Açın bakın Anayasa’nın 43. maddesine; ne yazıyor orada? "Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır." Yani ne demek? Sahiller halkındır, babanın malı gibi kapatamazsın demek!
Peki, pratik ne diyor? Pratik, anayasanın tam tersini söylüyor. Neden mi? Çünkü bu ülkede koskoca turizm ve kıyılar, onları halk adına korumakla görevli olan bir "Turizm Baronu"na emanet edilmiş durumda!
Lafı hiç evirip çevirmeyelim; Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin en büyük otel zincirlerinin, en devasa seyahat acentelerinin sahibi. Yani adam holding patronu. Bakanlığı döneminde kendi şirketine ait otellerin imar planı değişiklikleri, koy tahsisleri, teşvik iddiaları hiç gündemden düşmedi. Kuralları koyan iradeyle, o kurallardan milyarlarca lira kâr elde eden holding sahibi aynı koltukta oturuyor. Şaka gibi ama maalesef gerçek!
Sonuç ortada: Ege ve Akdeniz’in bütün güzelim koyları devasa otellerin, lüks işletmelerin şezlong işgali altında. Sıradan bir vatandaşın, bir emeklinin ailesini alıp o denizlerin kenarına ücretsiz ayak basması imkânsız hale geldi. Her taraf çitlerle, duvarlarla, "Giriş Yasaktır" tabelalarıyla çevrilmiş. Halk, kendi öz yurdunda, kendi denizine tellerin arkasından bakıp iç çeken birer "seyirciye" dönüştürüldü. Kıyılar halka kapatıldı, holdinglere peşkeş çekildi.
Sorumluluktan Kaçma Uyanıklığı ve CHP'nin Koltuk Komedisi
Fakat bu soygun düzeni öyle bir kurnazlıkla işliyor ki, adamlar halkın malını elinden alırken suçu yine halkın temsilcilerine yıkmanın formülünü bulmuşlar.
Bakın, daha taze bir gelişme var: Yargı kararlarıyla, Danıştay eliyle daha önce durdurulan, doğayı ve kıyıları yağmalayacağı hukuken tescillenen Çeşme Projesi yeniden ısıtılıp önümüze kondu.
Peki, bizim "Turizm Baronu" ne yapıyor? Ankara’da İzmir iş dünyasını, yerel aktörleri toplamış, adeta bir lütuf gibi arkasına yaslanıp ne diyor biliyor musunuz? "Biz bu defteri kapatmıştık ama yerelde siyaset üstü bir mutabakat varsa, İzmir halkı istiyorsa projeyi yapmaya hazırız."
Görüyor musunuz uyanıklığı? Rantın, talanın, sahilleri kapatmanın adını "yerel mutabakat" koymuşlar! Yarın bir gün o muazzam doğa parçası betonla dolduğunda, sahiller halka tamamen kapatıldığında suçlu kim olacak? Bakan değil! "Eee, yerel yönetimler istedi, ticaret odaları bastırdı, mutabakat sağladık" diyecekler.
Tabii bakan bu planı yaparken arkası rahat. Neden mi? Çünkü o sırada koskoca ana muhalefet partisinde memleketin sahilleri değil, "CHP koltuğuna kim oturacak?" kavgası dönüyor! Bakan orada Çeşme’yi, kıyıları, geleceğimizi masaya yatırmış, yerel aktörleri kafalamaya çalışıyor; bizim muhalefet ise kim kimin kuyusunu kazacak, delegeleri kim kapacak, genel merkez koltuğuna poposunu kim koyacak onun tiyatrosunu oynuyor. Adamlar memleketi holding gibi parsellerken, bunlar parti içi taht oyunlarında birbirini yemekle meşgul. Ne de olsa koltuk tatlı, memleketin sahili kimin umurunda!
Devlet mi Yönetiyorsunuz, Anonim Şirket mi?
Kamu gücünü elinde tutan turizm baronu, yargı kararlarını arkadan dolanmak için yerel aktörleri, belediyeleri ve odaları kendi suçuna ortak etmeye çalışıyor. İşte holding mantığı tam olarak budur: Kârı kendisi cebe indirir, risk ve sorumluluğu ortaklarına dağıtır!
Şimdi hepimizin kendine şu can alıcı soruyu sorma vakti: Biz bir devletin vatandaşları mıyız, yoksa devasa bir Anonim Şirketin müşterileri mi?
Eğer bir devletsek; anayasa uygulanır, sahiller halka açılır, bakanlar kendi otellerine kıyı kapatamaz. Ama eğer bir Anonim Şirketsek; işte o zaman otel zinciri olan turizmi yönetir, "yerel mutabakat" kılıfıyla talan meşrulaştırılır, halk da kendi denizine teller arkasından bakan birer marabaya dönüşür.
Buradan yerel yönetimlere, odalara ve belediyelere sesleniyorum: Bu sinsi oyuna gelmeyin! Muhalefetin o koltuk kavgalı aymazlığından cesaret alan bu talana ortak olmayın! "Biz holdinglerin değil, halkın koruyucusuyuz" deyin. Yoksa bu baronlar, memlekette sıradan vatandaşın basacağı tek bir çakıl taşı bile bırakmayacaklar!