Taner Kazanoğlu
Köşe Yazarı
Taner Kazanoğlu
 

Sesini Kaybeden Toplum ve "Unutulmayacak" Sessizlik

Televizyon ekranlarında, köşe yazılarında ve siyaset koridorlarında ezberlenmiş bir laf dolanıyor: "Zaman geçer, unutulur." İster kitlesel bir dolandırıcılık olsun ister ucu nereye dayanırsa dayansın devasa bir skandal; kamuoyunu yatıştırmak ya da vicdanları halının altına süpürmek isteyenlerin sığındığı ilk liman bu oluyor. Oysa hayatın ve sosyolojinin gerçekliği, masa başında üretilen bu temennilerden çok farklı akar. Geçenlerde bir sohbet ortamında cezaevinde görev yapan bir infaz koruma memuru kardeşimizle konuşuyorduk. Yüzündeki o çaresiz ifadeyi ve sesindeki kırılmayı unutmam mümkün değil. "Abi" dedi, "evimi satmıştım, tam 6 milyon lira. Şimdi eşim beni boşanmakla tehdit ediyor. Çocuk olmasa çoktan bitirmişti." Bir başka gün bina çıkışında komşuma rastladım. Yılların emeğiyle 60 yaşında emekli olma hayali kurarken, "Artık hedefi 72 yaşa uzattım abi," diyor, "çünkü fona ciddi bir para kaptırdım." Şimdi bir bakın tabloya... Bir tarafta ömrünü çalışarak geçirmiş, dişinden tırnağından artırdığı birikimini, evini bir gecede kaybeden, aile bütünlüğü sarsılan insanlar... Diğer tarafta ise 163 milyon lira yatırıp sadece 6 ayda 2,2 milyar lirayı kasasına koyan eski bakanlar... Önceden haber alıp (insider trading) T+0 virmanlarıyla parayı anında buharlaştıranlar ve en nihayetinde kelepçelenip cezaevine gönderilen Fatma Betül Sayan Kaya örnekleri... Her altı ayda bir milyonluk lüks araçlar alan, bu çarkın üzerinde sefahat süren bir azınlık. İşin daha da vahim tarafı, devletin en üst kademelerinde görev yapmış isimlerin bu kirli tablonun tam göbeğinde anılması. Peki, bu hikaye gerçekten unutulur mu? Bakıyorsunuz, medya ve siyaset kurumu gerçeğin üzerini örtmek için adeta bir iş bölümü yapmış durumda. Bir yanda bir milletvekilinin korumasıyla yaşadığı magazinel skandallar, sızdırılan ifadeler ve yapay tartışmalarla gündem saptırılıyor. Diğer yanda ise muhalefetin sığlığı ve basiretsizliği devreye giriyor. Bir siyasetçi çıkıyor, en basit bir soyadı ve isim kontrolünü dahi yapmadan ekran karşısında iddialar savuruyor; sonra da muhatabına "Ben mağdur oldum" diyerek savcılığa koşma imkanı sunuyor. Ancak siyasilerin bu acemi atışmaları ve medyada yaratılan magazinel sis perdesi belki cebinden para çıkmamış geniş kitlelerin anlık ilgisini çekebilir; fakat evinde yangın olan, çaresizlikle baş başa kalan vatandaş için bu tiyatroların hiçbir karşılığı yoktur. Bugün sokakta gürültülü bir protesto ya da örgütlü bir hak arama mücadelesi görülmeyebilir. İnsanlar utançtan, kandırılmış olmanın verdiği özgüven kaybından ve en çok da "korkudan" ses çıkaramıyor olabilir. Toplum, son yıllarda yaşadığı ağır travmalarla adeta korkuyu satın aldı; daha silik, daha içine kapanık, kendi kabuğuna çekilmiş bir yapıya büründü. Utanç ile çaresizlik arasına sıkışan vatandaş, derdini bağırarak değil, ancak fısıldayarak anlatıyor. Fakat kimse aldanmasın. Vatandaş hem hayatını karartan bu vurgunları, milyarları cebe indiren bu yapıları hem de karşısındaki bu sığ ve ciddiyetsiz siyaset anlayışını not defterine tek tek kaydediyor. Gürültünün olmaması, yaranın kapandığı anlamına gelmez. On binlerce mağdur, aileleriyle birlikte milyonları bulan devasa bir kitle demektir. Bir insanın yok olan evini, dağılan yuvasını, 72 yaşına ertelemek zorunda kaldığı emeklilik hayalini ve çalınan yarınlarını unutması hayatın olağan akışına aykırıdır. Sessizlik, unutmak değildir; çaresizliğin en ağır halidir. Ve bu ülkede düşünen, sorumluluk hisseden her birimizin görevi, o gürültüsüz sessizliğin içindeki çığlığı tarihe ve vicdanlara not düşmektir.
Ekleme Tarihi: 06 Kasım 2026 -Cuma
Taner Kazanoğlu

Sesini Kaybeden Toplum ve "Unutulmayacak" Sessizlik

Televizyon ekranlarında, köşe yazılarında ve siyaset koridorlarında ezberlenmiş bir laf dolanıyor: "Zaman geçer, unutulur."

İster kitlesel bir dolandırıcılık olsun ister ucu nereye dayanırsa dayansın devasa bir skandal; kamuoyunu yatıştırmak ya da vicdanları halının altına süpürmek isteyenlerin sığındığı ilk liman bu oluyor. Oysa hayatın ve sosyolojinin gerçekliği, masa başında üretilen bu temennilerden çok farklı akar.

Geçenlerde bir sohbet ortamında cezaevinde görev yapan bir infaz koruma memuru kardeşimizle konuşuyorduk. Yüzündeki o çaresiz ifadeyi ve sesindeki kırılmayı unutmam mümkün değil. "Abi" dedi, "evimi satmıştım, tam 6 milyon lira. Şimdi eşim beni boşanmakla tehdit ediyor. Çocuk olmasa çoktan bitirmişti."

Bir başka gün bina çıkışında komşuma rastladım. Yılların emeğiyle 60 yaşında emekli olma hayali kurarken, "Artık hedefi 72 yaşa uzattım abi," diyor, "çünkü fona ciddi bir para kaptırdım."

Şimdi bir bakın tabloya... Bir tarafta ömrünü çalışarak geçirmiş, dişinden tırnağından artırdığı birikimini, evini bir gecede kaybeden, aile bütünlüğü sarsılan insanlar...

Diğer tarafta ise 163 milyon lira yatırıp sadece 6 ayda 2,2 milyar lirayı kasasına koyan eski bakanlar... Önceden haber alıp (insider trading) T+0 virmanlarıyla parayı anında buharlaştıranlar ve en nihayetinde kelepçelenip cezaevine gönderilen Fatma Betül Sayan Kaya örnekleri... Her altı ayda bir milyonluk lüks araçlar alan, bu çarkın üzerinde sefahat süren bir azınlık. İşin daha da vahim tarafı, devletin en üst kademelerinde görev yapmış isimlerin bu kirli tablonun tam göbeğinde anılması.

Peki, bu hikaye gerçekten unutulur mu?

Bakıyorsunuz, medya ve siyaset kurumu gerçeğin üzerini örtmek için adeta bir iş bölümü yapmış durumda. Bir yanda bir milletvekilinin korumasıyla yaşadığı magazinel skandallar, sızdırılan ifadeler ve yapay tartışmalarla gündem saptırılıyor. Diğer yanda ise muhalefetin sığlığı ve basiretsizliği devreye giriyor. Bir siyasetçi çıkıyor, en basit bir soyadı ve isim kontrolünü dahi yapmadan ekran karşısında iddialar savuruyor; sonra da muhatabına "Ben mağdur oldum" diyerek savcılığa koşma imkanı sunuyor.

Ancak siyasilerin bu acemi atışmaları ve medyada yaratılan magazinel sis perdesi belki cebinden para çıkmamış geniş kitlelerin anlık ilgisini çekebilir; fakat evinde yangın olan, çaresizlikle baş başa kalan vatandaş için bu tiyatroların hiçbir karşılığı yoktur.

Bugün sokakta gürültülü bir protesto ya da örgütlü bir hak arama mücadelesi görülmeyebilir. İnsanlar utançtan, kandırılmış olmanın verdiği özgüven kaybından ve en çok da "korkudan" ses çıkaramıyor olabilir. Toplum, son yıllarda yaşadığı ağır travmalarla adeta korkuyu satın aldı; daha silik, daha içine kapanık, kendi kabuğuna çekilmiş bir yapıya büründü. Utanç ile çaresizlik arasına sıkışan vatandaş, derdini bağırarak değil, ancak fısıldayarak anlatıyor.

Fakat kimse aldanmasın. Vatandaş hem hayatını karartan bu vurgunları, milyarları cebe indiren bu yapıları hem de karşısındaki bu sığ ve ciddiyetsiz siyaset anlayışını not defterine tek tek kaydediyor. Gürültünün olmaması, yaranın kapandığı anlamına gelmez. On binlerce mağdur, aileleriyle birlikte milyonları bulan devasa bir kitle demektir. Bir insanın yok olan evini, dağılan yuvasını, 72 yaşına ertelemek zorunda kaldığı emeklilik hayalini ve çalınan yarınlarını unutması hayatın olağan akışına aykırıdır.

Sessizlik, unutmak değildir; çaresizliğin en ağır halidir. Ve bu ülkede düşünen, sorumluluk hisseden her birimizin görevi, o gürültüsüz sessizliğin içindeki çığlığı tarihe ve vicdanlara not düşmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.