Siyaset, doğası gereği dinamiktir; aktörler değişir, güç dengeleri yer değiştirir, dönemler kapanır ve yenileri açılır. Ancak siyasetin bu amansız ve hızlı akışı içerisinde hiç değişmemesi gereken, adeta bir kutup yıldızı gibi sabit kalması gereken temel değerler vardır: Kurumsal ciddiyet, ahde vefa ve kentsel hafıza.
Ne yazık ki son günlerde yerel yönetimler eliyle alınan bazı kararlar, siyasetin o sığ ve konjonktürel dehlizlerinde bu değerlerin nasıl kolayca feda edilebildiğini bizlere bir kez daha gösterdi.
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde, geçmişte İstanbul Bakırköy Belediyesi ile bölge halkının muazzam bir dayanışmasıyla harabe halinden ayağa kaldırılan Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezi’nin ismi, belediye meclisi kararıyla silindi. O bina ki; zamanında Bakırköy halkının, meclis üyelerinin ve Alevi vatandaşların maddi-manevi katkılarıyla, deyim yerindeyse "helal lokmalarla" ve kolektif bir ruhla sıfırdan inşa edilmişti. Bugün meclis çoğunluğuna dayanarak o tabelayı indirenler, sadece bir dönemin genel başkanının ismini silmiyor; o binaya harç koyan, tuğla taşıyan binlerce insanın emeğini ve iradesini de yok sayıyor.
İşte tam bu noktada, arşivlerin tozlu sayfalarını aralamak ve sormak gerekiyor: Biz bu filmi daha önce izlemedik mi?
İnsanlar güçlüyken, iktidardayken sırf ona yalakalık yapmak için isimlerini caddelere verip, sonra güçten düştükten sonra o ismi kaldırmayı asla doğru bulmuyorum. Bu ülkenin yakın tarihi, güç el değiştirdiğinde hafızayı sıfırlamaya, intikam almaya ve rüzgara göre pozisyon almaya çalışanların trajik örnekleriyle doludur.
Tarih bizi öyle bir noktaya getiriyor ki; vaktiyle gücü elinde tutanlar tarafından asılan, idama mahkûm edilen Adnan Menderes’in ismini bugün geliyor İzmir'de havalimanına veriyoruz. Güce taparak isim silmeye kalkanların parmak hesapları tarih karşısında eriyip giderken, o isimler toplumsal vicdandaki yerini her zaman koruyor.
Hafızamızı yakın geçmişe, Ocak 2022’deki İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis salonuna geri saralım. O dönem de Buca’nın merkezinde yer alan Çevik Bir Meydanı’nın isminin, değişen siyasi rüzgarlar ve popülist gerekçelerle alelacele değiştirilmesi gündeme getirilmişti.
O gün de tıpkı bugün olduğu gibi, yukarıdan aşağıya dayatılan bu isim silme operasyonlarına ve kent hafızasının yapboz tahtasına çevrilmesine karşı çıkmıştım. Siyasetin geçici hevesleriyle kentlerin kalıcı hafızasının zedelenemeyeceğini, adaletin ve hukukun konjonktüre feda edilemeyeceğini savunarak meclis kürsüsünden aynen şu sözlerle tarihe not düşmüştüm:
"Çevik Bir ismi oraya verilmişti. Şimdi bu vatandaş cezaevinde. Bu dede generallerin 82 yaşında hepsini cezaevine attık. TSK hepimizin TSK'sı. Nedir bu düşmanlık? Eğer ihtilale karıştıysa hepsinin Allah cezasını versin ancak 82 yaşında birinin cezaevine atılmasını doğru bulmuyorum. FETÖ'nün yapmış olduğu bir davayı emsal göstererek bunu kabul etmeyi benim hukukçu vicdanım kabul etmiyor. İsim değişebilir ancak bırakın ismi, ismi Buca halkı değiştirmek istiyorsa başım üstüne. Siz Çevik Bir ismini değiştirin ancak burayı herkes eski Çevik Bir meydanı olarak anacak."
Dün İzmir’de bir hukukçu olarak savunduğum ilke neyse, bugün Hacıbektaş için haykırdığım gerçek de odur! Bizim derdimiz hiçbir zaman sadece tabeladaki harfler olmadı. Bizim derdimiz; idari devamlılıktır, kentsel belleğe saygıdır, ahde vefadır ve en önemlisi halkın iradesidir.
Siyasi konjonktüre göre yön değiştiren, rüzgar nereden eserse oraya yelken açan sığ siyaset anlayışı, toplumsal hafızayı yok ederek kurumsal bir başarı elde edemez. Bugün ellerindeki meclis çoğunluğuna güvenerek tabelaları indirenler bilmelidir ki; parmak hesabı oylamalarla binalardan isimleri silebilirsiniz. Ancak insanların o binalara koyduğu kalbi, dökülen alın terini ve o sarsılmaz toplumsal dayanışma ruhunu geçmişten ve hafızalardan asla silemezsiniz. Siz o tabelaları değiştirseniz de, oralar halkın hafızasında her zaman o ortak emeğin adıyla anılmaya devam edecektir.
Dün de söyledik, bugün de tekrarlıyoruz: İlkeli siyaset ve hukukçu vicdanı konjonktür tanımaz. Kent hafızasına müdahale etmek, geçmişe karşı yapılmış büyük bir kadirbilmezlik ve vefasızlıktır. Ve tarih, güce göre rüzgar gülü olanları değil, her şartta ilkelerine sahip çıkanları yazacaktır.