Siyasette en yıkıcı duygu güvensizlik değil, belirsizliktir. Bir kurumun üzerinde sallanan "butlan" davası tehdidi hukuken ortadan kalkmış, Demokles’in Kılıcı tepeden inmiş olabilir; ancak bu kez de vizyonsuzluğun ve şahsi ikbal kavgalarının doğurduğu yeni bir kabus sahneye çıkıyor: "Parti bölünecek mi?" belirsizliği.
Mevcut yapı; her gün yeni bir klik çatışmasıyla, sızdırılan delege pazarlıklarıyla ve "ha bölündü ha bölünecek" spekülasyonlarıyla hırpalanırken, tabanda devasa bir yorgunluk birikiyor. Tam da bu noktada, akıllara Sayın Özgür Özel’in daha önce olası hukuki engellere karşı dile getirdiği o kritik formül geliyor: "Yedek parti hazır."
Sorulması gereken radikal ama kaçınılmaz soru şudur: Sırf kurumsal etiket uğruna bu sinsi çürümeye ve bitmeyen kaosa katlanmak mı, yoksa masayı tamamen devirip tertemiz, net ve ilkeli yeni bir kulvar açmak mı?
Mali Handikaplar ve Siyasi Gerçekler
Kuşkusuz böyle bir "yeni kurumsal başlangıç" senaryosunun pratik ve hukuki bariyerleri var. Kamuoyunda, meclisteki milletvekillerinin yeni bir partiye geçmesi durumunda hazine yardımının da onlarla birlikte transfer edilebileceğine dair bir algı oluşabilir. Ancak mevcut mevzuat buna izin vermiyor. Hazine yardımı, milletvekili sayısına değil, son genel seçimde sandıktan çıkan oy oranına ve kurumsal tüzel kişiliğe göbekten bağlıdır.
Yani, ana gövdeden ayrılıp yeni bir logonun altına imza atacak kadrolar, arkalarında devasa bir devlet bütçesini bırakmak zorunda kalacaklardır. Bu yol, mali konforunu düşünenlerin değil; ceplerindeki parayla değil, vizyonlarıyla siyaset yapmak isteyenlerin yoludur. Mali avantajın olmaması, aslında bu hamleyi yapacak kadroların samimiyetini ve "etik" duruşunu tescilleyecek en büyük turnusol kağıdıdır.
Asıl Kazanç: Ağacı Budamak ve Köklerine Dönmek
Bu ayrışma, ilk bakışta bir zayıflama gibi görünse de aslında doğanın en temel kanununu siyaset sahnesine taşıyacaktır: Budama etkisi. Kurumuş, hastalıklı, parazit ve sadece kendi ikbalini düşünen dallar bu gövdeden ayrıldığında, geriye kalanlar partinin öz suyunu emen yüklerden kurtulacaktır.
CHP’de kalanlar, tabelanın konforunu değil, cumhuriyetin kurucu değerlerini ve halkın çıkarlarını her şeyin önünde tutan "gerçek CHP’liler" olacaktır. Tıpkı zamanında budanan bir ağacın daha gür yapraklar açması, daha sağlam meyveler vermesi gibi; bu arınma da ana gövdeyi daha sağlıklı, daha dirençli ve hedefine kilitlenmiş bir odak haline getirecektir. Büyümek için bazen eksilmek, daha güçlü filizlenmek için ise fazlalıklardan kurtulmak şarttır.
Türk Solu Kendi Mecrasında Büyür
Herkesi memnun etmeye çalışırken kimliğini silikleştiren, sızdırılan para ilişkileriyle veya liyakatsiz kadrolaşma iddialarıyla hırpalanan "büyük çadır" siyaseti artık miyadını doldurmuştur. Kaostan, belirsizlikten ve iç kavgadan beslenen bu hantal yapıyı kilitlemenin tek yolu, netleşmektir.
İlkeleri net, sosyal demokrasinin kurucu değerlerine sıkı sıkıya bağlı, şaibeli isimleri kapısının önünden bile geçirmeyen dinamik bir "yedek parti" hamlesi, Türk soluna aradığı taze kanı üfleyebilir. Sahada ise liyakatli ve tertemiz kadrolarla yürüyen bir hareket, seçmende muazzam bir umut dalgası yaratacaktır.
Unutulmamalıdır ki; tarih, koltuklarını korumak için çürüyen yapıları savunmaya devam edenleri değil, toplumun değişim ve ahlak çığlığına kulak verip cesaretle yeni yollar açanları yazar. Kaosun panzehiri netliktir; Türk siyasetinin de bugün her şeyden çok netliğe, dürüstlüğe ve temiz bir sayfaya ihtiyacı vardır.