Taner Kazanoğlu
Köşe Yazarı
Taner Kazanoğlu
 

AYNI TİYATRO, FARKLI DEKOR: DENİZ FENERİ’NDEN AHBAP’A

Hafızası akvaryum balığından hallice olan bir toplumda köşe yazısı yazmanın en konforlu yanı nedir bilir misiniz? Eskiyen yazılarınızı hafifçe cilalayıp, sadece isimleri değiştirerek yeniden piyasaya sürebilirsiniz. Çünkü bu ülkede dekorlar değişir, aktörler değişir ama o muazzam "enayi avlama" mekanizması milim şaşmadan tıkır tıkır işlemeye devam eder. Bugün adliye koridorlarında yankılanan Haluk Levent ve AHBAP iddialarını okurken, yüzümde acı bir tebessümle geçmişe, o meşhur Deniz Feneri e.V. günlerine gittim. Yahu biz bu filmi daha önce izlemedik mi? İzledik; hem de ağlaya salya, ceplerimizdeki son kuruşları ekranlara fırlatarak izledik. Ama görünüşe bakılırsa ders almayı geçtik, sınıfı geçecek kadar bile zekat biriktirememişiz. "Güveniyorduk" Savunmasının Hukuki Sefaleti Hukukçu kimliğimi bir kenara bırakıp sadece düz bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Biz gerçekten bu kadar saf mıyız, yoksa saf taklidi yapmayı çok mu seviyoruz? Deniz Feneri skandalı patladığında, toplanan paraların medya holdinglerine, şirketlere aktarıldığını gördük. Yargı ne yaptı? Gitti, olayı "Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma" (TCK m. 155/2) torbasına attı. Yani, "Canım, insanlar parayı kendi rızasıyla vermiş, bunlar da sonradan parayı görünce dayanamayıp harcamış" dediler. O dava da zaten zaman aşımının o şefkatli kollarında can verdi. Ama bugünkü tablo çok daha cüretkar, çok daha "gözü kara." Şimdi önümüzde nur topu gibi bir Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158) soruşturması var. İddialara bak hizaya gel: İş insanına gidiyorsun, "Kimsesiz kız çocuklarına yurt yapacağız" diyorsun. Adamın içindeki o "baba" şefkatini, toplumsal hassasiyetini öyle bir sömürüyorsun ki, adam sana güvenip milyonlarca dolarlık gayrimenkulü şak diye devrediyor. Sonra bir bakıyorsun; ortada ne yurt var, ne kız çocukları... Müteahhite gidiyorsun, eline Ahbap logolu, arkasında hiçbir finansal güvencesi olmayan 233 milyon liralık "kefalet senedi" tutuşturup daireleri üzerine geçiriyorsun. Bu, basit bir "güveni kötüye kullanma" değil dostlar. Bu; toplumsal travmaları, deprem acılarını ve insanların vicdanını en baştan itibaren planlı birer hile aracı (desise) olarak kullanmaktır. Ceza kanunundaki karşılığı da nettir: Nitelikli Dolandırıcılık! Ava Gidenlerin Avlandığı "Kurtlar Sofrası" Fakat durun bir dakika... Madalyonun bir de diğer yüzü var ki, işte orası tam bir ceza hukukçusu şenliği! Biz gerçekten bu koskoca holding sahiplerinin, piyasayı yutmuş müteahhitlerin sadece "kız yurdu" lafına kanıp, hiçbir hukuki teminat, ipotek veya resmi güvence almadan milyonlarca dolarlık mülkleri şak diye devrettiğine inanacak kadar saf mıyız? Ticari hayatın o kurtlar sofrasını bilen her göz, burada başka bir kokuyu hemen alır: "Batık veya değersiz malları derneğe çakma" operasyonu! Piyasada normal şartlarda satılması, nakde çevrilmesi imkansız olan, imar sorunlu ya da fahiş fiyatla şişirilmiş gayrimenkulleri, "kamu yararına dernek" kılıfı altında sisteme sokup vergiden düşmeye çalışmak, bu coğrafyanın eski bir sporudur. Müteahhit Bayram Doğan’ın devrettiği 4 daireye karşılık 233 milyon liralık (yaklaşık 7-8 milyon dolar) devasa bir senet alması hayatın olağan akışına uyar mı? Hangi 4 daire bu kadar eder? Burada çok net bir karşılıklı muvazaa (danışıklı dövüş) şüphesi yükseliyor. İş insanı elindeki az para eden veya sorunlu malları dernek üzerinden parlatıp nakde çevirmek ya da devasa bir vergi avantajı kapmak isterken; karşıdaki "organizasyon" daha uyanık çıkmış ve sahte/karşılıksız senetlerle mülklerin üzerine çökmüş olabilir. Yani tam anlamıyla bir "ava gidenin avlanması", kurnazın daha kurnaza çarpılması hikayesi! Tabii iş patlayıp da mülkler elden gidince, dünün kurnaz tacirleri bugün adliye kapısında birden "saf hayırsever" rolünü oynamaya başladılar. Cübbeli Basiretsizlik: 1,5 Milyon Dolarlık "Hukuk" Faciası Tablo zaten yeterince vahimken, sahneye bir de "meslektaşımız" olduğunu iddia eden bir avukat çıkıyor ve tüy dikiyor: “Ben de kendisine 1,5 milyon dolar borç vermiştim!” Yahu, biz daha stajyerken Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK m. 200) o kutsal "senetle ispat sınırı" kuralını ezberlemedik mi? Sokaktaki vatandaşa borç verirken elli tane protokol yapıp teminat arayan, müvekkilinin üç kuruşluk hakkı için adliye koridorlarında saçını başını ağartan bir avukat; geçmişi icra dosyaları ve karşılıksız çeklerle bezeli bir figüre, hiçbir resmi güvence, ipotek veya kurşun geçirmez bir sözleşme olmaksızın nasıl 1,5 milyon dolar teslim edebilir? Burada da iki ihtimal var ve ikisi de facia: Ya hukuk fakültesi diplomalarımızı saksı altlığı yapacağız ya da ortada "borç" adı altında kamufle edilmeye çalışılan, arkasında başka pazarlıkların döndüğü gri bir fon transferi var. Bir hukukçunun mesleki basiretini, şüpheci ruhunu ve en temel ispat kurallarını böylesine çöpe atmasının başka bir izahı olamaz. "Nasılsa arkası sağlam, nasılsa ünlü" körlüğüyle yapılan bu finansal kumar, cübbeye sürülmüş en büyük lekelerden biridir. Karapara Aklamanın En Eğlenceli Yolu: Yasal Bahis! Deniz Feneri’ndeki faillerin en azından kendince "ideolojik" bir vizyonu vardı; parayı holdinglere, televizyon kanallarına yatırıp bir güç odağı kurmaya çalışıyorlardı. Şimdikiler ise vizyonsuzluğun kitabını yazmış. İddiaya bakıyorsunuz: Dernek hesaplarından şahsi hesaplara aktarılan yüz milyonlarca lira, telefon ekranındaki yasal/yasa dışı bahis sitelerinde kırmızıya veya siyaha basılarak buharlaştırılmış! Depremzede çadır beklerken, birilerinin cep telefonundaki rulet masasında "Double veya Hiç" oynamasının hukuki izahını bana hangi vicdan yapabilir? Eğer MASAK raporları bu transferleri tescillediyse, ortada sadece dolandırıcılık değil, TCK m. 282 anlamında "Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama" suçunun da şahikası duruyor demektir. Artık Yeter: Bu Ülkenin "Kahraman" Enflasyonu Var! Biz ne zaman devletin kurumlarına, denetim mekanizmalarına, hukukun üstünlüğüne güvenmek yerine; gitgide büyüyen kişisel egoları ve gitar çalıp şarkı söyleyen "kurtarıcıları" kutsamaktan vazgeçeceğiz? Her krizde bir "mesih" yaratıp, sonra o mesihin altından çıkan finansal pislikleri temizlemekten yorulmadık mı? Adalet, sadece deprem enkazından insan çıkaranlara alkış tutmak değildir. Adalet; o insanların acısını nakde çevirip yeşil çuha kaplı masalarda, lüks ofislerde eritenlerin de, o sistemden gri paylar kapmaya çalışırken avlanan "fırsatçıların" da tepesine balyoz gibi inmektir. Bakalım bu sefer hukuk, o "iyilik maskeli" enkaza ve onun etrafında dolanan akbabalara dokunmaya cesaret edebilecek mi, yoksa yine bir fenerin ışığı altında karanlıkta mı kalacağız?
Ekleme Tarihi: 16 Temmuz 2026 -Perşembe
Taner Kazanoğlu

AYNI TİYATRO, FARKLI DEKOR: DENİZ FENERİ’NDEN AHBAP’A

Hafızası akvaryum balığından hallice olan bir toplumda köşe yazısı yazmanın en konforlu yanı nedir bilir misiniz? Eskiyen yazılarınızı hafifçe cilalayıp, sadece isimleri değiştirerek yeniden piyasaya sürebilirsiniz. Çünkü bu ülkede dekorlar değişir, aktörler değişir ama o muazzam "enayi avlama" mekanizması milim şaşmadan tıkır tıkır işlemeye devam eder.

Bugün adliye koridorlarında yankılanan Haluk Levent ve AHBAP iddialarını okurken, yüzümde acı bir tebessümle geçmişe, o meşhur Deniz Feneri e.V. günlerine gittim.

Yahu biz bu filmi daha önce izlemedik mi? İzledik; hem de ağlaya salya, ceplerimizdeki son kuruşları ekranlara fırlatarak izledik. Ama görünüşe bakılırsa ders almayı geçtik, sınıfı geçecek kadar bile zekat biriktirememişiz.

"Güveniyorduk" Savunmasının Hukuki Sefaleti

Hukukçu kimliğimi bir kenara bırakıp sadece düz bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Biz gerçekten bu kadar saf mıyız, yoksa saf taklidi yapmayı çok mu seviyoruz?

Deniz Feneri skandalı patladığında, toplanan paraların medya holdinglerine, şirketlere aktarıldığını gördük. Yargı ne yaptı? Gitti, olayı "Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma" (TCK m. 155/2) torbasına attı. Yani, "Canım, insanlar parayı kendi rızasıyla vermiş, bunlar da sonradan parayı görünce dayanamayıp harcamış" dediler. O dava da zaten zaman aşımının o şefkatli kollarında can verdi.

Ama bugünkü tablo çok daha cüretkar, çok daha "gözü kara."

Şimdi önümüzde nur topu gibi bir Nitelikli Dolandırıcılık (TCK m. 158) soruşturması var. İddialara bak hizaya gel:

İş insanına gidiyorsun, "Kimsesiz kız çocuklarına yurt yapacağız" diyorsun. Adamın içindeki o "baba" şefkatini, toplumsal hassasiyetini öyle bir sömürüyorsun ki, adam sana güvenip milyonlarca dolarlık gayrimenkulü şak diye devrediyor. Sonra bir bakıyorsun; ortada ne yurt var, ne kız çocukları... Müteahhite gidiyorsun, eline Ahbap logolu, arkasında hiçbir finansal güvencesi olmayan 233 milyon liralık "kefalet senedi" tutuşturup daireleri üzerine geçiriyorsun.

Bu, basit bir "güveni kötüye kullanma" değil dostlar. Bu; toplumsal travmaları, deprem acılarını ve insanların vicdanını en baştan itibaren planlı birer hile aracı (desise) olarak kullanmaktır. Ceza kanunundaki karşılığı da nettir: Nitelikli Dolandırıcılık!

Ava Gidenlerin Avlandığı "Kurtlar Sofrası"

Fakat durun bir dakika... Madalyonun bir de diğer yüzü var ki, işte orası tam bir ceza hukukçusu şenliği!

Biz gerçekten bu koskoca holding sahiplerinin, piyasayı yutmuş müteahhitlerin sadece "kız yurdu" lafına kanıp, hiçbir hukuki teminat, ipotek veya resmi güvence almadan milyonlarca dolarlık mülkleri şak diye devrettiğine inanacak kadar saf mıyız?

Ticari hayatın o kurtlar sofrasını bilen her göz, burada başka bir kokuyu hemen alır: "Batık veya değersiz malları derneğe çakma" operasyonu!

Piyasada normal şartlarda satılması, nakde çevrilmesi imkansız olan, imar sorunlu ya da fahiş fiyatla şişirilmiş gayrimenkulleri, "kamu yararına dernek" kılıfı altında sisteme sokup vergiden düşmeye çalışmak, bu coğrafyanın eski bir sporudur. Müteahhit Bayram Doğan’ın devrettiği 4 daireye karşılık 233 milyon liralık (yaklaşık 7-8 milyon dolar) devasa bir senet alması hayatın olağan akışına uyar mı? Hangi 4 daire bu kadar eder?

Burada çok net bir karşılıklı muvazaa (danışıklı dövüş) şüphesi yükseliyor. İş insanı elindeki az para eden veya sorunlu malları dernek üzerinden parlatıp nakde çevirmek ya da devasa bir vergi avantajı kapmak isterken; karşıdaki "organizasyon" daha uyanık çıkmış ve sahte/karşılıksız senetlerle mülklerin üzerine çökmüş olabilir. Yani tam anlamıyla bir "ava gidenin avlanması", kurnazın daha kurnaza çarpılması hikayesi! Tabii iş patlayıp da mülkler elden gidince, dünün kurnaz tacirleri bugün adliye kapısında birden "saf hayırsever" rolünü oynamaya başladılar.

Cübbeli Basiretsizlik: 1,5 Milyon Dolarlık "Hukuk" Faciası

Tablo zaten yeterince vahimken, sahneye bir de "meslektaşımız" olduğunu iddia eden bir avukat çıkıyor ve tüy dikiyor: “Ben de kendisine 1,5 milyon dolar borç vermiştim!”

Yahu, biz daha stajyerken Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK m. 200) o kutsal "senetle ispat sınırı" kuralını ezberlemedik mi? Sokaktaki vatandaşa borç verirken elli tane protokol yapıp teminat arayan, müvekkilinin üç kuruşluk hakkı için adliye koridorlarında saçını başını ağartan bir avukat; geçmişi icra dosyaları ve karşılıksız çeklerle bezeli bir figüre, hiçbir resmi güvence, ipotek veya kurşun geçirmez bir sözleşme olmaksızın nasıl 1,5 milyon dolar teslim edebilir?

Burada da iki ihtimal var ve ikisi de facia: Ya hukuk fakültesi diplomalarımızı saksı altlığı yapacağız ya da ortada "borç" adı altında kamufle edilmeye çalışılan, arkasında başka pazarlıkların döndüğü gri bir fon transferi var. Bir hukukçunun mesleki basiretini, şüpheci ruhunu ve en temel ispat kurallarını böylesine çöpe atmasının başka bir izahı olamaz. "Nasılsa arkası sağlam, nasılsa ünlü" körlüğüyle yapılan bu finansal kumar, cübbeye sürülmüş en büyük lekelerden biridir.

Karapara Aklamanın En Eğlenceli Yolu: Yasal Bahis!

Deniz Feneri’ndeki faillerin en azından kendince "ideolojik" bir vizyonu vardı; parayı holdinglere, televizyon kanallarına yatırıp bir güç odağı kurmaya çalışıyorlardı. Şimdikiler ise vizyonsuzluğun kitabını yazmış. İddiaya bakıyorsunuz: Dernek hesaplarından şahsi hesaplara aktarılan yüz milyonlarca lira, telefon ekranındaki yasal/yasa dışı bahis sitelerinde kırmızıya veya siyaha basılarak buharlaştırılmış!

Depremzede çadır beklerken, birilerinin cep telefonundaki rulet masasında "Double veya Hiç" oynamasının hukuki izahını bana hangi vicdan yapabilir?

Eğer MASAK raporları bu transferleri tescillediyse, ortada sadece dolandırıcılık değil, TCK m. 282 anlamında "Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama" suçunun da şahikası duruyor demektir.

Artık Yeter: Bu Ülkenin "Kahraman" Enflasyonu Var!

Biz ne zaman devletin kurumlarına, denetim mekanizmalarına, hukukun üstünlüğüne güvenmek yerine; gitgide büyüyen kişisel egoları ve gitar çalıp şarkı söyleyen "kurtarıcıları" kutsamaktan vazgeçeceğiz? Her krizde bir "mesih" yaratıp, sonra o mesihin altından çıkan finansal pislikleri temizlemekten yorulmadık mı?

Adalet, sadece deprem enkazından insan çıkaranlara alkış tutmak değildir. Adalet; o insanların acısını nakde çevirip yeşil çuha kaplı masalarda, lüks ofislerde eritenlerin de, o sistemden gri paylar kapmaya çalışırken avlanan "fırsatçıların" da tepesine balyoz gibi inmektir.

Bakalım bu sefer hukuk, o "iyilik maskeli" enkaza ve onun etrafında dolanan akbabalara dokunmaya cesaret edebilecek mi, yoksa yine bir fenerin ışığı altında karanlıkta mı kalacağız?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.