Türkiye’de ideolojiler, rozetler, sarıklar ya da gardırop Atatürkçülüğü değişebilir... Ama değişmeyen, anayasadan da güçlü tek bir altın kuralımız vardır: Sermayeyi ve gücü tek kuruş vergi ödemeden babadan oğula devretmek.
Siz, ben ya da sokaktaki gariban vatandaş... Dişimizden tırnağımızdan artırıp rahmetli babamızdan kalan iki göz odayı veya üç dönüm tarlayı üzerimize alalım diye tapu harcı öder, Veraset ve İntikal Vergisi beyannamesi peşinde koşarız. Bir kuruş eksik yatırsak Maliye tepemize biner.
Peki; milyarlık hastane zincirlerini, üniversiteleri, özel okul imparatorluklarını ya da yüzlerce dönümlük gayrimenkul portföylerini yöneten "büyüklere" ne olur?
Cevap çok basit: Birer "kamu yararı" ve "kutsal hizmet" kılıfı uydurulur; vakıf tüzüğünün arkasına saklanıp sıfır lirayla verasetsiz hanedanlık devri yapılır!
Ne de olsa burası, "Ölüm hak, vergi yetime" ilkesiyle çalışan şahane bir düzen!
Cemaat Kılığında Vergisiz "Miras" Kavgaları
Son yıllarda tarikat ve cemaatlerde patlak veren o fırtınalı post kavgalarını izliyorsunuzdur. İnsan sanıyor ki ortada derin bir ilahiyat tartışması, bir fıkıh ihtilafı var... Ne gezer! Konu tamamen verasetsiz mülkiyet ve arsa paylaşımıdır.
* Menzil (Semerkand) Örneği: Şeyh rahmetli oldu, ortalık bir anda karıştı. Müritlerin "hizmet" diye, "sevaptır" diye ilmek ilmek ördüğü, bağışladığı hastaneler, medya organları, devasa külliyeler ve şirketler bir gecede neye dönüştü dersiniz? Bayağı, bildiğiniz "baba mirasına"! Oğullar tesbihleri bir kenara bırakıp mahkemelere, karakollara koştular, "Mülk kimin?" diye kavgaya tutuştular. Ama o milyarlık servet kardeşler arasında paylaşılırken Maliye'nin kapısını çalıp bir kuruş Veraset Vergisi ödeyen çıkmadı. Kılıf cübbeli ve hazır: "Canım mülk el değiştirmedi ki, sadece vakıf mütevellisi değişti!"
* Süleymancılar Örneği: Rahmetli liderlerin ardından yüzlerce öğrenci yurdu, arsa ve ticari işletmenin yönetimi bir anda torunlara, yeğenlere geçti. Kanuni mirasçılarla cemaat yönetimi arasındaki o büyük kavgaların sebebi de ilim hikmet değil; trilyonluk vakıf tüzüklerindeki "yönetim yetkisi" koltuğuydu.
Laik Cephede Değişen Bir Şey Var mı?
Hiç heveslenmeyin, sarmaşığın kökü aynıdır; sadece sardığı ağaç değişir. Muhafazakar tarafta "hizmet ve kutsal emanet" sosuyla sunulan bu kurnazlık, seküler tarafta "çağdaş eğitim ve aydınlanma" söylemiyle tıkır tıkır işletilir.
* İSTEK Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi: Sayın Bedrettin Dalan kurdu, büyüttü. Bünyesinde devasa bir üniversite ve onlarca okul var. Bir özel şirket sahibi aynı büyüklükteki bir eğitim devini oğluna devretse Maliye kapıda yatardı. Ama burada ne oldu? Vakıf senedindeki o sihirli "mütevelli" değişimiyle koltuk bugün doğrudan oğul Dalan’a devredildi.
* Florence Nightingale ve Bilim Üniversitesi: Merhum Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu kamu desteğiyle, vakıf avantajlarıyla hastaneler kurdu. Zamanla o hastaneler ayrıştırıldı ve hop... Yönetimin başına oğul Prof. Dr. Cemşid Demiroğlu ve aile fertleri geçti. Kamu kaynaklarıyla beslenip büyüyen sağlık devi, tek kuruş intikal vergisi ödenmeden nur topu gibi bir aile imparatorluğuna dönüştü.
Anayasa mı? O da Nesi!
Şimdi konunun hukuki kılıfını soyup Anayasa’yı açalım:
1. Kanun Önünde Eşitlik (Anayasa m. 10): Hani "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz" kuralı vardı? Sıradan vatandaş babasının eski arabasını devrederken vergi öderken; "vakıfzade" ailelerin milyarlık yapıları 0 TL ile devralması resmen kutsal aile imtiyazıdır.
2. Vergi Adaleti (Anayasa m. 73): Mali gücü tavan yapmış yapılardan "mütevelli değişti" tiyatrosuyla vergi alamayıp, faturayı asgari ücretliye kesmek vergi adaleti değil, adalet komedisidir.
3. Peçeleme (VUK m. 3): Vergi hukuku der ki: "Bana şekli yutturamazsın, işin gerçek mahiyetine bakarım!" Şekil "mütevelli değişimi", gerçek mahiyet ise bal gibi vergisiz servet devri!
Ne Yapmalı?
Eğer bu ülkede Anayasa sadece vatandaşa uygulanan bir ceza cetveli değilse, şu neşter derhal vurulmalıdır:
* Akraba Kotası Şartı: Vakıf yönetim kurullarında birinci ve ikinci derece akrabaların oranı en fazla %20 ile sınırlandırılmalı; "Başkan ölürse yerine oğlu geçer" tarzı feodal tüzük maddeleri hukuken çöpe atılmalıdır.
* Mali Katkı Payı: Yönetimi babadan oğula geçen vakıf iktisadi işletmelerinden, devredilen finansal hacim üzerinden Kamusal Katkı Payı tahsil edilmeli; aksi halde "kamu yararı" muafiyetleri derhal iptal edilmelidir.
Kısacası; cübbeyle, rozetle, kamu yararı maskesiyle tüzüklere gizlenmiş bu feodal mirasa dur demek şarttır. Aksi halde bizler "baba mirası iki odalı evin" vergisini öderken, beyler "vakıf kılıflı holdinglerinde" saltanat sürmeye devam edecekler!