Siyasette zaman bazen çok hızlı akar. Ancak bazı zaman aralıkları vardır ki, takvimde sadece birkaç yaprak gibi görünse de arkasında büyük hayal kırıklıkları, kırılan kalpler ve harcanan ağır emekler bırakır.
Çok değil, bundan üç yıl önce, 24 Ağustos 2023 tarihinde Bakırköy’de genç ve dinamik bir kadın siyasetçi olarak göreve gelen İlçe Başkanımız Gizem Başaran Arslan’a tebrik ve destek ziyaretinde bulunmuştum. O gün basına yansıyan haberde yer alan ifadeler, aslında bu partide yıllardır nasıl bir mücadelenin verildiğinin ve ne tür bedeller ödendiğinin açık bir özetiydi.
Haberde şahsımla ilgili yer alan şu satırlar dün gibi aklımdadır:
"Bakırköy halkının istemediği hiçbir projeye destek vermediği gibi, ilçe başkanlığı tarafından disipline sevk edilme pahasına da olsa dik duruşunu takdir etmemek mümkün değildir."
Evet, o dönem Bakırköy halkının yararına olmayan bir projeye karşı çıktığım, halkın hakkını ilçeye ve dönemin belediye yönetimine karşı savunduğum için disipline sevk edilme pahasına geri adım atmamıştım. Siyaset benim için hiçbir zaman koltuk koltuk gezmek değil; halkın çıkarını korumak ve bedeli ne olursa olsun ilkelerin arkasında durmaktı. O günkü ziyaretimde de İlçe Başkanımız Gizem Hanım’a tam da bu anlayışla sahip çıkmış, şu temennide bulunmuştum:
"Siyasette gençlerin önü her zaman açılmalı. Kadın kotasına riayet edilmeli. İnanıyorum ki ilçe başkanımız Bakırköy’de yapacağı olumlu çalışmalarla adından sıkça söz ettirecektir."
O gün orada gördüğümüz tablo; dik duranların takdir edildiği, gençlerin önünün açıldığı, kadının karar mekanizmalarında hak ettiği yeri aldığı ve iktidara yürüyen bir siyasi iradenin habercisiydi.
Peki, bizzat parçası olduğum ve basına konu olan o ziyaretin üzerinden geçen sadece üç yılda ne değişti?
Bugün önüme düşen haber ne yazık ki son derece trajik: "CHP’de Görev Değişimleri ve İstifalar: Bakırköy İlçe Başkanı Gizem Başaran Arslan Siyasete Ara Verdi.
O gün dik duruşuna güvenerek destek verdiğimiz, mücadelesini takdir ettiğimiz Gizem Hanım gibi genç ve nitelikli kadrolar bugün siyaset sahnesinden birer birer çekilmek zorunda kalıyor, "siyasete ara verdiğini" açıklıyor ya da yaşanan sert iç çekişmelerin arasında sessizce kenara itiliyor.
Örgüt Emeğine Vefasızlık: Ali Rıza Akyüz Örneği
Siyasetteki bu çürütücü vefasızlık ve düşmanlaştırıcı dil sadece ilçe başkanlığı seviyesinde kalmadı. Geçtiğimiz günlerde cezaevinde ziyaretine gittiğim, Bakırköy siyasetinin ve örgütünün öz evladı, İnşaat Mühendisi ve eski Belediye Başkan Yardımcımız Ali Rıza Akyüz’ün yaşadıkları da bu acı tablonun en somut özetidir.
Ali Rıza Akyüz; Cumhuriyet Halk Partisi’nin baraj altında kaldığı o en zorlu günlerden beri sokak sokak, mahalle mahalle bayrak asmış, örgütünü hiçbir zaman yalnız bırakmamış, liyakatiyle ve mesleki birikimiyle Bakırköy Belediye Başkanlığını fazlasıyla hak etmiş bir abimdi.
Peki sonuç ne oldu?
Siyasetin o kirli ve vefasız çarkı; bizler gibi Bakırköy için disipline gitmeyi göze alanları, yıllarını partiye vermiş Ali Rıza Akyüz gibi örgüt emektarlarını bir çırpıda kenara itti. Yılların birikimi ve emeği dururken; kamuoyunda "Büyükşehir Belediye Başkanı'nın babasının doktoru" olduğu iddialarıyla anılan ve eşinin geçmişte AK Parti’den milletvekili aday adayı olduğu bilinen isimler tepeden inme Bakırköy’e adaylaştırıldı. Emeğin, liyakatin ve örgüt hukukunun yerini kişisel ilişkilerin alması, siyasi ahlak açısından tam anlamıyla bir savrulmadır.
Filler Tepişti, Çimler Ezildi
Ne yazık ki siyasetin o acımasız ve sığ yasası bir kez daha işledi. Üst kademelerde, kurultay salonlarında, koltuk ve liste hesaplarında yaşanan o yüksek tansiyonlu kavgalar; en çok sahada ter döken, tırnaklarıyla mücadele eden örgüt emektarlarını ezdi.
Oysa bu partinin gerçek sahipleri; yağmur çamur demeden afiş asan, kapı kapı gezip broşür dağıtan, sandık başında sabahlayan o genç kardeşlerimiz, Gizem Hanım gibi emeğiyle bir yere gelmiş kadrolarımız ve Ali Rıza Akyüz gibi cefakâr örgüt büyüklerimizdir. Onların yüreğindeki mücadele hırsının yönelmesi gereken tek bir yer vardı: Ülkeyi yöneten iktidar ve onun politikaları. Fakat oyun öyle bir kurgulandı ki; enerji dışarıya harcanacağı yere tamamen içe döndü. Silahlar yol arkadaşlarına çevrildi. Ortada sadece "çok şiddetli geçimsizlikten" kaynaklanan, tarafların birbirini yıprattığı ve birbirine düşman kesildiği ağır bir siyasi boşanma tablosu kaldı.
Sistem Kendi Evlatlarını Öğütüyor
Bir siyasi hareketin başına gelebilecek en büyük felaket; kendi yetiştirdiği, halkı için ilçe yönetimine ya da belediye başkanına meydan okuma cesaretini gösteren ilkeseli kadroları küstürmesidir. Bakırköy için disipline sevk edilme pahasına dik durmuş, gençlerin ve emektarların mücadelesini her zaman savunmuş biri olarak; bugün Gizem Başaran Arslan’ın siyasetten çekilmesi ve Ali Rıza Akyüz’e yapılan vefasızlıkla somutlaşan bu tabloyu görmek benim için ağır bir vicdani yaradır.
Siyasette liderlik; sadece seçim kazanmak ya da kurultay tasfiyeleriyle gücü konsolide etmek değildir. Liderlik; o kırılan fay hatlarını tamir edebilmek, örgütün her bir neferine adalet duygusunu hissettirebilmek ve yetiştirdiği değerlere sahip çıkabilmektir.
Üç yıl önceki o ziyarette dile getirilen umutlar ile bugün geldiğimiz nokta arasındaki mesafe, ne yazık ki muhalefetin kaçırdığı büyük fırsatların aynasıdır. Eğer sahadaki o gençlerin, emektarların ve değişime samimiyetle inanan insanların kırgınlığı tamir edilmezse; günün sonunda kazanan küçük siyasi hesaplar değil, ne yazık ki yine iktidarın kendisi olacaktır.