100 Yılın Ardından: Medeni Kanun’un Işığında Bir Hukuk Mirası E. Hakim İzzet Doğan’dan hukuk devriminin 100. yılına çağrı
100 Yılın Ardından: Medeni Kanun’un Işığında Bir Hukuk Mirası E. Hakim İzzet Doğan’dan hukuk devriminin 100. yılına çağrı
Cumhuriyetin temellerini taşıyan büyük hukuk devriminin sembol yasası olan Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin 100. yılına yaklaşırken, Çevre Dostları Derneği’nin gönüllü hukuk danışmanı E. Hakim İzzet Doğan, yazılı bir açıklama yaparak hem geçmişi hatırlattı hem de geleceğe yönelik sorumluluk çağrısında bulundu.
Doğan, “Cumhuriyetin bu anıt yasasının 100. yılını, hukuk devriminin değerlerini hatırlatan bir Medeni Hukuk Şölenine dönüştürmeye davet ediyorum. Bu büyük hukuk mirasını gelecek kuşaklara taşıma sorumluluğunu hep birlikte üstlenmeliyiz.” diyerek yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı.
Cumhuriyetimizin aydınlanma devrimlerinin en önemli kazanımlarından biri olan Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Bu nedenle 2026 yılı, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girişinin 100. yılıdır. Bu tarih, yalnızca bir yasanın kabulü değil; çağdaş, laik ve eşitlikçi bir toplum düzenine geçişin simgesidir.
Türk Medeni Kanunu, hukuk devriminin ve Cumhuriyetin temel taşlarından biri olup, Cumhuriyet yasaları denildiğinde akla gelen ilk ve en köklü düzenlemelerden biridir. Cumhuriyetin ilanından sonra laik esaslara dayalı yeni bir hukuk düzeni kurma iradesiyle kapsamlı bir reform süreci başlatılmış; bu çerçevede İsviçre Medeni Kanunu örnek alınmış, ardından Borçlar Kanunu kabul edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu 2002 yılında kabul edilen gerekçesinden çıkarılan fakat 1926 tarihli kanuni Medenin Genel Gerekçesinde hukuk kurallarının dini kurallara göre düzenlenemeyeceği şöyle açıklanıyordu;
“...insanlık yaşamı, her gün hatta her an esaslı değişikliklerle karşı karşıyadır. Bu değişiklikleri, yürüyüşü değişmez kurallar çevresinde saptamak ve dondurmak mümkün değildir. Kanunları dine dayalı olan devletler kısa bir zaman sonra ülkenin ve ulusun ihtiyaç ve isteklerini karşılayamazlar. Çünkü dinler değişmez hükümler belirtirler. Yaşam yürür; ihtiyaçlar hızla değişir ...Değişmemek dinler için bir zorunluluktur. Bu bakımdan dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması günümüz uygarlığının esaslarından .. birisidir. ....”
Kadınların evlenme, boşanma, miras ve tanıklık gibi temel alanlarda eşit haklara sahip olmaması, modern hukuk devletinin gerekleriyle örtüşmemiştir. Türk Medeni Kanunu, bu alanda köklü bir dönüşüm sağlayarak tek eşliliği esas almış, boşanmayı yargı kararına bağlamış, resmî nikâhı zorunlu kılmış ve mirasta kadın-erkek eşitliğini güvence altına almıştır.
Kadınlar,evlenme, boşanma, mal varlığı, miras gibi özel yaşamlarına ilişkin haklar açısından erkeklerle eşit haklara sahip olmuşlardır.
Medeni Kanun ile erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi yerine tek eşlilik, erkeğin “boş ol” demesi ile sonuçlanan boşanma yerine, kadının veya erkeğin kanunda belirtilen nedenlere dayanarak boşanma davası açabilmesi ve mahkeme kararı ile boşanma, “Evlenme yaşı” belirlenmesi , erkek çocuğun tam pay, kız çocuğun yarı pay alması yerine kız ve erkek çocukların mirastan eşit pay almaları kabul edilmiştir.
Zaman içinde toplumsal ihtiyaçların değişmesi nedeniyle, Türk Medeni Kanunu 2002 yılında, Türk Borçlar Kanunu ise 2012 yılında yenilenmiştir. Bu düzenlemeler yapılırken, çağdaş hukuk gelişmeleri ve Avrupa Birliği uyum süreci gözetilmiş; ancak her iki kanunun da kurucu felsefesine ve laik, eşitlikçi özüne sadık kalınmıştır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

