iddia ettiği yapının doğrudan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bağlantılı olduğunu öne süren Aktaş, şu iddiada bulundu:

“Benim karşıma çıkan yapı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulmuş bir yapıdır.”

Aktaş’a göre İmamoğlu’nun talimatları ve para talepleri, İBB iştiraklerinden sorumlu Başkan Danışmanı Ertan Yıldız, Başkan Danışmanı İbrahim Bülbüllü, CHP İstanbul Milletvekili ve eski Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ile diğer aracılar üzerinden iletiliyordu.

Aktaş, söz konusu yapının belediyeden doğan mevcut alacakları ve hak ediş ödemelerini baskı aracı olarak kullandığını, ayrıca belediyeyle devam eden ilişkilerinin ceza ve fesih tehdidiyle sona erdirilmesi riskinin insanları üzerinde baskı oluşturduğunu iddia etti.

Bunun yanı sıra imar ve ruhsat süreçlerinde de pay talep edildiğini ileri süren Aktaş, sistemin amaçlarından birinin İmamoğlu’nun siyasi hayatının finanse edilmesi olduğunu savundu.

Aktaş, “Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatını finanse edebilmek amacıyla insanları üzerinde baskı kurulması yalnızca hukuka aykırı bir eylem değil, aynı zamanda temel ahlaki ve vicdani değerler bakımından da kabul edilmez bir durumdur” dedi.

Aktaş, iddiasını daha da sertleştirerek, “Bu sistem aracılığıyla siyaset yapmak isteyen bu kişiler halka hizmet sunmaya odaklanmak yerine insanlarından baskı ve zorlama ile para toplamaya çalışıyorlarsa bunun adı siyaset değil, kamu gücünün kötüye kullanılmasıdır” ifadelerini kullandı.

ERTAN YILDIZ’IN İFADELERİNİ MAHKEMEYE AKTARDI

Aktaş, iddialarının yalnızca kendi anlatımından ibaret olmadığını savunarak İBB iştiraklerinden sorumlu olduğu belirtilen Ertan Yıldız’ın savcılık ifadelerini mahkeme heyetine aktardı.

Aktaş, Yıldız’ın 6 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde Ekrem İmamoğlu’nun parasal sistemi takip ettiğini ve sistem içerisinde onun adına çalışan kişilerin bulunduğunu söylediğini ileri sürdü.

Yine Yıldız’ın 17 Haziran 2025 tarihli ifadesinden bölümler aktaran Aktaş, Ali Sukas’ın işleri organize ettiğini, temin edilen paraların Fatih Keleş’in yönettiği sisteme aktarıldığını ve Ağaç A.Ş.’de firmalardan yüzde 7 ila yüzde 10 arasında komisyon alındığının ifade edildiğini söyledi.

“30 MİLYON TL VERMEDEN PARASINI ÖDEMEZLER”

Aktaş, İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay’ın, Ertan Yıldız’ın kendisine “sistem” adı verilen bir yapıdan bahsettiğini ve 30 milyon TL, yani yaklaşık 970 bin dolar gönderilmeden alacağın ödenmeyeceğinin söylendiğini aktardı.

Aktaş, Korzay’ın bu duruma tepki göstererek “Bunlar delirmiş, bu nasıl iş?” dediğini, Yıldız’ın ise kendisine “Sen sistemi ilk defa duydun? Bunu bilmiyor musun?” şeklinde cevap verdiğini aktardı.

Aktaş, bu ifadeyi sistemin varlığına ilişkin önemli bir delil olarak sundu.

“İETT’DE ÇALIŞAN FİRMALARDAN HAVUZA PARA İSTENDİ”

Savunmasında İETT’de yapan şirketlerin temsilcilerinin ifadelerine de yer veren Aktaş, Beydağ şirketinin sahibi Yusuf Yadoğlu’nun kardeşi ve temsilcisi Fatih Yadoğlu’nun 3 Haziran 2025 tarihli ifadesini aktardı.

Aktaş’ın aktardığına göre Yadoğlu, Florya’daki Başkanlık Konutu’nda yapılan bir toplantıda İbrahim Bülbüllü’nün İBB içerisinde bir “havuz” oluşturulduğunu, İETT ile çalışan ve çalışmak isteyen müteahhitlerin bu havuza para yatırması gerektiğini, aksi halde mevcut işlerinde sorun yaşayabileceklerini ve yeni ihalelere giremeyeceklerini söylediğini ifade etti.

Aktaş, bunun “sistem” olarak adlandırdığı yapının işleyişini ortaya koyduğunu savundu.

“YÜZDE 10 PAY İSTENDİ”

Aktaş, Ulaşım A.Ş. şirketinin sahibi Remzi Baka’nın 26 Ağustos 2025 tarihli ifadesini de mahkemeye aktardı.

Aktaş’ın anlatımına göre Baka, 2021 yılı Haziran ayında İbrahim Bülbüllü tarafından Florya’daki Başkanlık Konutu’na çağrıldığını, kendisine üst yönetimin kararı olduğu ve büyük çaplı yapan firmaların sisteme katkı sağlaması gerektiğinin söylendiğini belirtti.

Aktaş, Baka’nın ifadesinde, kendisinden ihalelerden yüzde 10 pay istendiğini, teklifin kabul edilmemesi halinde İstanbul’da yapamayacağının, ödemelerinin yapılmayacağının ve işlerinin zorlaştırılacağının ifade edildiğini söyledi.

Aktaş, “Ayrı kişiler, ayrı tarihler ve ayrı şirketler fakat aynı yöntem vardır” diyerek savunmasında şu iddiayı öne çıkardı:

“Bölünce hak ediş veya mevcut alacak bekletilir, sonra insanına sistemin istediği para verilmezse ödemesini alamayacağı söylenir.”

“PARALAR BELEDİYE KASASINA GİRMEDİ”

Aktaş, söz konusu ödemelerin belediyeye resmi bağış veya herhangi bir resmi ödeme şeklinde yapılmadığını da iddia etti.

“Para teslimleri yeni bir almak için değil, yasal hak edişlerimizi alabilmek için yapılmıştır” diyen Aktaş, paraların doğrudan karar vericilerin talimatları doğrultusunda danışman, şoför veya başka aracılara; otel ve özel ofis gibi yerlerde teslim edildiğini savundu.

Aktaş, “Paralar belediye kasasına, resmi bir bağış hesabına veya banka hesabına yatırılmamıştır. Nakit çekilmiş, aracılara teslim edilmiş, ilgililerin sistem dediği havuza aktarılmıştır” dedi.

Aktaş’a göre “sistem” soyut bir kavram değil, insanlarının hak edişlerinin belirli bir oranını vermeden alacaklarına ulaşamadıkları somut bir yapıydı.

EYLEM 22: 5 MİLYON LİRALIK ÖDEME İDDİASI

Aktaş savunmasının ardından eylem 22 başlığına geçti.

2024 yerel seçimleri sırasında CHP mali işlerden sorumlu eski Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’ın kendisini aradığını belirten Aktaş, CHP’li belediyelerde ihale alan şirketlerin seçim döneminde para vermesi gerektiğinin kendisine söylendiğini iddia etti.

Aktaş, para vermeyenlerin sonraki dönemde alamayacaklarının ve ödemelerinin yapılmayacağının kendisine aktarıldığını, bu taleplerin ise Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olduğunun söylendiğini ileri sürdü.

Karabat ile daha sonra Esenyurt’taki Sheraton Otel’de buluştuklarını anlatan Aktaş, görüşmede Mesut Aykın’ın da bulunduğunu söyledi.

Mesut Aykın’ın 28 Mayıs 2025 tarihli ifadesinden de söz eden Aktaş, Aykın’ın kendisi, Karabat ve Aykın’ın aynı otelde bulunduğunu doğruladığını aktardı.

Aktaş, Karabat’ın bu görüşmede kendisinden 5 milyon TL istediğini ve paranın Sırrı Küçük isimli kişiye teslim edilmesini istediğini öne sürdü.

Aktaş, “Bu ödemeyi yapmadığım takdirde bana ve yakınlarıma ait şirketlerin hak edişlerinin ödenmeyeceğini söyledi” iddiasında bulundu.

5 MİLYON LİRA İÇİN BANKA KAYDI, TELEFON TRAFİĞİ VE TESLİMAT İDDİASI

Aktaş, paranın teslim sürecini de ayrıntılı biçimde anlattı.

Paranın hazırlanmasının ardından Ömer Güngör’e Sırrı Küçük’ün telefon numarasını verdiğini belirten Aktaş, 5 milyon TL’nin teslim edilmesini istediğini söyledi.

Aktaş’ın aktardığına göre Ömer Güngör, 6 Mart 2024 tarihinde Sırrı Küçük ile telefonla görüştü. Küçük’ün muhasebe ofisinde bulunmaması üzerine ortak bir yerde buluşuldu.

Teslimatın İkitelli’de bulunan Başak Petrol’de yapıldığını belirten Aktaş, Ömer Güngör’ün 12 Haziran 2025 tarihli ifadesinde paranın çekilmesi ve teslim edilmesini ayrıntılı biçimde anlattığını söyledi.

Aktaş, Güngör’ün ifadesine göre 5 milyon TL’nin Kuveyt Türk Kuyumcukent Şubesi’nden çekildiğini, paranın Sırrı Küçük’e teslim edildiğini, karşılığında ise Güngör’e üzerinde TBMM amblemi bulunduğunu hatırladığı bir laptop çantasının verildiğini aktardı.

“PARA 15.44’TE ÇEKİLDİ, 16.52-16.53’TE AYNI BAZDALAR”

Aktaş, savunmasının bu bölümünde HTS-baz uzman mütalaasına özellikle vurgu yaptı.

Banka kaydına göre 5 milyon TL’nin 6 Mart 2024 günü saat 15.44’te çekildiğini belirten Aktaş, Ömer Güngör ile Sırrı Küçük’ün telefonlarının saat 16.52 ve 16.53’te ortak baz verdiğini söyledi.

Bu verilerin paranın çekilmesi, taşınması ve teslim edilmesi süreciyle uyumlu olduğunu savunan Aktaş, “5 milyon TL’nin çekildiği, Ömer Güngör tarafından götürüldüğü, Sırrı Küçük’e teslim edildiği; banka kaydı, ifadeler ve HTS baz verileri ile doğrulanmıştır” dedi.

Aktaş, bu ödemenin ticari bir anlaşma veya gönüllü bağış olmadığını, kardeşlerinin hak edişlerinin ödenmemesi tehdidi altında gerçekleştirildiğini savundu.

EYLEM 141: 970 BİN DOLARLIK ÖDEME

Aktaş daha sonra eylem 141 başlığına geçti.

İBB iştiraklerinde kardeşlerine ait şirketlerin yaptığını belirten Aktaş, hak edişlerin kasıtlı olarak geciktirildiğini iddia etti.

Aktaş, bu süreçte Ertan Yıldız’ın Burak Korzay üzerinden kendisine Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olduğu belirtilerek 970 bin dolar istendiğini savundu.

Talep karşılanmadığı takdirde hak ediş ödemelerinin yapılmayacağının kendisine iletildiğini söyleyen Aktaş, şirketlerin nakit akışının bozulacağı, banka kredilerinin ödenemeyeceği ve ticari açıdan zor durumda kalacakları için ödemeyi kabul etmek zorunda kaldıklarını ileri sürdü.

Aktaş, 970 bin doları 19 Ocak 2024 tarihinde Kilyos’taki bir otele bıraktığını söyledi.

Parayı otelin sahibi Emre Eken’e çanta içerisinde teslim ettiğini belirten Aktaş, yanında Müslüm Koçer’in de bulunduğunu söyledi.

BURAK KORZAY’IN İFADESİYLE 970 BİN DOLAR İDDİASI

Aktaş, Burak Korzay’ın 11 Temmuz 2025 tarihli ifadesini mahkeme heyetine aktarmaya devam etti.

Korzay’ın, Ertan Yıldız’dan “sistem” adı verilen yapı için 30 milyon TL, yaklaşık 970 bin dolar gönderilmeden paranın ödenmeyeceğini öğrendiğini söylediğini belirten Aktaş, kendisinin de paranın nereye bırakılacağını Korzay’a sorduğunu ifade etti.

Korzay’ın kendisine güvenilen bir yer söylemesini ve paranın oradan alınacağını söylediğini aktaran Aktaş, bunun üzerine Kilyos’taki otele parayı bıraktığını söyledi.

Aktaş, Korzay’ın da paranın bırakılmasının ardından Ertan Yıldız’a bilgi verdiğini ve daha sonra otele gelen kimliği belirsiz bir kişinin çantayı aldığını söylediğini aktardı.

OTEL SAHİBİ EMRE EKEN’İN İFADESİ

Aktaş, olayın bir diğer doğrulamasının otel sahibi Emre Eken’in ifadesi olduğunu savundu.

Aktaş’ın aktardığına göre Eken, 22 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde Burak Korzay’ı yaklaşık 20 yıldır tanıdığını, Korzay’ın Kilyos’taki oteline zaman zaman geldiğini ve İSFALT Genel Müdürü olduktan sonra burada toplantılar yaptığını söyledi.

Eken’in ifadesine göre Aktaş da otele gelerek kendisine bir çanta bıraktı ve “Belediyeden gelip alacaklar” dedi.

Eken, çantayı otelin emanet bölümüne bıraktığını ve Korzay’a haber verdiğini, Korzay’ın da “Tamam, gelip alırlar” dediğini ifade etti.

Aktaş, bu ifadeyi 970 bin dolarlık teslimat iddiasının önemli delillerinden biri olarak sundu.

HTS BAZ ÇALIŞMASINI SALONDA HARİTA ÜZERİNDEN ANLATTI

Aktaş, 970 bin doların çekilmesi ve Kilyos’a götürülmesi sürecini de HTS-baz kayıtları üzerinden mahkeme heyetine anlatmaya çalıştı.

Mahkeme Başkanı ise savunmanın süresine ilişkin uyarıda bulunarak daha seri ilerlemesini istedi.

Aktaş, 970 bin doların 19 Ocak 2024 tarihinde saat 11.11’de Kuveyt Türk Altunizade Şubesi’nden çekildiğini belirtti.

Para çekilmeden önce saat 09.49’da Koşuyolu-Acıbadem bölgesinde olduğunu, ardından İstanbul’un kuzeyine doğru hareket ettiğini, Yavuz Sultan Selim Köprüsü güzergâhından geçerek Kilyos’a ulaştığını anlattı.

Aktaş, aynı gün saat 13.14’te Kilyos’taki caddede bulunduğunu ve parayı Emre Eken’e teslim ettiğini söyledi.

“Eylem 141’de talep, miktar, amaç, bırakma yeri ve teslim yöntemi birbirinden bağımsız beyanlarla doğrulanmıştır” dedi.

EYLEM 142: FLORYA’DAKİ BAŞKANLIK KONUTU

Aktaş savunmasının üçüncü bölümünde eylem 142’yi anlattı.

Kardeşlerine ait Bilginay şirketinin AK Parti döneminde İETT’de otobüs tamir ve bakım işletme ihalelerini kazandığını, Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı seçilmesinden sonra da çalışmaya devam ettiğini belirtti.

Kendisine ait Elif LPG şirketinin ise İETT’de arıtma suyu bakım-onarım işleri ile bilgisayar malzemeleri alım işlerini yaptığını söyledi.

Aktaş, 2019 yerel seçimlerinin ardından Özgür Karabat’ın referansıyla Alper Kolukısa’nın İETT Genel Müdürü olarak görevlendirildiğini öne sürdü.

Kolukısa’nın İETT Genel Müdürü olduktan sonra 21/b pazarlık usulüyle çok sayıda garajın bakım ve onarım işlerini Özgür Karabat’ın mali müşavirliğini yaptığı Remzi Baka’ya ait ulaşım şirketine verdiğini iddia etti.

“ALPER KOLUKISA GÖREVDEN ALINDI”

Aktaş, İETT’deki bir başka olayla ilgili de iddialarda bulundu.

Özgür Karabat’ın aynı zamanda İETT’de otobüs bakım-onarım işi yapan Vega şirketinin sahibi Yusuf Yadoğlu’na ait Zara Araç Kiralama şirketinin mali müşavirliğini yaptığını ileri süren Aktaş, Alper Kolukısa’nın Yusuf Yadoğlu ile Antalya’daki bir otelde görüştüğünü ve Yadoğlu’nun Kolukısa’ya para verdiği ana ilişkin görüntülerin ortaya çıkması üzerine Kolukısa’nın görevden alındığını iddia etti.

Aktaş, bu olayın daha sonra örtbas edildiğini de savundu.

“ŞEFİK OK, İMAMOĞLU’NUN ARKADAŞIDIR”

Aktaş, daha sonra Şefik Ok’un devreye girdiğini öne sürdü.

Şefik Ok’un CHP içerisinde aktif siyaset yapan ve Ekrem İmamoğlu’nun arkadaşı olduğunu söyleyen Aktaş, Ok’un İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde katı atık toplama hizmetlerini yapan Menderes Cemaloğlu’nun akrabası ve gayriresmî ortağı olduğunu iddia etti.

Aktaş’a göre Şefik Ok, İETT’de otobüs bakım-onarım işi yapan firmaları Küçükçekmece’deki Menderes Cemaloğlu’na ait şirketin merkezinde toplantıya çağırdı.

Aktaş, bu toplantıda Ok’un kendisinin Ekrem İmamoğlu tarafından yönlendirildiğini söylediğini ve Florya’daki Başkanlık Konutu’nda bir toplantı yapılacağını bildirdiğini ileri sürdü.

FLORYA TOPLANTISI VE YÜZDE 10 TALEBİ

Aktaş, Florya’daki Başkanlık Konutu’nda yapılan toplantıya Şefik Ok, Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı İbrahim Bülbüllü, Yusuf Yadoğlu’nun kardeşi ve temsilcisi Fatih Yadoğlu, Remzi Baka’nın kardeşi ve temsilcisi Şaban Baka ile Vizyon şirketinin sahibi Caner Vural’ın katıldığını söyledi.

Aktaş’ın iddiasına göre toplantıda İbrahim Bülbüllü, firmalara İBB yönetiminin taleplerini kabul etmemeleri halinde sözleşmelerin ifasında zorluk çıkarılacağını ve ödemelerin yapılmayacağını söyledi.

Talebin, her hak ediş ödemesi sırasında sözleşme bedelinin toplam yüzde 10’u oranında sisteme ödeme yapılması olduğunu savundu.

Aktaş, toplantıda kendisinin bulunmadığını ancak toplantıya katılan diğer kişilerin ifadelerinde de benzer anlatımlar bulunduğunu söyledi.

“84 MİLYON 857 BİN 500 LİRA ÖDEME YAPTIK”

Aktaş, 2020-2024 yılları arasında toplam 84 milyon 857 bin 500 TL ödeme yaptıklarını açıkladı.

Bu ödemelerin İbrahim Bülbüllü’ye ve onun yönlendirdiği Ebubekir isimli kişiye teslim edildiğini ileri sürdü.

Ödemelerin toplam 18 para çekme dekontu ve 17 teslimattan oluştuğunu belirten Aktaş, bu ödemelerden birini örnek olarak anlattı.

İlk 5 milyon TL’nin çekildiğini, ardından Esenyurt’ta yeğenlerine ait OPET akaryakıt istasyonunda Ebubekir adına teslim edildiğini söyleyen Aktaş, diğer teslimatların da dosyadaki belgelerde ayrıntılı olarak yer aldığını ifade etti.

MAHKEME BAŞKANI: “SON 20 DAKİKANIZ”

Savunma sırasında süre tartışması da yaşandı.

Mahkeme Başkanı, Aktaş’ın savunmasının uzaması üzerine avukatının süresinden kısacağını belirterek son 20 dakikaya girildiğini söyledi.

Aktaş ise olayların ayrıntılı biçimde anlatılması gerektiğini belirterek, “Olayların aydınlatılması için sakin anlatılması gereken konulardır bunlar” dedi.

Mahkeme Başkanı ise iddianamedeki ifadelerin zaten okunduğunu belirterek bazı bölümlerin hızlı geçilmesini istedi.

“ÖDEMELER RÜŞVET DEĞİL, İRTİKAP KAPSAMINDA ZORUNLU ÖDEMELERDİR”

Savunmasının sonunda hukuki değerlendirmesini de yapan Aktaş, hakkında rüşvet suçundan dava açıldığını ancak dosyadaki maddi olayların ödemelerin rüşvet niteliğinde olmadığını ortaya koyduğunu savundu.

Aktaş’a göre ödemeler, yeni bir ihale veya menfaat elde etmek amacıyla gönüllü olarak yapılmış rüşvet ödemeleri değil, mevcut hak edişlerin tahsil edilebilmesi için baskı altında gerçekleştirilen ödemelerdi.

Bu nedenle ödemelerin irtikap kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan Aktaş, “Bu ödemelerin tamamı kardeşlerimin devam eden işlerine ilişkin hak ediş bedellerinin ödenebilmesini sağlamak amacıyla zorunlu olarak ödemek zorunda kalınan irtikap bedelleridir” dedi.

“İHALEYE FESAT YOKSA NEDEN RÜŞVET VERİLSİN?”

Aktaş, savunmasının en dikkat çekici hukuki argümanlarından birini de İETT ihaleleri üzerinden kurdu.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde İETT ile ilgili bazı eylemler bakımından ihaleye fesat karıştırma suçlaması yönünden duruşma savcısının beraat mütalaası verdiğini hatırlatan Aktaş, aynı maddi olayın bir taraftan ihaleye fesat olarak kabul edilmemesi, diğer taraftan ihale sonucunu etkilemek amacıyla verilmiş rüşvet olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını savundu.

Aktaş, “Eğer ortada ihaleye fesat karıştırma eylemi yoksa bu ihalenin sonucunu etkilemek amacıyla neden rüşvet verilsin?” diye sordu.

“İhaleye fesat suçlaması bakımından beraat talep edilen aynı maddi olayın bu dosyada rüşvet verme eylemi olarak kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.

“BEN DE MAĞDUR EDİLDİM”

Etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin yalnızca sözlü iddialardan oluşmadığını savunan Aktaş, banka kayıtları, HTS-baz verileri, para çekme dekontları ve diğer kişilerin ifadelerinin birbirini doğruladığını ileri sürdü.

“Yolsuzlukların ortaya çıkartılmasına bizzat yardımcı oldum” diyen Aktaş, ortaya koyduğu hususları mümkün olduğunca belge ve delillerle desteklediğini söyledi.

Aktaş, özellikle parayı teslim edenlerle alan kişilerin HTS kayıtları ile olayların tarih ve saatlerinin örtüşmesinin kendi anlatımlarının doğruluğunu gösterdiğini savundu.

“SİSTEMİN LİDERİ İMAMOĞLU’DUR” İDDİASINI TEKRARLADI

Savunmasının son bölümünde üç eylemi bir bütün olarak değerlendiren Aktaş, İBB’de “sistem” olarak adlandırdığı yapının Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulduğunu bir kez daha ileri sürdü.

Aktaş’a göre eylem 22’de para talebi Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olarak iletildi, eylem 141’de hak edişlerin ödenmeyeceğine ilişkin talep yine İmamoğlu’nun talimatı olarak kendisine aktarıldı, eylem 142’de ise Florya’daki Başkanlık Konutu toplantının yapıldığı yer olarak kullanıldı.

Aktaş, “Eylem 22 ve eylem 141’de talimatların doğrudan Ekrem İmamoğlu adına iletilmesi, eylem 142’de Florya’daki Başkanlık Konutu’nun toplantılarda kullanılması, taleplerin Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı üzerinden açıklanması ve aynı yöntemin yıllar boyunca birçok insanına uygulanmış olması, sistemin siyasi ve idari liderinin Ekrem İmamoğlu olduğunu göstermektedir” dedi.

Aktaş, para taleplerini ileten ve paraları teslim alan kişilerin değiştiğini ancak talimatın dayandırıldığı makamın, baskı yönteminin ve amacın değişmediğini iddia etti.

Son olarak mahkeme heyetinden hakkında beraat kararı verilmesini isteyen Aktaş, “Dosya kapsamındaki tüm deliller bir bütün olarak değerlendirilerek üzerime atılı rüşvet suçundan beraatıma karar verilmesini Sayın Mahkemenizden saygılarımla arz ve talep ederim” dedi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.