Taner Kazanoğlu
Köşe Yazarı
Taner Kazanoğlu
 

Fırtınada Sığınak Yapmak Yetmez: Yeni Tabela, Eski Ezberler ve Örgütsel Hukuk

Siyasette kriz anları; sadece aktörlerin değil, zihniyetlerin, yöntemlerin ve hepsinden önemlisi samimiyetin turnusol kâğıdıdır. Bir süredir muhtemel yargı hamlelerine, kapatma fırtınalarına ve siyasi yasak riskiyle esen rüzgâra karşı kulislerde konuşulan o "B planı", en nihayetinde Özgür Özel ve ekibinin atılımları ve istifalarıyla somut bir siyasi adıma dönüştü. Zamanında "Kaosun Panzehiri Netliktir" derken işaret ettiğimiz o stratejik yedek hat ihtiyacının ne kadar hayati olduğu bugün bir kez daha tescillendi. Ancak bugün önümüzde duran tabloya bakınca sormadan edemiyoruz: Biz gerçekten fırtınadan korunacak sağlam bir sığınak mı inşa ediyoruz, yoksa aynı filmi sadece farklı bir salonda ve yeni bir amblemle tekrar mı izliyoruz? Tabela Değişimi, Zihniyeti Sıfırlamaz: Eski Şarap, Yeni Şişe Bugün sahada ve tabanda yol arkadaşlarımızın haklı serzenişlerine kulak kabartmak şart. Herkes haklı olarak soruyor: "Yeni bir sayfa açıyoruz diyorlar ama kadro aynı, dil aynı, yukarıdan aşağıya buyurgan yöntemler aynı... Aynı şeyleri bıkmadan yapıp farklı bir sonuç beklemek hangi akla hizmettir?" Siyasetteki en büyük yanılsama; binaları, amblemleri veya antetli kâğıtları değiştirince zihniyetin de mucizevi bir şekilde sıfırlanacağına inanmaktır. Oysa sırf şişeyi değiştirdiniz diye içindeki şarabın tadı, rayihası veya kalitesi değişmez. Eski şarabı yeni şişeye doldurup "yeni tat" diye pazarlamak, sadece kendini kandırmaktır. Partinin tabelasını değiştirmek ya da şık bir genel merkez kiralamak; ne geçmişin alışkanlıklarını siler ne de o yapıya otomatik bir meşruiyet kazandırır. Dar kadroculuk anlayışı, "ben yaptım oldu" kibiri ve ezberlenmiş söylemler yeni tabelanın altına aynen taşınıyorsa; yapılan şey eski yapıyı yedek kulübesine çekmekten öteye gitmez. Toplum artık siyaset mühendisliği kokan bu ambalaj oyunlarına prim vermiyor. İnsanların aradığı şey; Koltuk hesabı yapmayan omurgalı bir duruş, Yol arkadaşlarını maraba görmeyen şeffaf bir yönetim, Ve dilde, yöntemde samimi bir zihniyet dönüşümüdür. Hukuki Strateji mi, Zamansız Sabırsızlık mı? İşin bir de kaçınılmaz olan hukuki ve zamanlama boyutu var. Parti içi tartışmalarda "mutlak butlan" iddiaları tavan yapmışken, adli tatil sonrasında veya önümüzdeki süreçte Yargıtay bu kararları bozar ve meşruiyeti iade ederse ne olacak? İşte o an, bugün "meşru hak arayışı" gerekçesiyle aceleyle atılan istifa adımları son derece ağır bir siyasi faturaya dönüşebilir: Tek taraflı irade beyanı olan istifalar hukuken geri dönmez. Yeni kurulan yapının "Elimizde meşru zemin kalmadı" argümanı siyaseten bir gecede boşa düşer. Haklıyken aceleci davranıp kendi kalesine gol atan oyuncu durumuna düşmek, bir kadronun karşılaşabileceği en zor açmazdır. Siyasetin Değişimi, Üslubun Zarafetiyle Başlar Bütün bu siyasi çalkantıların ve yol ayrımlarının ortasında; insanı asıl düşündüren ve örgütsel vicdanı yaralayan başka bir boyut var. Partide kalıp Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen yol arkadaşlarımıza bakıyorsunuz; ayrılanların, yeni bir yapı kurma hevesinde olanların arkasından tek bir kırıcı söz söylemiyorlar. Olgunlukla süreci izliyorlar. Fakat diğer tarafta, Sn. Özel’i ve "değişim" iddiasını destekleyen bazı arkadaşların dilinden ne yazık ki öfke, nezaketsizlik ve örgütsel hukuku hiçe sayan ağır söylemler eksik olmuyor. İnsan sormadan edemiyor: Siyasal yöntemleri değiştirmekten bahsederken, üslubu ve nezaketi bu kadar kolay feda etmek nasıl bir değişim anlayışıdır? Bizler dün aynı sofrada ekmek bölüşmüş, iyi günde halayda omuz omuza durmuş, en acı günlerde cenaze tabutlarını birlikte omuzlamış insanlarız. Partide kalanın da gitmek isteyenin de kendine göre gerekçeleri olabilir; siyasal tercihler ayrışabilir, yollar bölünebilir. Buna saygı duyulur. Ama gittiyseniz, efendice gidin. Yıllarca aynı mücadeleyi yürüttüğünüz insanlara, arkada kırıcı ve ağır sözler bırakarak veda etmek ne yoldaşlık hukukuna ne de siyasi ahlaka sığar. Yarın bu siyasi fırtına dindiğinde, o çok konuşulan koltuk heveslerinin dumanı çekildiğinde yine aynı sokaklarda yürüyeceğiz. Kahvede, mahallede, sokakta yine yüz yüze bakacağız. O gün geldiğinde birbirimizin gözünün içine bakabilecek bir yüz bırakmak gerekir. Koltuklar değişir, tabelalar yenilenir, yeni amblemler basılır... Ancak arkada bırakılan o üslupsuzluk ve kırılan kalpler, yeni kurulan yapıların meşruiyetine gölge düşürür. Siyaset yaparken bile bir parça mahalle hukukunu, bir parça insani vefa ve nezaketi korumak zorundayız. Kapıları Çat Diye Kapatmamak: Aslolan Memlekettir Günün sonunda şunu asla unutmamak gerekir: CHP’nin köklü geleneği ve örgütsel hafızası, en zor fırtınalarda bile kendi içinden aklıselimi hâkim kılacak ana ve sürükleyici bir yapıyı çıkarma kudretine her zaman sahiptir. Bugün yaşanan kırılmalar ne kadar derin görünürse görünsün, bu büyük çatının altında memleket kaygısıyla hareket eden sağduyulu irade eninde sonunda galip gelecektir. Çünkü bizim için mesele makam, koltuk ya da parti içi güç dengeleri değil; memleketin geleceğidir. Mesele vatan olduğunda, bugünkü ayrılıkların, kırgınlıkların ve siyasi hesapların her biri birer teferruattan ibaret kalır. İşte bu yüzden, bugün farklı yollara sapan ya da partide kalıp mücadele eden her iki tarafın da kapıları hırsla, öfkeyle çat diye kapatmaması şarttır. Dönem, köprüleri yıkma değil; hukuku koruma dönemidir. Yarın bu ülkenin aydınlık geleceği için tekrar bir birleşme adımı atıldığında, yeniden yan yana durup el ele mücadele edecek basireti ve yüzü bugünden muhafaza etmek zorundayız. Birbirimizin gözünün içine bakarak yeniden "memleket" diyebilmenin yolu, bugün ayrılırken bile o kapıyı aralık bırakmaktan geçer. Son Söz Fırtınalı havalarda sığınak aramak mantıklı bir refleks olabilir. Ancak unutmayalım ki bir limana sığınmış olmak, geminin yeni bir rotaya yelken açtığı anlamına gelmez. Rotayı değiştirecek olan şey ambalajlar veya tabelalar değil; akıl, vicdan ve ilkesel duruştur. Bizim yerimiz; ne rüzgâra göre savrulanların ne de eski ezberleri yeni ambalajlarla sunanların peşidir. Bize düşen; hukuki aklı soğukkanlılıkla koruyan, kitleleri ucuz illüzyonlarla oyalamayan, tabela siyasetine karşı gerçek bir zihniyet dönüşümünü dayatan ve her şartta yol arkadaşlığının hukukunu savunan o net duruştur.
Ekleme Tarihi: 22 Temmuz 2026 -Çarşamba
Taner Kazanoğlu

Fırtınada Sığınak Yapmak Yetmez: Yeni Tabela, Eski Ezberler ve Örgütsel Hukuk

Siyasette kriz anları; sadece aktörlerin değil, zihniyetlerin, yöntemlerin ve hepsinden önemlisi samimiyetin turnusol kâğıdıdır. Bir süredir muhtemel yargı hamlelerine, kapatma fırtınalarına ve siyasi yasak riskiyle esen rüzgâra karşı kulislerde konuşulan o "B planı", en nihayetinde Özgür Özel ve ekibinin atılımları ve istifalarıyla somut bir siyasi adıma dönüştü. Zamanında "Kaosun Panzehiri Netliktir" derken işaret ettiğimiz o stratejik yedek hat ihtiyacının ne kadar hayati olduğu bugün bir kez daha tescillendi.

Ancak bugün önümüzde duran tabloya bakınca sormadan edemiyoruz: Biz gerçekten fırtınadan korunacak sağlam bir sığınak mı inşa ediyoruz, yoksa aynı filmi sadece farklı bir salonda ve yeni bir amblemle tekrar mı izliyoruz?

Tabela Değişimi, Zihniyeti Sıfırlamaz: Eski Şarap, Yeni Şişe

Bugün sahada ve tabanda yol arkadaşlarımızın haklı serzenişlerine kulak kabartmak şart. Herkes haklı olarak soruyor: "Yeni bir sayfa açıyoruz diyorlar ama kadro aynı, dil aynı, yukarıdan aşağıya buyurgan yöntemler aynı... Aynı şeyleri bıkmadan yapıp farklı bir sonuç beklemek hangi akla hizmettir?"

Siyasetteki en büyük yanılsama; binaları, amblemleri veya antetli kâğıtları değiştirince zihniyetin de mucizevi bir şekilde sıfırlanacağına inanmaktır. Oysa sırf şişeyi değiştirdiniz diye içindeki şarabın tadı, rayihası veya kalitesi değişmez. Eski şarabı yeni şişeye doldurup "yeni tat" diye pazarlamak, sadece kendini kandırmaktır.

Partinin tabelasını değiştirmek ya da şık bir genel merkez kiralamak; ne geçmişin alışkanlıklarını siler ne de o yapıya otomatik bir meşruiyet kazandırır. Dar kadroculuk anlayışı, "ben yaptım oldu" kibiri ve ezberlenmiş söylemler yeni tabelanın altına aynen taşınıyorsa; yapılan şey eski yapıyı yedek kulübesine çekmekten öteye gitmez.

Toplum artık siyaset mühendisliği kokan bu ambalaj oyunlarına prim vermiyor. İnsanların aradığı şey;

Koltuk hesabı yapmayan omurgalı bir duruş,

Yol arkadaşlarını maraba görmeyen şeffaf bir yönetim,

Ve dilde, yöntemde samimi bir zihniyet dönüşümüdür.

Hukuki Strateji mi, Zamansız Sabırsızlık mı?

İşin bir de kaçınılmaz olan hukuki ve zamanlama boyutu var. Parti içi tartışmalarda "mutlak butlan" iddiaları tavan yapmışken, adli tatil sonrasında veya önümüzdeki süreçte Yargıtay bu kararları bozar ve meşruiyeti iade ederse ne olacak?

İşte o an, bugün "meşru hak arayışı" gerekçesiyle aceleyle atılan istifa adımları son derece ağır bir siyasi faturaya dönüşebilir:

Tek taraflı irade beyanı olan istifalar hukuken geri dönmez.

Yeni kurulan yapının "Elimizde meşru zemin kalmadı" argümanı siyaseten bir gecede boşa düşer.

Haklıyken aceleci davranıp kendi kalesine gol atan oyuncu durumuna düşmek, bir kadronun karşılaşabileceği en zor açmazdır.

Siyasetin Değişimi, Üslubun Zarafetiyle Başlar

Bütün bu siyasi çalkantıların ve yol ayrımlarının ortasında; insanı asıl düşündüren ve örgütsel vicdanı yaralayan başka bir boyut var.

Partide kalıp Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen yol arkadaşlarımıza bakıyorsunuz; ayrılanların, yeni bir yapı kurma hevesinde olanların arkasından tek bir kırıcı söz söylemiyorlar. Olgunlukla süreci izliyorlar. Fakat diğer tarafta, Sn. Özel’i ve "değişim" iddiasını destekleyen bazı arkadaşların dilinden ne yazık ki öfke, nezaketsizlik ve örgütsel hukuku hiçe sayan ağır söylemler eksik olmuyor.

İnsan sormadan edemiyor: Siyasal yöntemleri değiştirmekten bahsederken, üslubu ve nezaketi bu kadar kolay feda etmek nasıl bir değişim anlayışıdır?

Bizler dün aynı sofrada ekmek bölüşmüş, iyi günde halayda omuz omuza durmuş, en acı günlerde cenaze tabutlarını birlikte omuzlamış insanlarız. Partide kalanın da gitmek isteyenin de kendine göre gerekçeleri olabilir; siyasal tercihler ayrışabilir, yollar bölünebilir. Buna saygı duyulur. Ama gittiyseniz, efendice gidin. Yıllarca aynı mücadeleyi yürüttüğünüz insanlara, arkada kırıcı ve ağır sözler bırakarak veda etmek ne yoldaşlık hukukuna ne de siyasi ahlaka sığar.

Yarın bu siyasi fırtına dindiğinde, o çok konuşulan koltuk heveslerinin dumanı çekildiğinde yine aynı sokaklarda yürüyeceğiz. Kahvede, mahallede, sokakta yine yüz yüze bakacağız. O gün geldiğinde birbirimizin gözünün içine bakabilecek bir yüz bırakmak gerekir.

Koltuklar değişir, tabelalar yenilenir, yeni amblemler basılır... Ancak arkada bırakılan o üslupsuzluk ve kırılan kalpler, yeni kurulan yapıların meşruiyetine gölge düşürür. Siyaset yaparken bile bir parça mahalle hukukunu, bir parça insani vefa ve nezaketi korumak zorundayız.

Kapıları Çat Diye Kapatmamak: Aslolan Memlekettir

Günün sonunda şunu asla unutmamak gerekir: CHP’nin köklü geleneği ve örgütsel hafızası, en zor fırtınalarda bile kendi içinden aklıselimi hâkim kılacak ana ve sürükleyici bir yapıyı çıkarma kudretine her zaman sahiptir. Bugün yaşanan kırılmalar ne kadar derin görünürse görünsün, bu büyük çatının altında memleket kaygısıyla hareket eden sağduyulu irade eninde sonunda galip gelecektir.

Çünkü bizim için mesele makam, koltuk ya da parti içi güç dengeleri değil; memleketin geleceğidir. Mesele vatan olduğunda, bugünkü ayrılıkların, kırgınlıkların ve siyasi hesapların her biri birer teferruattan ibaret kalır.

İşte bu yüzden, bugün farklı yollara sapan ya da partide kalıp mücadele eden her iki tarafın da kapıları hırsla, öfkeyle çat diye kapatmaması şarttır. Dönem, köprüleri yıkma değil; hukuku koruma dönemidir. Yarın bu ülkenin aydınlık geleceği için tekrar bir birleşme adımı atıldığında, yeniden yan yana durup el ele mücadele edecek basireti ve yüzü bugünden muhafaza etmek zorundayız. Birbirimizin gözünün içine bakarak yeniden "memleket" diyebilmenin yolu, bugün ayrılırken bile o kapıyı aralık bırakmaktan geçer.

Son Söz

Fırtınalı havalarda sığınak aramak mantıklı bir refleks olabilir. Ancak unutmayalım ki bir limana sığınmış olmak, geminin yeni bir rotaya yelken açtığı anlamına gelmez. Rotayı değiştirecek olan şey ambalajlar veya tabelalar değil; akıl, vicdan ve ilkesel duruştur.

Bizim yerimiz; ne rüzgâra göre savrulanların ne de eski ezberleri yeni ambalajlarla sunanların peşidir. Bize düşen; hukuki aklı soğukkanlılıkla koruyan, kitleleri ucuz illüzyonlarla oyalamayan, tabela siyasetine karşı gerçek bir zihniyet dönüşümünü dayatan ve her şartta yol arkadaşlığının hukukunu savunan o net duruştur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yurt-haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.