Taner Kazanoğlu
Köşe Yazarı
Taner Kazanoğlu
 

Nefes Almak Lükstür: Şakran, Silivri ve Kırıklar Otellerine Hoş Geldiniz!

Bizim mesleğin en zor, en iç yakan tarafı adliye koridorlarında koşturmak veya duruşma salonlarında jargona boğulmak değildir. En ağırı, o devasa adalet saraylarının arka kapısından geçip cezaevlerinde vatandaşı dinlemektir. Dün İzmir’de Şakran Cezaevi’ndeydim. Müvekkillerimi, dostlarımı ziyaret ettim. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu her ne kadar bunlara "siyasi dava değil" dese de, yaratılan sonuç %100 siyasi olduğu için ben bu arkadaşlarıma gönül rahatlığıyla "siyasi tutuklu" diyorum. Oturduk, sohbet ettik. Daha davaları sürüyor, masumiyet karinesi gereği hukuken suçsuzlar. Ama gelin görün ki Şakran Cezaevi'nde karşılaştığım tablo tam bir insanlık dramı. Bizim idarecilerimiz sağ olsunlar, cezaevinde kimse yalnızlık çekmesin, mahkûmlar sosyalleşsin diye muazzam bir komşuluk ortamı yaratmışlar: 18 kişilik koğuşlarda 50-60 kişi bir arada yaşıyor! Bunu bürokratik dilde "kapasite aşımı" diye yumuşatıyorlar. Haklarını yemeyelim, müthiş bir alan yönetimi başarısı! 18 kişilik yere 60 insanı sığdırmak bir mimarlık harikası olmasa bile kesinlikle üstün bir istifleme yeteneği gerektirir. "Abi Oksijen Bitti!" Şakran Cezaevi’ndeki arkadaşların en büyük şikâyeti ne biliyor musunuz? "Abi nefes alamıyoruz, oksijen yetmiyor!" Yahu bizim insanımız da gerçekten çok açgözlü! Sana koskoca koğuşta yatacak 30 santimetrekare yer verilmiş, hâlâ kalkmış "akciğerime hava çekemiyorum" diye sitem ediyorsun. Dışarıda oksijen bedava olabilir ama cezaevinde nefes almak belli ki lüks tüketim vergisine tabi! Akşam Silivri’de 14-15 ay yatıp çıkmış bir başka dostumuzla yemekteyiz. O da anlatıyor: "Abi, biz de 20 kişilik koğuşta 70 kişi kaldık. Gece tuvalete gitmek için yerlerde yatan insanların üzerine basmamak üzere kurulu bir hikâyemiz var." Adeta bir Survivor parkuru! Gece yarısı insani bir ihtiyacınızı gidermek için insan bedenlerinin arasından sekerek tuvalete ulaşmaya çalışıyorsunuz. Sosyal mesafenin eksi seviyelere düşmesi sayesinde devlete teşekkür etmek lazım; kimse kendini yalnız hissetmiyor! 60 Kişiyle Nefessiz Kalmak Mı, Hücrede Tek Başına Delirmek Mı? Bugün de Kırıklar Cezaevi’ne girdim. Kırıklar Cezaevi'nde tutuklu iki belediye başkanımızı ziyaret ettim. Şimdi sistemin adaletine ve mantığına bakın ki; bir tarafta 18 kişilik koğuşa 60 insanı istifleyen idare, diğer tarafta seçilmiş belediye başkanlarımızı hiçbir yasal gerekçe yokken tek kişilik koğuşlarda, yani bildiğiniz ağır tecritte tutuyor. Belediye başkanımızın bana sorduğu o soru bir hukukçu olarak içimi cız ettirdi: "Abi acaba hangisi doğru? Siz orada 60 kişi nefes alamıyorsunuz, biz burada tek başımıza duvarlarla konuşuyoruz." İnfaz sistemimizin vizyonuna şapka çıkarmak lazım! Tercihi size bırakıyorlar: Ya 18 kişilik koğuşta oksijensizlikten boğularak toplu halde eziyet çekeceksiniz ya da tek kişilik hücrede sessizlikten aklınızı yitireceksiniz. Bir tarafta kitlesel istifleme, diğer tarafta psikolojik tecrit ("beyaz işkence")... Anayasa Mı? O Sadece Şık Bir Kitapçık! Biz hukukçular da pek safız. Açıp Anayasa’nın 17. Maddesi’ni okuyoruz: "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan onuruyla bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz." AİHM kararlarını hatırlatıyoruz: "Kişi başına düşen alan 4 metrekarenin altına düşemez, düşerse bu eziyettir." AİHM yetkilileri gelip bu koğuşları görse, herhalde metrekare hesabını bırakıp "Burada kuantum fiziğine göre iki atom aynı anda aynı yerde bulunamaz kuralı ihlal ediliyor" diye rapor tutar. Ama bizim bürokrasiye sorsan cevap hazır: "E kapasitemiz bu!" Ne kadar ikna edici bir hukuki gerekçe, değil mi? "Otellerimiz dolu ama sizi lobideki sehpanın altında misafir edelim, paranızı da tam alalım" demek gibi bir şey. İntikam Mı, İnfaz Mı? Bir devlet vatandaşını tutuklayabilir, yargılayabilir. Ama bir devlete, bir insanı 18 kişilik koğuşa 60 kişi yığıp nefessiz bırakma ya da tek kişilik hücreye kapatıp zihnen çökertme hakkını hiçbir kanun vermez. Suçlu olsun, suçsuz olsun; bir insanı uykudan, havadan, insan sesinden ve insanca yaşam hakkından mahrum bırakmak infaz değildir. Bunun adı açıkça, pasif ama sistematik bir işkencedir. Devlet vatandaşıyla intikam yarışına girmez. Eğer bir devlet, özgürlüğünü kısıtladığı vatandaşına nefes alacak havayı veya insanca bir iletişimi bile çok görüyorsa, orada hukuk devleti bitmiş, eziyet rejimi başlamış demektir. Ve ne yazık ki bu acı mizahın arkasında, her gün o koğuşlarda nefessiz ve yalnız kalan insanların gerçek ve derin çığlığı yatıyor.
Ekleme Tarihi: 23 Ekim 2026 -Cuma
Taner Kazanoğlu

Nefes Almak Lükstür: Şakran, Silivri ve Kırıklar Otellerine Hoş Geldiniz!

Bizim mesleğin en zor, en iç yakan tarafı adliye koridorlarında koşturmak veya duruşma salonlarında jargona boğulmak değildir. En ağırı, o devasa adalet saraylarının arka kapısından geçip cezaevlerinde vatandaşı dinlemektir.

Dün İzmir’de Şakran Cezaevi’ndeydim. Müvekkillerimi, dostlarımı ziyaret ettim. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu her ne kadar bunlara "siyasi dava değil" dese de, yaratılan sonuç %100 siyasi olduğu için ben bu arkadaşlarıma gönül rahatlığıyla "siyasi tutuklu" diyorum. Oturduk, sohbet ettik. Daha davaları sürüyor, masumiyet karinesi gereği hukuken suçsuzlar. Ama gelin görün ki Şakran Cezaevi'nde karşılaştığım tablo tam bir insanlık dramı.

Bizim idarecilerimiz sağ olsunlar, cezaevinde kimse yalnızlık çekmesin, mahkûmlar sosyalleşsin diye muazzam bir komşuluk ortamı yaratmışlar: 18 kişilik koğuşlarda 50-60 kişi bir arada yaşıyor!

Bunu bürokratik dilde "kapasite aşımı" diye yumuşatıyorlar. Haklarını yemeyelim, müthiş bir alan yönetimi başarısı! 18 kişilik yere 60 insanı sığdırmak bir mimarlık harikası olmasa bile kesinlikle üstün bir istifleme yeteneği gerektirir.

"Abi Oksijen Bitti!"

Şakran Cezaevi’ndeki arkadaşların en büyük şikâyeti ne biliyor musunuz? "Abi nefes alamıyoruz, oksijen yetmiyor!"

Yahu bizim insanımız da gerçekten çok açgözlü! Sana koskoca koğuşta yatacak 30 santimetrekare yer verilmiş, hâlâ kalkmış "akciğerime hava çekemiyorum" diye sitem ediyorsun. Dışarıda oksijen bedava olabilir ama cezaevinde nefes almak belli ki lüks tüketim vergisine tabi!

Akşam Silivri’de 14-15 ay yatıp çıkmış bir başka dostumuzla yemekteyiz. O da anlatıyor: "Abi, biz de 20 kişilik koğuşta 70 kişi kaldık. Gece tuvalete gitmek için yerlerde yatan insanların üzerine basmamak üzere kurulu bir hikâyemiz var."

Adeta bir Survivor parkuru! Gece yarısı insani bir ihtiyacınızı gidermek için insan bedenlerinin arasından sekerek tuvalete ulaşmaya çalışıyorsunuz. Sosyal mesafenin eksi seviyelere düşmesi sayesinde devlete teşekkür etmek lazım; kimse kendini yalnız hissetmiyor!

60 Kişiyle Nefessiz Kalmak Mı, Hücrede Tek Başına Delirmek Mı?

Bugün de Kırıklar Cezaevi’ne girdim. Kırıklar Cezaevi'nde tutuklu iki belediye başkanımızı ziyaret ettim.

Şimdi sistemin adaletine ve mantığına bakın ki; bir tarafta 18 kişilik koğuşa 60 insanı istifleyen idare, diğer tarafta seçilmiş belediye başkanlarımızı hiçbir yasal gerekçe yokken tek kişilik koğuşlarda, yani bildiğiniz ağır tecritte tutuyor.

Belediye başkanımızın bana sorduğu o soru bir hukukçu olarak içimi cız ettirdi: "Abi acaba hangisi doğru? Siz orada 60 kişi nefes alamıyorsunuz, biz burada tek başımıza duvarlarla konuşuyoruz."

İnfaz sistemimizin vizyonuna şapka çıkarmak lazım! Tercihi size bırakıyorlar: Ya 18 kişilik koğuşta oksijensizlikten boğularak toplu halde eziyet çekeceksiniz ya da tek kişilik hücrede sessizlikten aklınızı yitireceksiniz. Bir tarafta kitlesel istifleme, diğer tarafta psikolojik tecrit ("beyaz işkence")...

Anayasa Mı? O Sadece Şık Bir Kitapçık!

Biz hukukçular da pek safız. Açıp Anayasa’nın 17. Maddesi’ni okuyoruz: "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan onuruyla bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz."

AİHM kararlarını hatırlatıyoruz: "Kişi başına düşen alan 4 metrekarenin altına düşemez, düşerse bu eziyettir." AİHM yetkilileri gelip bu koğuşları görse, herhalde metrekare hesabını bırakıp "Burada kuantum fiziğine göre iki atom aynı anda aynı yerde bulunamaz kuralı ihlal ediliyor" diye rapor tutar.

Ama bizim bürokrasiye sorsan cevap hazır: "E kapasitemiz bu!"

Ne kadar ikna edici bir hukuki gerekçe, değil mi? "Otellerimiz dolu ama sizi lobideki sehpanın altında misafir edelim, paranızı da tam alalım" demek gibi bir şey.

İntikam Mı, İnfaz Mı?

Bir devlet vatandaşını tutuklayabilir, yargılayabilir. Ama bir devlete, bir insanı 18 kişilik koğuşa 60 kişi yığıp nefessiz bırakma ya da tek kişilik hücreye kapatıp zihnen çökertme hakkını hiçbir kanun vermez. Suçlu olsun, suçsuz olsun; bir insanı uykudan, havadan, insan sesinden ve insanca yaşam hakkından mahrum bırakmak infaz değildir.

Bunun adı açıkça, pasif ama sistematik bir işkencedir.

Devlet vatandaşıyla intikam yarışına girmez. Eğer bir devlet, özgürlüğünü kısıtladığı vatandaşına nefes alacak havayı veya insanca bir iletişimi bile çok görüyorsa, orada hukuk devleti bitmiş, eziyet rejimi başlamış demektir.

Ve ne yazık ki bu acı mizahın arkasında, her gün o koğuşlarda nefessiz ve yalnız kalan insanların gerçek ve derin çığlığı yatıyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.