Siyaset hiçbir zaman bir meslek, bir geçim kapısı, bir zenginleşme aracı ya da babadan oğula devredilen bir miras olmamalıdır.
Yıllarca hem İstanbul hem de İzmir Büyükşehir Belediye Meclislerinde, Bakırköy ve Buca’da meclis üyeliği yapmış, o kürsülerde halkın ve şehrin hakkını savunmuş bir kardeşiniz, bir hukukçu olarak bugün ekranları, siyasi manzarayı ve kentlerimizde yaşanan felaketleri izlerken derin bir üzüntü ve isyan içerisindeyim.
Etrafımıza bir bakalım: Koltuklara çivi çakmışçasına oturanlar, zamanı geldiğinde bırakmasını bilmeyenler, kendi dönemi bitince koltuğu evladına, yeğenine, akrabasına miras bırakmaya çalışanlar... Aday olamayınca kendi çocuğunu oyuna sokmak için kırk takla atan bir anlayış, bu ülkenin damarlarına nüfuz etmiş durumda. Hem siyasette hem de ülke bürokrasisinde "O onun oğlu, bu bunun akrabası" düzeni devam ediyor.
Sormak istiyorum: Bu kadar mı kıymetli bu koltuklar? Bu kadar mı tatlı bu güç?
Bize yıllarca efsane gibi gelen, vizyonuna ve hizmetlerine saygı duyduğumuz büyüklerimizi bile bu çarkın içinde izlemek insanı yaralıyor. Bakıyorsunuz; Eskişehir’e yıllarca emek vermiş, hepimizin gıpta ile baktığı Sayın Yılmaz Büyükerşen bile son dakika bir dönem daha aday olabilmek için olmayacak mücadelelere giriyor. İzmir’de uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış Sayın Aziz Kocaoğlu, yeni kurulan bir partinin il başkanı adayı olarak yeniden sahneye çıkıyor.
Bu isimler bu kentlere hizmet ettiler, eyvallah... Ama tam da bu noktada durup sormak gerekmiyor mu: Neden hiçbir zaman gençlere güvenmiyoruz? Neden vakti ve zamanı geldiğinde bayrağı arkadan gelen liyakatli kadrolara devretmeyi başaramıyoruz?
Siyasette öyle insan hikayelerine tanık olduk ki; "Gel, senin dönemin bitti ama oğlunu vekil yapalım" teklifine bile "Yok, bir dönem daha ben oturayım, o sonra olsun" diyecek kadar gözü kararmış, kendi evladının dahi önünü kesen hırslar gördük. Sonra ne oldu? O makamlar da bitti, o hırslar da... Geriye skandallar, darmadağın olmuş hayatlar ve bir metrelik bez parçasıyla gidilen musalla taşı kaldı. Peki, değer miydi? Sonunda bir kefenle gideceğimiz bu fani dünyada bu kadar hırs, bu kadar siyasi feodalizm niye?
Bizim hiçbir zaman böyle bir dünyamız olmadı. Biz bu şehirlere, bu ülkeye hizmet edelim diye o meclis kulvarlarına girdik. Ancak bugün izliyorum; siyasetten dolayı inanılmaz bir zenginleşme çarkı dönüyor. Kamu kaynağını yönetme yetkisi alanlar, şehre hizmet etmek yerine kendi servetlerini büyütme telaşına düşüyorlar.
Oysa biz o meclis salonlarında her zaman tek bir gerçeği haykırdık: "Şehir her zaman haklıdır!"
Şehir planlaması bir bilimdir; doğaya, bilime ve insan hayatına saygı duymaktır. Bugün İstanbul’da ve İzmir’de yaşanan sel felaketlerini, altyapı dramlarını izliyoruz. İnsanlarımız ölüyor, evler, iş yerleri sular altında kalıyor. Neden? Şehir planlarına uyulmadığı için! Rant uğruna, siyasi ikbal uğruna dere yatakları imara açıldığı, yeşil alanlar katledildiği, plan disiplini delik deşik edildiği için! Doğaya meydan okursanız, rantı bilimin önüne koyarsanız faturayı her zaman masum insanlar canıyla öder.
Biz bu meclis salonlarında konuşurken hep söyledik: Siyaset profesyonel bir meslek değildir!
Bir insan avukat olabilir, mühendis, doktor, işçi, çiftçi olabilir... Şartlar gelişir, memleket sevdası basar, bir süreliğine siyasi sahneye çıkar. Meclis üyeliği yapar ki burası da bir nevi okuldur, stajdır. Sonra hizmetini yapar ve zamanı geldiğinde sahneden inmesini bilir. Siyaset, ömür boyu sürdürülecek bir kariyer ya da aile şirketi değildir.
Bu ülkede pırıl pırıl yetişen, liyakatli, vizyoner, dünyayı okuyan milyonlarca gencimiz var. Ama biz ne yapıyoruz? Siyasetteki "ağabeylik" kılıfı altındaki muhafazakârlıkla, nepotizmle ve koltuk sevdasıyla o gençlerin önünü tıkıyoruz. Arka planda gençleri koşturup, karar mekanizmalarına geldiğimizde hep aynı "eski tüfekleri" ya da onların çocuklarını sahneye sürüyoruz.
Artık bırakın! Gerçekten bırakın ve bu ülkenin nitelikli evlatlarının önünü açın.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; koltuğuna ve rantına yapışanlar değil, günü geldiğinde bayrağı arkadan gelen liyakatli gençlere gururla devredebilen, şehir planına ve bilime saygı duyan erdemli siyasetçilerdir. Siyasetin bir "mülk" veya "zenginleşme aracı" değil, millete ait bir "emanet" olduğunu yeniden hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız.
Av. Taner KAZANOĞLU
İBB ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Meclis Üyesi