TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal: “Soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz”

Gündem 18.10.2026 - 21:04, Güncelleme: 18.10.2026 - 21:10
 

TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal: “Soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz”

TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal, 16 Ekim Dünya Gıda Günü ve 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü dolayısıyla düzenlenen basın açıklamasında, artan gıda fiyatları, düşen alım gücü, çiftçinin üretim maliyetleri ve tarım alanlarının korunması konularında uyarılarda bulundu. “Üreticinin kazanamadığı, tüketicinin satın alamadığı bir gıda sistemi sürdürülebilir değildir” diyen Koçal, yoksulluğu besleyen değil ortadan kaldıran politikalar istediklerini vurguladı.
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER), Emek ve Demokrasi Mücadelesi bileşenlerinin katılımıyla, 16 Ekim Dünya Gıda Günü ve 17 Ekim Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü kapsamında düzenlediği basın açıklamasında, Türkiye’de derinleşen yoksulluk, gıdaya erişimde yaşanan sorunlar, tarımsal üretimdeki sıkıntılar ve barınma hakkı konularını gündeme taşıdı. Şiirler ve ezgilerle başlayan açıklamada, “Yaşamak istiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz”, “Soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz” ve “Susma, sustukça yeni zamlar gelecek” sloganları atıldı. Basın açıklamasında TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Deniz Kapıkıran konuştu. Açıklamanın metnini ise TÜKODER Bakırköy Şube yöneticisi Feride Gülhan ile Bağcılar yöneticisi Cihan Ilgın okudu. Koçal: “Biz bugünü besleyemiyoruz ki yarını besleyelim” TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal, konuşmasında gıda hakkı ile yoksullukla mücadelenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, tüketicilerin yalnızca temel gıdaya ulaşmakta değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmekte de zorlandığını söyledi. 16 Ekim Dünya Gıda Günü'nün bu yıl öne çıkan “Yenilik yap, yarını besle” temasına değinen Koçal, Türkiye'de milyonlarca insanın bugünkü sofrasını kurmakta zorlandığına dikkat çekerek şöyle konuştu: “Yenilik yapalım ama biz bugünü besleyemiyoruz ki yarını besleyelim. Türkiye'de dünyanın ne kadar gerisinde kaldığımızı burada görmek mümkün.” Tarımda teknolojik gelişmelerin ve yeniliklerin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Koçal, bu gelişmelerin çiftçinin üretimini güçlendirmesi ve tüketicinin sağlıklı, güvenilir ve ekonomik gıdaya erişimini sağlaması gerektiğini ifade etti. Koçal, “Üreticinin kazanamadığı, tüketicinin satın alamadığı bir gıda sistemi sürdürülebilir değildir” diyerek üretimden tüketime uzanan zincirde hem çiftçinin hem de tüketicinin korunması gerektiğini belirtti. “Nakliye maliyetleri de soframızdaki gıdaya zam olarak yansıyor” Gıda fiyatlarının yükselmesinde üretim maliyetlerinin yanı sıra nakliye, enerji, vergiler ve aracılık giderlerinin de etkili olduğunu dile getiren Koçal, akaryakıt fiyatlarındaki artışların zincirleme biçimde tüketiciye yansıdığını söyledi. Akaryakıta gelen zamların yanı sıra vergilerdeki artışların da maliyetleri büyüttüğünü belirten Koçal, otoyol ve köprü geçiş ücretlerindeki artışların nakliye maliyetlerini yükseltebileceğine dikkat çekti. Koçal, bu maliyetlerin sonunda yine tüketicinin sofrasına yüklendiğini belirterek, “Bu maliyet bizim soframıza yansıyor” dedi. Ekonomik kaynakların üretim yerine para üzerinden kazanç sağlamaya yöneltilmesini de eleştiren Koçal, tüketicilerin birikimlerini değerlendirecek koşullara sahip olmaktan önce temel ihtiyaçlarını karşılayabilme mücadelesi verdiğini söyledi. “Paraya para değil, parayı üretime dönüştürün” çağrısında bulunan Koçal, üretimin artırılmadığı ve ekonomik kaynakların üretime yönlendirilmediği bir sistemde ithalata bağımlılığın artacağını, ithal ürünlerin pahalanmasıyla tüketicinin daha da zor durumda kalacağını ifade etti. “28 bin lira maaş alan vatandaş 20-30 bin lira kirayı nasıl ödesin?” Konuşmasında gelirler ile yaşam maliyetleri arasındaki uçuruma dikkat çeken Koçal, asgari ücretle geçinen yurttaşların barınma ve beslenme arasında tercih yapmak zorunda kaldığını söyledi. Koçal, İstanbul'da kiraların 20 bin ile 30 bin lira arasında değiştiğini belirterek, yaklaşık 28 bin lira asgari ücret alan bir kişinin hem kirasını ödemesinin hem de ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamasının güçlüğüne işaret etti. “28 bin lira asgari ücret alan bir vatandaş bugün İstanbul'da 20 ile 30 bin lira arası olan kirayı mı ödesin? Yoksa okula giden çocuğunun çantasına bir poğaça mı alsın?” diye soran Koçal, açlık ve yoksulluk sınırları arasındaki farkın geçim koşullarını ortaya koyduğunu dile getirdi. Koçal, konuşmasında açlık sınırının 40 bin liraya, yoksulluk sınırının ise 130 bin lira düzeyine ulaştığını ifade ederek, yoksulluk sınırı hesaplamalarına kira, elektrik, su ve eğitim giderlerinin de dahil olduğunu belirtti. Pazar yerlerinde akşam saatlerinde yaşananlara da dikkat çeken Koçal, bazı kadınların çocuklarına yemek hazırlayabilmek için atılmak üzere bırakılan çürük meyve ve sebzeleri topladığını söyledi. Bu tablonun yoksulluğun günlük yaşamdaki karşılığını gösterdiğini belirten Koçal, “Sefalete teslim olmayacağız” sözleriyle mücadele çağrısı yaptı. “Güvenli evlerden vazgeçtik, ev bulamıyoruz” 17 Ekim Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü kapsamında gündeme gelen güvenli barınma hakkına da değinen Koçal, Türkiye'de yurttaşların güvenli ve erişilebilir konut bulmakta zorlandığını ifade etti. Güvenli bir evin yalnızca dört duvardan ve bir çatıdan ibaret olmadığını belirten Koçal, konutların depreme ve diğer afetlere dayanıklı olması, sağlıklı koşullar sunması ve temel altyapı hizmetlerine erişim sağlaması gerektiğini vurguladı. Koçal, “Türkiye'de de güvenli evlerden vazgeçtik. Ev bulamıyoruz. Çünkü kira o kadar yüksek ki başımıza yıkılacak binanın bile kirası 30 bin lira olmuş” dedi. Barınma sorununun yalnızca konut fiyatlarıyla sınırlı olmadığını belirten Koçal, insanların afet korkusu yaşamadan, temel hizmetlere erişebildikleri güvenli evlerde yaşayabilmesinin bir hak olduğunu söyledi. “Yoksulluğu besleyen değil, ortadan kaldıran politikalar istiyoruz” Yaşanan afetlerin yalnızca bugünün değil, geçmişten gelen kentleşme ve imar politikalarının da sonucu olduğunu savunan Koçal, dere yataklarının yapılaşmaya açılması, derelerin betonlaştırılması ve üzerlerinin kapatılması gibi uygulamalara dikkat çekti. Bu sorunların uzun yıllara yayılan politik tercihlerle bağlantılı olduğunu belirten Koçal, kentleşme ve çevre politikalarının doğru belirlenmesi gerektiğini dile getirdi. Koçal, yoksullukla mücadelenin yalnızca sosyal yardım dağıtmakla sınırlı tutulmasına karşı çıkarak, yoksulluğun ortaya çıkmasına neden olan koşulları ortadan kaldıracak politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu politikaların Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde güçlü biçimde savunulmasını isteyen Koçal, milletvekillerine de çağrıda bulundu. “Biz yoksulluğa bağış ya da yoksulluğu besleyen politikalar istemiyoruz. Yoksulluğu ortadan kaldıracak politikalar istiyoruz” diyen Koçal, yurttaşların insanca yaşam koşullarına kavuşabilmesi için siyasi iradenin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı. “Tüketicinin haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz” Koçal, konuşmasında basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Televizyon kanallarına kayyum atanması yoluyla yayınların ve haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasına tepki gösteren Koçal, tüketicinin evrensel haklarından birinin bilgi edinme hakkı olduğunu hatırlattı. Herhangi bir kişi ya da şirket hakkında suç iddiası bulunması durumunda bağımsız yargının devreye girmesi gerektiğini ifade eden Koçal, soruşturma ve yargılama süreçlerinin basının sesini kısmak için gerekçe oluşturamayacağını savundu. Koçal, “Tüketicinin haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz” diyerek halkın haber alma hakkının demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu dile getirdi. “Toprağımızı, yaylalarımızı ve meralarımızı korumalıyız” Gıda hakkının yalnızca marketlerdeki fiyatlarla değerlendirilemeyeceğini belirten Koçal, tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için verimli toprakların, meraların ve yaylaların korunması gerektiğini söyledi. Tarım alanlarının ve doğal kaynakların madencilik faaliyetleri ile diğer amaç dışı kullanımlara açılmasının üretim kapasitesini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Koçal, üretim alanlarının kaybedilmesi durumunda Türkiye'nin ithalata daha fazla bağımlı hale gelebileceğini ifade etti. Koçal, “Ama siz bugün meralarımızı, yaylalarımızı, verimli topraklarımızı, tarım alanlarını maden şirketlerine peşkeş çekerseniz nerede tarım yapacaksınız, nerede o hayvanları otlatacaksınız?” diye sordu. İthal et ve buğdaya bağımlı kalınmasının yerli üretimin zayıflamasıyla bağlantılı olduğunu belirten Koçal, Türkiye'nin kendi üretim gücünü koruması gerektiğini vurguladı. “Özümüze, öz gücümüze güveneceğiz. Toprağımıza güveneceğiz. Toprağımıza sahip çıkacağız” diyen Koçal, tüketicilerin cebinden eksilenin ve sofralarından alınanın hesabını sormaya devam edeceklerini söyledi. Taklit ve tağşiş ürünlerin de tüketici sağlığını tehdit ettiğini belirten Koçal, bu ürünleri piyasaya sürenlere karşı etkili mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Ziraat Mühendisleri Odası: “Gıda haktır, açlık kader değildir” TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Deniz Kapıkıran da konuşmasında, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin üretim sürecinden başladığını vurguladı. Gıdanın market raflarında değil, toprakta başladığını, suyla büyüdüğünü ve çiftçinin emeğiyle üretildiğini belirten Kapıkıran, doğru tarım politikalarının bu sürecin temelini oluşturduğunu söyledi. Türkiye'de artan üretim maliyetleri nedeniyle geçimini sağlamakta zorlanan çiftçiler ile temel gıda ürünlerini satın almakta güçlük çeken tüketicilerin aynı sistemin iki ayrı tarafında mağduriyet yaşadığını belirten Kapıkıran, üreticinin kazanamadığı ve tüketicinin ürüne ulaşamadığı bir düzenin kabul edilemeyeceğini ifade etti. Kapıkıran, tarım topraklarının yapılaşma baskısı altında olduğunu, su kaynaklarının tehdit edildiğini ve iklim değişikliğinin tarımsal üretimi zorlaştırdığını dile getirdi. Tarımsal üretimde kullanılan gübre ve bitki koruma ürünlerinin bilimsel esaslara uygun kullanılmasının önemine dikkat çeken Kapıkıran, bilinçsiz uygulamalar ve yetersiz denetimlerin toprak ve su kaynaklarının kirlenmesine, gıdalarda insan sağlığını tehdit edebilecek kalıntıların oluşmasına neden olabileceğini söyledi. Üretim girdilerinde dışa bağımlılığın çiftçinin maliyetlerini artırdığını da belirten Kapıkıran, bilimsel üretim yöntemlerinin, ziraat mühendislerinin teknik rehberliğinin ve etkin kamusal denetimin önemini vurguladı. Tarım topraklarını ve su kaynaklarını koruyan, çiftçiyi üretimde tutan, kooperatifçiliği güçlendiren ve kamu yararını esas alan politikalar talep eden Kapıkıran, gıda egemenliğinin önemine işaret etti. Gıda egemenliğini halkların kendi tarım ve gıda sistemleri üzerinde söz ve karar sahibi olması olarak tanımlayan Kapıkıran, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı ve tüketicinin sağlıklı gıdaya eşit biçimde erişebildiği bir sistemin kurulması gerektiğini belirterek, “Gıda haktır, açlık kader değildir” dedi. TÜKODER'den dokuz maddelik talep TÜKODER adına okunan basın açıklamasında ise artan yoksulluk, gıda fiyatları ve üretim maliyetlerine karşı dokuz başlık altında çözüm önerileri sıralandı. Açıklamada öne çıkan talepler şöyle: 1- Ücretler ve emekli aylıkları: Asgari ücret ve emekli aylıklarının temel ihtiyaçları karşılayabilecek, insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeye yükseltilmesi. 2- Temel gıdaya erişim: Sağlıklı ve temel gıda ürünlerine erişimi kolaylaştıracak vergi, üretim ve sosyal destek politikalarının hayata geçirilmesi. 3- Çocukların beslenmesi: Devlet okullarında ücretsiz, sağlıklı ve besleyici bir öğün yemek ile temiz içme suyu sağlanması. 4- Çiftçinin desteklenmesi: Mazot, gübre, tohum, yem, enerji ve sulama maliyetlerinin düşürülmesi; tarımsal üretim ve kooperatifçiliğin desteklenmesi. 5- Tarım alanlarının korunması: Verimli tarım arazilerinin, meraların, ormanların ve su kaynaklarının korunması. 6-Gıda fiyatlarının denetlenmesi: Tedarik zincirindeki fiyat oluşumunun şeffaflaştırılması, haksız fiyat uygulamalarıyla mücadele edilmesi ve üretici-tüketici kooperatiflerinin desteklenmesi. 7- Gıda güvenliği: Taklit ve tağşiş ürünlere yönelik denetimlerin artırılması, laboratuvar kapasitesinin güçlendirilmesi ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması. 8- Yoksullukla mücadele: Sosyal yardımların yanı sıra adil gelir dağılımı, güvenceli istihdam, erişilebilir barınma, ücretsiz ve nitelikli eğitim ile sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi. 9- Karar süreçlerine katılım: Tüketici ve çiftçi örgütlerinin, meslek odalarının, sendikaların ve bilim insanlarının gıda politikalarının belirlenmesine katılması. Açıklamada, sağlıklı ve yeterli beslenmenin ekonomik gücü olanların ayrıcalığı değil, herkesin temel hakkı olduğu vurgulandı. Yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği olarak ele alınamayacağı belirtilerek, çocukların beslenme koşullarından güvenli barınmaya, çiftçinin üretim olanaklarından tüketicinin bilgi edinme hakkına kadar uzanan geniş bir alanda çözüm üretilmesi istendi. TÜKODER, açıklamasını şu mesajlarla tamamladı: “Toprağımızı ranta, soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz! Üretenin emeğini, tüketenin hakkını savunacağız! Sağlıklı gıda haktır, ayrıcalık değildir! Açlığa, yoksulluğa ve gıda güvencesizliğine karşı mücadelemizi büyüteceğiz!”
TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal, 16 Ekim Dünya Gıda Günü ve 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü dolayısıyla düzenlenen basın açıklamasında, artan gıda fiyatları, düşen alım gücü, çiftçinin üretim maliyetleri ve tarım alanlarının korunması konularında uyarılarda bulundu. “Üreticinin kazanamadığı, tüketicinin satın alamadığı bir gıda sistemi sürdürülebilir değildir” diyen Koçal, yoksulluğu besleyen değil ortadan kaldıran politikalar istediklerini vurguladı.

Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER), Emek ve Demokrasi Mücadelesi bileşenlerinin katılımıyla, 16 Ekim Dünya Gıda Günü ve 17 Ekim Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü kapsamında düzenlediği basın açıklamasında, Türkiye’de derinleşen yoksulluk, gıdaya erişimde yaşanan sorunlar, tarımsal üretimdeki sıkıntılar ve barınma hakkı konularını gündeme taşıdı.

Şiirler ve ezgilerle başlayan açıklamada, “Yaşamak istiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz”, “Soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz” ve “Susma, sustukça yeni zamlar gelecek” sloganları atıldı. Basın açıklamasında TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Deniz Kapıkıran konuştu. Açıklamanın metnini ise TÜKODER Bakırköy Şube yöneticisi Feride Gülhan ile Bağcılar yöneticisi Cihan Ilgın okudu.

Koçal: “Biz bugünü besleyemiyoruz ki yarını besleyelim”

TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal, konuşmasında gıda hakkı ile yoksullukla mücadelenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, tüketicilerin yalnızca temel gıdaya ulaşmakta değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmekte de zorlandığını söyledi.

16 Ekim Dünya Gıda Günü'nün bu yıl öne çıkan “Yenilik yap, yarını besle” temasına değinen Koçal, Türkiye'de milyonlarca insanın bugünkü sofrasını kurmakta zorlandığına dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Yenilik yapalım ama biz bugünü besleyemiyoruz ki yarını besleyelim. Türkiye'de dünyanın ne kadar gerisinde kaldığımızı burada görmek mümkün.”

Tarımda teknolojik gelişmelerin ve yeniliklerin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Koçal, bu gelişmelerin çiftçinin üretimini güçlendirmesi ve tüketicinin sağlıklı, güvenilir ve ekonomik gıdaya erişimini sağlaması gerektiğini ifade etti.

Koçal, “Üreticinin kazanamadığı, tüketicinin satın alamadığı bir gıda sistemi sürdürülebilir değildir” diyerek üretimden tüketime uzanan zincirde hem çiftçinin hem de tüketicinin korunması gerektiğini belirtti.

“Nakliye maliyetleri de soframızdaki gıdaya zam olarak yansıyor”

Gıda fiyatlarının yükselmesinde üretim maliyetlerinin yanı sıra nakliye, enerji, vergiler ve aracılık giderlerinin de etkili olduğunu dile getiren Koçal, akaryakıt fiyatlarındaki artışların zincirleme biçimde tüketiciye yansıdığını söyledi.

Akaryakıta gelen zamların yanı sıra vergilerdeki artışların da maliyetleri büyüttüğünü belirten Koçal, otoyol ve köprü geçiş ücretlerindeki artışların nakliye maliyetlerini yükseltebileceğine dikkat çekti.

Koçal, bu maliyetlerin sonunda yine tüketicinin sofrasına yüklendiğini belirterek, “Bu maliyet bizim soframıza yansıyor” dedi.

Ekonomik kaynakların üretim yerine para üzerinden kazanç sağlamaya yöneltilmesini de eleştiren Koçal, tüketicilerin birikimlerini değerlendirecek koşullara sahip olmaktan önce temel ihtiyaçlarını karşılayabilme mücadelesi verdiğini söyledi.

“Paraya para değil, parayı üretime dönüştürün” çağrısında bulunan Koçal, üretimin artırılmadığı ve ekonomik kaynakların üretime yönlendirilmediği bir sistemde ithalata bağımlılığın artacağını, ithal ürünlerin pahalanmasıyla tüketicinin daha da zor durumda kalacağını ifade etti.

“28 bin lira maaş alan vatandaş 20-30 bin lira kirayı nasıl ödesin?”

Konuşmasında gelirler ile yaşam maliyetleri arasındaki uçuruma dikkat çeken Koçal, asgari ücretle geçinen yurttaşların barınma ve beslenme arasında tercih yapmak zorunda kaldığını söyledi.

Koçal, İstanbul'da kiraların 20 bin ile 30 bin lira arasında değiştiğini belirterek, yaklaşık 28 bin lira asgari ücret alan bir kişinin hem kirasını ödemesinin hem de ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamasının güçlüğüne işaret etti.

“28 bin lira asgari ücret alan bir vatandaş bugün İstanbul'da 20 ile 30 bin lira arası olan kirayı mı ödesin? Yoksa okula giden çocuğunun çantasına bir poğaça mı alsın?” diye soran Koçal, açlık ve yoksulluk sınırları arasındaki farkın geçim koşullarını ortaya koyduğunu dile getirdi.

Koçal, konuşmasında açlık sınırının 40 bin liraya, yoksulluk sınırının ise 130 bin lira düzeyine ulaştığını ifade ederek, yoksulluk sınırı hesaplamalarına kira, elektrik, su ve eğitim giderlerinin de dahil olduğunu belirtti.

Pazar yerlerinde akşam saatlerinde yaşananlara da dikkat çeken Koçal, bazı kadınların çocuklarına yemek hazırlayabilmek için atılmak üzere bırakılan çürük meyve ve sebzeleri topladığını söyledi.

Bu tablonun yoksulluğun günlük yaşamdaki karşılığını gösterdiğini belirten Koçal, “Sefalete teslim olmayacağız” sözleriyle mücadele çağrısı yaptı.

“Güvenli evlerden vazgeçtik, ev bulamıyoruz”

17 Ekim Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü kapsamında gündeme gelen güvenli barınma hakkına da değinen Koçal, Türkiye'de yurttaşların güvenli ve erişilebilir konut bulmakta zorlandığını ifade etti.

Güvenli bir evin yalnızca dört duvardan ve bir çatıdan ibaret olmadığını belirten Koçal, konutların depreme ve diğer afetlere dayanıklı olması, sağlıklı koşullar sunması ve temel altyapı hizmetlerine erişim sağlaması gerektiğini vurguladı.

Koçal, “Türkiye'de de güvenli evlerden vazgeçtik. Ev bulamıyoruz. Çünkü kira o kadar yüksek ki başımıza yıkılacak binanın bile kirası 30 bin lira olmuş” dedi.

Barınma sorununun yalnızca konut fiyatlarıyla sınırlı olmadığını belirten Koçal, insanların afet korkusu yaşamadan, temel hizmetlere erişebildikleri güvenli evlerde yaşayabilmesinin bir hak olduğunu söyledi.

“Yoksulluğu besleyen değil, ortadan kaldıran politikalar istiyoruz”

Yaşanan afetlerin yalnızca bugünün değil, geçmişten gelen kentleşme ve imar politikalarının da sonucu olduğunu savunan Koçal, dere yataklarının yapılaşmaya açılması, derelerin betonlaştırılması ve üzerlerinin kapatılması gibi uygulamalara dikkat çekti.

Bu sorunların uzun yıllara yayılan politik tercihlerle bağlantılı olduğunu belirten Koçal, kentleşme ve çevre politikalarının doğru belirlenmesi gerektiğini dile getirdi.

Koçal, yoksullukla mücadelenin yalnızca sosyal yardım dağıtmakla sınırlı tutulmasına karşı çıkarak, yoksulluğun ortaya çıkmasına neden olan koşulları ortadan kaldıracak politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu politikaların Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde güçlü biçimde savunulmasını isteyen Koçal, milletvekillerine de çağrıda bulundu.

“Biz yoksulluğa bağış ya da yoksulluğu besleyen politikalar istemiyoruz. Yoksulluğu ortadan kaldıracak politikalar istiyoruz” diyen Koçal, yurttaşların insanca yaşam koşullarına kavuşabilmesi için siyasi iradenin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Tüketicinin haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz”

Koçal, konuşmasında basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Televizyon kanallarına kayyum atanması yoluyla yayınların ve haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasına tepki gösteren Koçal, tüketicinin evrensel haklarından birinin bilgi edinme hakkı olduğunu hatırlattı.

Herhangi bir kişi ya da şirket hakkında suç iddiası bulunması durumunda bağımsız yargının devreye girmesi gerektiğini ifade eden Koçal, soruşturma ve yargılama süreçlerinin basının sesini kısmak için gerekçe oluşturamayacağını savundu.

Koçal, “Tüketicinin haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz” diyerek halkın haber alma hakkının demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.

“Toprağımızı, yaylalarımızı ve meralarımızı korumalıyız”

Gıda hakkının yalnızca marketlerdeki fiyatlarla değerlendirilemeyeceğini belirten Koçal, tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için verimli toprakların, meraların ve yaylaların korunması gerektiğini söyledi.

Tarım alanlarının ve doğal kaynakların madencilik faaliyetleri ile diğer amaç dışı kullanımlara açılmasının üretim kapasitesini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Koçal, üretim alanlarının kaybedilmesi durumunda Türkiye'nin ithalata daha fazla bağımlı hale gelebileceğini ifade etti.

Koçal, “Ama siz bugün meralarımızı, yaylalarımızı, verimli topraklarımızı, tarım alanlarını maden şirketlerine peşkeş çekerseniz nerede tarım yapacaksınız, nerede o hayvanları otlatacaksınız?” diye sordu.

İthal et ve buğdaya bağımlı kalınmasının yerli üretimin zayıflamasıyla bağlantılı olduğunu belirten Koçal, Türkiye'nin kendi üretim gücünü koruması gerektiğini vurguladı.

“Özümüze, öz gücümüze güveneceğiz. Toprağımıza güveneceğiz. Toprağımıza sahip çıkacağız” diyen Koçal, tüketicilerin cebinden eksilenin ve sofralarından alınanın hesabını sormaya devam edeceklerini söyledi.

Taklit ve tağşiş ürünlerin de tüketici sağlığını tehdit ettiğini belirten Koçal, bu ürünleri piyasaya sürenlere karşı etkili mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Ziraat Mühendisleri Odası: “Gıda haktır, açlık kader değildir”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Deniz Kapıkıran da konuşmasında, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin üretim sürecinden başladığını vurguladı.

Gıdanın market raflarında değil, toprakta başladığını, suyla büyüdüğünü ve çiftçinin emeğiyle üretildiğini belirten Kapıkıran, doğru tarım politikalarının bu sürecin temelini oluşturduğunu söyledi.

Türkiye'de artan üretim maliyetleri nedeniyle geçimini sağlamakta zorlanan çiftçiler ile temel gıda ürünlerini satın almakta güçlük çeken tüketicilerin aynı sistemin iki ayrı tarafında mağduriyet yaşadığını belirten Kapıkıran, üreticinin kazanamadığı ve tüketicinin ürüne ulaşamadığı bir düzenin kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Kapıkıran, tarım topraklarının yapılaşma baskısı altında olduğunu, su kaynaklarının tehdit edildiğini ve iklim değişikliğinin tarımsal üretimi zorlaştırdığını dile getirdi.

Tarımsal üretimde kullanılan gübre ve bitki koruma ürünlerinin bilimsel esaslara uygun kullanılmasının önemine dikkat çeken Kapıkıran, bilinçsiz uygulamalar ve yetersiz denetimlerin toprak ve su kaynaklarının kirlenmesine, gıdalarda insan sağlığını tehdit edebilecek kalıntıların oluşmasına neden olabileceğini söyledi.

Üretim girdilerinde dışa bağımlılığın çiftçinin maliyetlerini artırdığını da belirten Kapıkıran, bilimsel üretim yöntemlerinin, ziraat mühendislerinin teknik rehberliğinin ve etkin kamusal denetimin önemini vurguladı.

Tarım topraklarını ve su kaynaklarını koruyan, çiftçiyi üretimde tutan, kooperatifçiliği güçlendiren ve kamu yararını esas alan politikalar talep eden Kapıkıran, gıda egemenliğinin önemine işaret etti.

Gıda egemenliğini halkların kendi tarım ve gıda sistemleri üzerinde söz ve karar sahibi olması olarak tanımlayan Kapıkıran, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı ve tüketicinin sağlıklı gıdaya eşit biçimde erişebildiği bir sistemin kurulması gerektiğini belirterek, “Gıda haktır, açlık kader değildir” dedi.

TÜKODER'den dokuz maddelik talep

TÜKODER adına okunan basın açıklamasında ise artan yoksulluk, gıda fiyatları ve üretim maliyetlerine karşı dokuz başlık altında çözüm önerileri sıralandı.

Açıklamada öne çıkan talepler şöyle:

1- Ücretler ve emekli aylıkları: Asgari ücret ve emekli aylıklarının temel ihtiyaçları karşılayabilecek, insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeye yükseltilmesi.

2- Temel gıdaya erişim: Sağlıklı ve temel gıda ürünlerine erişimi kolaylaştıracak vergi, üretim ve sosyal destek politikalarının hayata geçirilmesi.

3- Çocukların beslenmesi: Devlet okullarında ücretsiz, sağlıklı ve besleyici bir öğün yemek ile temiz içme suyu sağlanması.

4- Çiftçinin desteklenmesi: Mazot, gübre, tohum, yem, enerji ve sulama maliyetlerinin düşürülmesi; tarımsal üretim ve kooperatifçiliğin desteklenmesi.

5- Tarım alanlarının korunması: Verimli tarım arazilerinin, meraların, ormanların ve su kaynaklarının korunması.

6-Gıda fiyatlarının denetlenmesi: Tedarik zincirindeki fiyat oluşumunun şeffaflaştırılması, haksız fiyat uygulamalarıyla mücadele edilmesi ve üretici-tüketici kooperatiflerinin desteklenmesi.

7- Gıda güvenliği: Taklit ve tağşiş ürünlere yönelik denetimlerin artırılması, laboratuvar kapasitesinin güçlendirilmesi ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması.

8- Yoksullukla mücadele: Sosyal yardımların yanı sıra adil gelir dağılımı, güvenceli istihdam, erişilebilir barınma, ücretsiz ve nitelikli eğitim ile sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi.

9- Karar süreçlerine katılım: Tüketici ve çiftçi örgütlerinin, meslek odalarının, sendikaların ve bilim insanlarının gıda politikalarının belirlenmesine katılması.

Açıklamada, sağlıklı ve yeterli beslenmenin ekonomik gücü olanların ayrıcalığı değil, herkesin temel hakkı olduğu vurgulandı. Yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği olarak ele alınamayacağı belirtilerek, çocukların beslenme koşullarından güvenli barınmaya, çiftçinin üretim olanaklarından tüketicinin bilgi edinme hakkına kadar uzanan geniş bir alanda çözüm üretilmesi istendi.

TÜKODER, açıklamasını şu mesajlarla tamamladı:

“Toprağımızı ranta, soframızı açlığa teslim etmeyeceğiz! Üretenin emeğini, tüketenin hakkını savunacağız! Sağlıklı gıda haktır, ayrıcalık değildir! Açlığa, yoksulluğa ve gıda güvencesizliğine karşı mücadelemizi büyüteceğiz!”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.