Psikolojik Danışman Taha Akdağ: “Kaygıyı Yok Etmek Değil, Yönetmek Gerekir” - Videolu Haber
Psikolojik Danışman Taha Akdağ: “Kaygıyı Yok Etmek Değil, Yönetmek Gerekir” - Videolu Haber
Psikolojik Danışman Taha Akdağ,Genç Nesiller Derneği, dernek gönüllülerinden gelen sorular doğrultusunda düzenlenen programda Genç Nesiller Derneği Genel Başkan Yardımcısı Handan Akgün'ün sorularını cevapladı.Akdağ, sınav kaygısı yaşayan öğrenciler, ergenlik dönemi ve sosyal medyanın gençler üzerindeki etkilerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Akdağ, gerçekleşen programda ailelerin tutumunun çocukların psikolojik gelişiminde belirleyici olduğunu vurguladı.
Genç Nesiller Derneği, dernek gönüllülerinden gelen sorular doğrultusunda düzenlenen programda Genç Nesiller Derneği Genel Başkan Yardımcısı Handan Akgün'ün sorularını cevaplayan Psikolojik Danışman Taha Akdağ, öğrencilerin sınav kaygısından, sosyal medya kullanımına kadar merak edilen soruları yanıtladı. Akdağ, yaptığı açıklamada ailelerin tutumunun çocukların psikolojik gelişiminde belirleyici olduğunu vurguladı.
"Kaygı Aynı Zamanda Bir Motivasyon Kaynağıdır"
Sınav sürecinin çok yoğun bir süreç olduğunu dile getiren Akdağ, kaygının aynı zamanda bir motivasyon kaynağı olduğunu belirterek şunları söyledi;
"Sınav süreci çok yoğun bir süreç olarak öne çıkıyor. Öğrencileri de zorlayan bir süreç. Sınav temposuyla beraber öğrenciler dört duvar içerisinde bir koşturmaca peşinde. Öğrencilerin bu süreçte ders çalışmanın dışında kendisine de vakit ayırması gerekiyor. Burada bilinen bir yanlış var. Yaşanan bu süreçte kaygıyı tamamen yok etmeye çalışıyorlar. Kaygı aynı zamanda bir motivasyon kaynağıdır. Kaygının tamamen yok olması bununla birlikte motivasyonun da yok olması anlamına gelir. Burada asıl olan kaygıyı yönetebilmek. Yani optimize edebilmek. Çok yüksek olması da çok az olması da aynı şekilde kişiye zarar verir. Bunu dengeleyebilmek çok önemli."
"Eleştiri Yerine Takdir"
Akdağ sınav hazırlık süreçlerinde eleştiri yerine takdirin çok önemli olduğunu ailelerin hatalar üzerinden eleştiri yapmasını bırakması gerektiğini ifade ederek;
Sınav hazırlık süreçlerinde eleştiri yerine takdir edilme de önemli. O yaş grubu eleştiri konusunda hassas bir yaş grubu. Aileler genelde çocukları hataları üzerinden eleştiriyor. Bunun yerine biraz daha takdir, aynı zamanda sınava hazırlanan çocuğun planlanmasında, düzene girmesi konusunda biraz daha destekleyici bir rol edinmeleri gerekiyor. Başka çocuklarla kıyaslama durumunda çocuk da belli bir yerden sonra artık ters tepmeye başlayacaktır. Bir özgüven eksikliğine, bir yetersizlik hissine bürünmeye başlayacaktır. Yani o düzenli kıyaslama uzun vadede de, kısa vadede de çocukta bir özgüven problemi, yetersiz özgüven düşüklüğüne kesinlikle sebep olur. Çocuğu bir başkasıyla kıyaslamak yerine kendiyle kıyaslayabilirsiniz. Ya da istenen bölüme giden çocukların netleri üzerinden örnek vererek kıyaslama yapılabilir. Yani örneğin "O gitti, sen gidemiyorsun" şeklinde değil de, gidenin net aralığıyla bir kıyaslama yapılabilir." Dedi.
"Yapılan Baskılar Çocuğun Kendisini İfade Etme Yeteneğini Köreltir"
Ailelerin çocuklara yaptığı ders baskısının bir yerden sonra ifade yeteneğini körelttiğini ifade eden Akdağ şunları söyledi;
"Ailelerin çocuklara yaptığı ders baskısı kısa vadede ders çalıştırıyor gibi gösterebilir. Fakat bu durum uzun vadede çocukta bir yerden sonra kendisini ifade etme yeteneğini köreltir. Yani törpüleme şeklinde yavaş yavaş azaltır. Kendisini ifade edemeyen çocuk öfkelenmeye başlar, içine kapanır. Biraz daha manipülasyona açık duruma gelebilir. Öfke durumu yüksek çocukta başarı konusunda biraz problem yaşar. Uzun vadede baskı da aynı şekilde kıyaslama gibi bir yetersizlik ve değersizlik hissine sebebiyet verebilir."
"Aileler Ergenlik Döneminde "Seni Anlıyorum" u Hissettirmeli"
Ergenlik döneminde kimlik arayışı ve duygusal karmaşanın yoğunlaştığını belirten Psikolojik Danışman Taha Akdağ, ailelerin bu süreçte yargılayıcı ve baskıcı tutumdan uzak durarak gençlere "Seni anlıyorum" duygusunu hissettirmesi gerektiğini vurguladı.
"Bu dönemler çocukların, gençlerin kimlik bunalımının içerisinde oldukları bir dönem. Ergen grubu dediğimiz grup daha ağırlıklı olarak duygusal hareket eden bir grup, Duygusal hareket ediliyor, fakat duyguların da tam olarak ne olduğu bilinmiyor. Çocuk onun karmaşası içerisinde. Bunları adlandıramıyor, tanımlayamıyor. O duygu karmaşasının tam olarak ne içerdiğini bilemiyor. Aynı zamanda bir kimlik arayışında rol modellerini gözden geçiriyor. Bu da çocukta birazcık daha özgürlük hissiyle de beraber asi çocuk dedikleri bir şeye getiriyor durumu. Bu konuda aile biraz daha baskıcı ya da eleştiren ya da yargılayıcı tutumdan ziyade, ergenin söylediği şeyleri, cümleleri, yaşadığı hisleri anlamaya çalışmalı. Aileler o şekilde düşünmeyip gençleri biraz daha anlamaya çalışmalı. Etkin olarak dinleyici rolünde bulunmaları gerekiyor. Otoritenin sınırlarının net olması gerekiyor. Ama aynı zamanda da biraz daha açık olması gerekiyor. Onun birey olduğunu hissettirmeli. Onun sözlerinin de önemli olduğunu, fikirlerinde de duygularında da var olduğunu. Aileler bu dönemde "Seni anlıyorum"u karşıya hissettirmeli."
"Sosyal Medya Zamanla Dikkat ve Odak Problemlerine de Yol Açıyor"
Sosyal medyanın gençleri etkilemesi üzerine de konuşan Psikolojik Danışman Taha Akdağ, sosyal medya kullanımlarının kontrollü olması gerektiğini belirterek açıklamasının devamında şunları söyledi;
"Sosyal medyanın gençleri etkileme meselesi günümüzde çok büyük bir problem. Çünkü sosyal medya gerçekten kopuşun bir mecrası haline gelmiş durumda. İnsanlar genellikle en mutlu olduğu anları ya da o anda en mutluymuş gibi göstermek istedikleri anları paylaşıyor. Kötü, mutsuz ya da güzel görünmeyen şeyleri paylaşmıyor genellikle. Hep bir mükemmel an paylaşımı söz konusu. Bu da gençlerde, çocuklarda, lise, üniversite ve sonrası gruplarda kendisini kıyaslama durumuna sebebiyet veriyor. Kendisini de öyle olması gerekiyormuş gibi hissetmeye başlıyor. Ve bu da genci gerçeklikten birazcık koparıyor. Sosyal medya kullanımı bir duygusal karmaşaya sebebiyet verebiliyor. Çünkü sosyal medya kısa videolar, kısa bilgiler üzerinden ilerliyor. Zamanla dikkat ve odak problemlerine de yol açıyor.30 saniyelik, 20 saniyelik videolara alışılıyor. Belli bir yerden sonra fazlasına tahammül kalmıyor. Günlük yaşamda ise iş, aile ve sorumluluklar gibi daha uzun süreli dikkat gerektiren durumlar oluyor. Bunlara karşı bir tahammül olmuyor. Tahammül olmayınca gerçekleştirme konusunda bir eksiklik ortaya çıkıyor. Gençlerin sosyal medya kullanımında sınır olmalı. Ama sınır koyarken bile takip unutulmamalı. Ailelerin o verdikleri 20 dakikayı iyi kontrol etmeleri gerekiyor."
Kaynak : PERRE
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

