Siyasetin, bürokrasinin ve iş dünyasının yozlaşmış çarkları arasında nefes almaya çalışırken John Lennon’ın o ölümsüz hülyasına sığınmak kadar insani bir şey yok. Imagine, sadece müziğin değil, temiz bir vicdanın ve daha adil bir dünyanın marşıdır.
İstanbul Hukuk’un o yüksek tavanlı amfilerinde otururken, hukukun kuru ve soğuk maddeleri arasından sıyrılıp Erdoğan Alkin Hocayı dinlemek her zaman ayrı bir nefes alanıydı. Amfiye girdiğinde sadece ders anlatmaz; dünyayı, küresel piyasaları ve güncel ekonomiyi öyle canlı, vizyoner bir dille önümüze sererdi ki, “İşte” derdik, “çağdaş düşünce ve rasyonellik bu.” Hukuk fakültesinde bize iktisadı sevdiren, dünyayı okuma kılavuzu sunan nadir isimlerdendi.
Fakat gelin görün ki, hafızası akvaryum balığından hallice olan bu coğrafyada hayatın ironisi, ders kitaplarındaki en karmaşık teorilerden bile daha sarsıcı yazılıyor.
John Lennon, yarım asır önce dünyayı sarsan o zarif bestesinde bize basit ama derin bir çağrıda bulunuyordu: “Hayal et...” Cennetin olmadığı, ülkelerin, sınırların ve uğruna öldürülecek ya da ölünecek ideolojilerin olmadığı bir dünya.
Lennon bugün yaşasaydı ve “AHBAP”, “Tera” ve “Pusula” adlarıyla gündeme bomba gibi düşen son operasyon dosyalarını inceleseydi, acaba şarkısına hangi mısraları eklerdi? Ya da amfide bize rasyonel aktör teorilerini, kaynakların doğru tahsisini anlatan Erdoğan Hocamız, kendi evlatlarının da adının geçtiği bu kirli ilişkiler yumağını görseydi iktisadın hangi kuralıyla açıklardı bunu?
Geçmişte "Aynı Tiyatro, Farklı Dekor" derken Deniz Feneri’nden AHBAP’a uzanan o muazzam "enayi avlama" mekanizmasının milim şaşmadan tıkır tıkır işlediğini vurgulamıştık. Dün TCK m. 155/2 “Güveni Kötüye Kullanma” kılıfıyla zaman aşımının şefkatli kollarına teslim edilenler vardı; bugün ise önümüzde doğrudan planlı hileli düzenlerle, TCK m. 158 “Nitelikli Dolandırıcılık” dosyaları uçuşuyor. Hani derler ya, “Teori ile pratik arasındaki fark, teoride fark olmamasıdır; ama pratikte vardır.” Biz amfilerde idealist hukukçular ve dürüst iktisat okuryazarları olarak yetişme hayali kurarken, meğer memleketin bazı köşelerinde "sermaye birikimi" ve kaynak yönetimi çok daha kurnazca yürütülüyormuş!
Manşetlere yansıyan bu operasyon isimleri, aslında tek bir yozlaşma gerçeğinin farklı sahne kostümlerinden ibaret:
“AHBAP”, liyakatin yerini alan o tanıdık ve karanlık ağları; kamu imkanlarının veya toplumun "iyilik" hislerinin harcanıp, arka kapı diplomasisiyle “bizim çocuklara” ve yasal/yasa dışı bahis masalarına nasıl taksim edildiğini hatırlatıyor.
“Tera”, milyarlarca liralık kayıtdışı güçlerin, kaynağı belirsiz servetlerin ve ahlaksız ticaretin devasa boyutunu gözler önüne seriyor.
“Pusula” ise en acı olanı simgeliyor: Doğruyu ve adalet yönünü göstermesi gereken bürokrasinin ve denetim organlarının nasıl şaştığını, nasıl kuzeyi değil de çıkarı gösterir hale geldiğini...
İşin en trajikomik tarafı da bu zaten: Ava gitmek isterken daha kurnazına çarpılıp avlanan piyasa taktikçileri, bugün adliye kapılarında "saf hayırsever" rolü oynuyor. İktisat dersinde "fırsat maliyeti" diye bir kavram öğrenmiştik. Hayatın bize öğrettiği en pahalı fırsat maliyeti de bu olsa gerek: Doğru ilkelerle ve büyük saygı duyduğumuz hocaların rahlesinde yetişip, yanlış pratiklerin, sahte mesihlerin ve evlatların adliye koridorlarına düşen manşetlerini izlemek.
Lennon şarkısında şöyle diyordu: “Benim bir hayalperest olduğumu söyleyebilirsin, ama tek değilim.”
Siyasetçinin ahlaklı, iş insanının dürüst, bürokratın ve derneklerin sadece hukuka bağlı olduğu, "şarkı söyleyen kurtarıcılara" ihtiyaç duyulmayan bir düzeni talep etmek bir "hayalperestlik" midir? Eğer öyleyse, biz bu hayale sonuna kadar ortak olmaya razıyız.
Çünkü bir ülkenin çöküşü parasızlıkla değil, ahlaksızlığın kanıksanmasıyla başlar. "Pusula"sı şaşmış bir sistemde yolumuzu bulmamız mümkün değildir. Operasyonlar yapılıp dosyalar kapansa da asıl operasyon zihniyetlerimizde gerçekleşmelidir.
Gelin Lennon’a bir kez daha kulak verelim: Hayal etmesi bile ne kadar güzel, değil mi?